Turkish words: S
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- sınırda kişilik bozukluğu
- sınırdaş
- sınırdaş olmak
- sınırdışı
- sınırdışı etmek
- sınırlama
- sınırlama. favorable conditions uygun şartlar. in condition çalışır vaziyette
- sınırlamak
- sınırlamak. on the verge of eşiğinde
- sınırlamak. take the bit in one' teeth idareyi eline almak.
- sınırlandıran
- sınırlandırma
- sınırlandırmak
- sınırlandırılmış
- sınırlandırılmış herhangi bir şey. beyond the pale yetkisi dışında
- sınırlanmış olma
- sınırlanmış. measureless ölçüsüz
- sınırlar
- sınırlar.
- sınırları içinde
- sınırlarını belirtmek
- sınırlayan kural
- sınırlayan veya tahdit eden şey
- sınırlayıcı
- sınırlayıcı.
- sınırlı
- sınırlı integral
- sınırlı sorumlu şirket
- sınırlı.
- sınırlılık
- sınırsız
- sınırsız olarak
- sınırsız.
- sıpa: toy kimse. colthood
- sır
- sır olarak verilmiş.
- Sır olarak.
- sır saklama
- sır saklayan
- sır söylemek
- sır söyleyen özel veya gizli bir şeyi meydana vuran.
- sır tutma
- sır tutma. in concealment saklı
- sır vermek.
- sır vermek. confide in itimat etmek
- sır vermemek. keep down
- sıra
- sıra bekleyen insan veya araba dizisi
- sıra dışından. take turns nöbetleşmek
- sıra evler
- sıra evleri olan sokak. hard row to hoe zor iş.
- sıra fenerler. range rider atlı bekçi
- sıra halinde barut
- sıra ile
- sıra ile farklı ekinler yetiştirmek
- sıra ile uzanan şey
- sıra ile çalıştırmak
- sıra ile.
- sıra ile. one another birbirini
- sıra meydana getirmek.
- sıra sıra. upon my word vallahi
- sıra tutma
- sıra veya derece gösteren
- sıra veya dizi halinde gitmek. string along aldatmak
- sıra.
- sıra: dizi
- sıraca
- sıraca otu
- sıraca önce olarak
- sıracaotu
- sıradan
- sıradağ
- sıradışı
- sıral sayı
- sıralama
- sıralama algoritması
- sıralamak
- sıralanmak
- sıralanış
- sıralarla donatmak
- sıralayıcı
- sıralı tepkimeler
- sırası gelmişken
- sırasında
- sırasında: in-service training çalışma sırasında yapılan eğitim
- sırasını atlatmak
- sırasız. inopportunely vakitsizce
- sıraya dizmek
- sıraya geçmek
- sıraya girmek
- sıraya koymak
- sıraya oturtmak
- sıraya sokmak
- sırayla
- Sırbistan
- Sırbistan Cumhuriyeti
- Sırbistan ve Karadağ
- Sırbistan-Karadağ
- Sırbistan. Serbian Sırbistan'a ait
- Sırbistanlı
- sırda çatlak.
- sırdaş
- sırf
- sırf.
- sırlamak
- sırma
- sırma tel. gold washer yıkayarak altını kumdan ayıran kimse veya alet. a heart of gold altın kalp
- sırnaşma
- sırnaşmak
- sırnaşık
- sırnaşık adam
- sırnaşıklık
- Sırp
- Sırp dili
- Sırp-Hırvatça
- Sırp.
- Sırplı
- Sırplık
- Sırpça
- Sırpça.
- sırra kadem basmak
- sırri
- sırrı ifşa etmek. let oneself go duygularına serbestçe yol vermek
- sırrın dışarıya sızması
- sırrını anlamak
- sırrını açıga vurmak
- sırrını söylemek; açılmak
- sırsıklam
- sırt
- sırt ağrısı
- sırt gibi: kabartma çizgileri olan.
- sırt sırta
- sırt sırta. be at one' back bir kimseye arka çıkmak. behind one' back birisinin arkasından
- sırt veya böğüre saplanan şiddetli ve ani sancı
- sırt yüzgeci
- sırt çantası
- sırt çantası.
- sırt üstü yüzüş.
- sırtlan
- sırtta.
- sırtüstü
- sırtına almak
- sırtına binmek
- sırtından yük atma
- sırça
- sırça köşkte oturan komşusuna taş atmamalı
- sırık
- sırık gibi.
- sırık ile tutmak
- sırık koymak. put a spoke in one' wheel bir kimsenin çanına ot tıkamak.
- sırıkla atlama
- sırıkla atlamacı
- sırıkla sandalı yürütmek
- sırıkla yüksek atlama
- sırıklamak
- sırıklarla donatmak
- sırılsıklam
- sırılsıklam âşık
- sırım
- sırım gibi.
- sırıtma
- sırıtma sırıtış. Grin and bear it. Sabırla tahammül et.
- sırıtmak
- sırıtış
- sıska
- sıskalık
- sıskalık.
- sıtma
- sıtma ağacı
- sıtma getiren
- sıtma sivrisineği
- sıtma. intermittence geçici olarak ara verme. intermittently zaman zaman durarak .
- sıtma. malarial sıtmalı.
- sıtmalı
- sıva
- sıva vurmak
- sıva.
- sıvacı kuşu
- sıvacı kuşugiller
- sıvacı çamuru
- sıvacılar tarafından kullanılan ince kireç harç
- sıvamak
- sıvazlamak
- sıvı
- sıvı evre
- sıvı hal
- sıvı mayi
- sıvı sabun
- sıvı veya hamurumsu preparatı sürmek
- sıvı yakıt
- sıvı yağ
- sıvıcıl eğri
- sıvık
- sıvılaştırma
- sıvılaştırılmış petrol gazı
- sıvıya batırmak
- sıvıölçer
- sıvışmak
- sıvışmak. win in a walk kolayca kazanmak.
- sıvışıp gitmek. slip on giyivermek
- sıyanet
- sıyrık
- sıyrık.
- sıyrılma
- sıyrılmak
- sıyrılmak. with a high hand zorbalıkla
- sıyırma
- sıyırmak
- sıyırtmak
- sıyırıp geçiş.
- sıyırıp geçmek
- sızan şey. oozy sızıntılı
- sızanak
- sızdıran
- sızdırmak
- sızlama
- sızlamak
- sızlanarak
- sızlanma
- sızlanmak
- sızlanış
- sızlatmak
- sızma
- sızma sızıntı
- sızma. leaky sızıntılı.
- sızmak
- sızmak.
- sızmak. exuda'tion dışarı sızan şey
- sızmaz
- sızı
- sızıcı
- sızıntı
- sızıntı yeri
- sızıntı, kaçak
- sızıntılı
- sızınım
- sızıp akmak
- sızıp içeri geçmek
- sıçan
- sıçan dikeni
- sıçan zehiri
- sıçan. mouse color fare rengi
- sıçancıl
- sıçandişi
- sıçangiller
- sıçankulağı
- sıçankulağı. sweet pea kokulu bezelye çiçeği
- sıçankuyruğu
- sıçanotu
- sıçanotu. arsenic