LexiTurk← Dictionary

Turkish words: S

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • sıcaklıklar
  • sıcaklıkölçer
  • sıcaklıkölçüm
  • sıcaktan çatlamış
  • sıcağa ait
  • sıcağı sıcağına
  • sıfat
  • sıfat cinsinden olan
  • sıfat veya benzeri.
  • sıfat-fiil
  • sıfat.
  • sıfatlarda ise -ce veya -ca anlamına gelir: Turkish
  • sıfatlaştırma
  • sıfatlaştırıcı
  • sıfır
  • sıfır farkı.
  • sıfır matrisi
  • sıfırdan
  • sıfırdan dokuza kadar tam sayıların her biri.
  • sıfırdan yukarı
  • sıfırın altında yedi derece. minus sign eksi işareti.
  • sıfırıncı
  • sıgır eti
  • sıhhat
  • sıhhat varakası. bill of lading konşimento
  • sıhhate yarar. healthily sıhhi bir şekilde. healthiness sıhhat
  • sıhhate yararlı
  • sıhhate zararlı fena
  • sıhhati bozuk
  • sıhhati bozulmak
  • sıhhati iyileşmek
  • sıhhatine içilen kimse
  • sıhhatine içme
  • sıhhatine içmek.
  • sıhhatine veya şerefine içerken kadeh tokuşturma
  • sıhhatini iade etmek
  • sıhhatini tevsik etme.
  • sıhhatini tevsik etmek. authentica'tion doğru olduğunu ispatlama
  • sıhhatli
  • sıhhatsiz
  • sıhhatte oluş.
  • sıhhatte. up and down beş aşağı beş yukarı
  • sıhhatça iyi
  • sıhhatçe düşme
  • sıhhatçe düşmek
  • sıhhi
  • sıhhi izin
  • sıhhi pamuk
  • sıhhi şartları geliştirme
  • sıhhiyeci
  • sıhriyet
  • sık
  • sık gidilen yer .
  • sık olarak yayılmak.
  • sık sık
  • sık sık arızalanan kısım. What' the trouble? Ne var? Derdin ne? Mesele nedir?
  • sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse.
  • sık sık gidilen yer
  • sık sık gidilen yer. haunted tekin olmayan
  • sık sık gitme. last resort son merci
  • sık sık gitmek
  • sık sık vuku bulan. frequently sık sık. frequentness sık sık vuku bulma.
  • sık sık vuku bulma
  • sık sık. continually mütemadiyen.
  • sık çalılık
  • sık çalılık veya ağaçlık.
  • sıkboğaz etmek
  • sıkkıcı bir şekilde.
  • sıklaşmak
  • sıklaştırma
  • sıklaştırmak
  • sıklet
  • sıklık
  • sıklık.
  • sıkma
  • sıkmak
  • sıkmak.
  • sıkmaç.
  • sıksayı
  • sıksayı ölçünü
  • sıkça
  • sıkı
  • sıkı ağızlı
  • sıkı bağlayan
  • sıkı denetim
  • sıkı disiplin.
  • sıkı fıkı
  • sıkı idare taraftarı.
  • sıkı olarak
  • sıkı olmayan
  • sıkı pazarlık
  • sıkı pazarlık etmek
  • sıkı sıkı bağlamak
  • sıkı sıkıya bağlamak
  • sıkı sıkıya doldurmak
  • sıkı tutmak
  • sıkı tutmak.
  • sıkı ve bağlı olmayan
  • sıkı yönetim
  • sıkı çekmek
  • sıkı. pressingly sıkıştırarak
  • sıkıca
  • sıkıca birleştirmek
  • sıkıca doldurmak
  • sıkıca sarılmak
  • sıkıca tutan
  • sıkıca tutma
  • sıkıca tutmak
  • sıkıca tutmak. clasp knife büyük çakı
  • sıkıcı
  • sıkıcı bir iş veya durum
  • sıkıcı bir şe kilde
  • sıkıcı durum. hot spring kaplıca. biow hot and cold hem lehinde hem aleyhinde bulunmak. get hot ısınmak
  • sıkıcı monotonously tekdüze olarak.
  • sıkıcı söz veya yazı
  • sıkıcı ve bitmek tükenmek bilmeyen iş
  • sıkıcı ve monoton iş.
  • sıkıcı şey veya kimse
  • sıkıcı.
  • sıkıcı. tire somely yorucu surette. tiresomeness yoruculuk.
  • sıkıcılık
  • sıkılan
  • sıkılaştırmak
  • sıkılaştırıcı
  • sıkılgan
  • sıkılgan kimse.
  • sıkılgan. consciously bile bile
  • sıkılganlık
  • sıkılganlık.
  • sıkılma
  • sıkılma çekinme. restraint of trade ticareti kısıtlama veya narh koyma.
  • sıkılmak
  • sıkılmazlık
  • sıkılmış
  • sıkılık
  • sıkılık.
  • sıkıntı
  • sıkıntı sonucu olan dalgınlık. brown sugar rafine edilmemiş veya kısmen rafine edilmiş şeker
  • sıkıntı verici.
  • sıkıntı verici. loneliness yalnızlık
  • sıkıntı vermek
  • sıkıntı vermek suretiyle. embarrassment sıkıntı
  • sıkıntı vermek. bird of prey yırtıcı kuş.
  • sıkıntı vermek. gnawing ezinti
  • sıkıntı yok
  • sıkıntı çekerek
  • sıkıntı çekmek
  • sıkıntı.
  • sıkıntı. in care of eliyle. take care dikkatli olmak. take care of bakmak
  • sıkıntıfeşer
  • sıkıntılara katlanmak
  • sıkıntılı
  • sıkıntılı günler. hard up eli dar
  • sıkıntılı zaman. raininess yağmur çokluğu.
  • sıkıntılı şey
  • sıkıntılı. somberly loşça
  • sıkıntısını hafifletmek veya defetmek
  • sıkıntısız
  • sıkıntısız. be in hot water başı dertte olmak
  • sıkıntıya düşmüş. pea soup bezelye çorbası
  • sıkıntıya sokmak
  • sıkıp içini boşaltma
  • sıkıp içini boşaltmak. express oneself maksadını anlatmak
  • sıkıp suyunu veya yağını almak
  • sıkıp çıkarmak
  • sıkıstırmak
  • sıkıstırmak. bear on alakası olmak. bear out desteklemek
  • sıkıt
  • sıkıyönetim
  • sıkıyönetim. go to law mahkemeye müracaat etmek
  • sıkıyönetim. martially askerce
  • sıkıyönetim. state of war harp hali state owned devlet malı. state prison siyasi mahkümlara mahsus hapishane
  • sıkışma
  • sıkışmak
  • sıkışmış
  • sıkıştlrmak
  • sıkıştrıvermek
  • sıkıştımak
  • sıkıştırma
  • sıkıştırma. squeeze through sıkışıp arasından geçmek.
  • sıkıştırmak
  • sıkıştırmak. bombarder topa tutan kimse. bombardment bombardıman
  • sıkıştırmak. go to the wall iflâs etmek. hit one' head against a stone wall başı belaya girmek
  • sıkıştırmak. sell like hot cakes kapışılmak. hotly heyecanla
  • sıkıştırmak. wedg'y kıskı gibi.
  • sıkıştırıcı
  • sıkıştırılma
  • sıkıştırılma katsayısı
  • sıkıştırılmış
  • sıkıştırıp acıtmak
  • sıkıştırıp tıkmak
  • sıkışık
  • sıkışık doldurma
  • sıkışık durumda.
  • sıkışık olmayan
  • sıkışıklık
  • sıla hastalığı. nostalgic vatan hasreti kabilinden.
  • sıla izni
  • sıla izni vermek
  • sıla sıygası
  • sılaya gitme
  • sımrlamak. restrainable zaptedilebilir.
  • sımsıkı secureness sağlamlık
  • sımsıkı tutmak
  • sımsıkı. tightly sıkıca tightness sıkılık.
  • sınai
  • sınai işler ilmi
  • sınamak
  • sınav
  • sınav veya sınıfta kalma. flunk out başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak veya bıraktırmak.
  • sınav yamak
  • sınav yapmak. pass an examination imtihan vermek
  • sınava tabi tutmak
  • sınavda geçme
  • sınavda geçmek
  • sınavda kalmak
  • sındı
  • sıngırak
  • sınıf
  • sınıf arkadaşı
  • sınıf arkadaşı.
  • sınıf buluşması
  • sınıf öğretmeni
  • sınıf.
  • sınıf. classified advertisements küçük ilânlar.
  • sınıfbirim
  • sınıflama
  • sınıflama yapmak
  • sınıflamak
  • sınıflandırma
  • sınıflandırma cetveli
  • sınıflandırmak
  • sınıflara ayırmak
  • sınıfta bırakmak
  • sınıfta düzeni korumakla görevlendirilen öğrenci
  • sınıfta kalmak
  • sınıftaş
  • sınıfında
  • sınık
  • sınır
  • sınır akımı
  • sınır dışı etme
  • sınır işareti
  • sınır kişilik bozukluğu
  • sınır koymak
  • sınır meydana getirmek
  • sınır muhafızı
  • sınır tanımayan
  • sınır taşı
  • sınır.
← PreviousPage 23 of 25Next →