LexiTurk← Dictionary

Turkish words: S

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • Saturn. Satur'nian bu tanrıya veya gezegene ait.
  • Satürn
  • Satürn gezegeninin en buyük uydusu. titan'ic muazzam
  • satıcı
  • satıcı kadın.
  • satıcılık
  • satıcının durduğu yer
  • satıh
  • satıhtan yüksek yer
  • satılabilme.
  • satılacak gazetelere mahsus yer
  • satılacak mal
  • satılacak mallar
  • satılmak
  • satılmamış
  • satılmamış.
  • satılık
  • satılır
  • satılış
  • satım
  • satımca
  • satımcalama
  • satın alma
  • satın almak
  • satın alınan şey
  • satır
  • satır aralarında verilen metin tercümesi
  • satır aralarını okumak
  • satır sonu
  • satırla
  • satırsa
  • satış
  • satış artışını sağlayan unsurlar.
  • satış eşyası
  • satış fiyatı
  • satış makinesi
  • satış memuru.
  • satış noktası
  • satış pavyonuç
  • satış tezgâhı veya masası
  • satış yeri
  • satışa arzetmek
  • satışa hazır
  • satışa çıkarmak
  • satışa çıkarmak. come over olmak
  • satışta rağbet görmek
  • satışı teşvik eden ilan veya teklif
  • satışım artırmak
  • satışıyle meşgul olmak
  • sauna
  • Saunders martısı
  • Sauria
  • sav
  • sava
  • savagism yabanilik
  • Savahili
  • Savahilice.
  • savak
  • savan
  • savana
  • savana.
  • Savannah
  • savat
  • savaş
  • savaş alanı
  • savaş alanı veya savunmaya uygun yer
  • savaş arabası
  • savaş açmak
  • savaş baltası
  • savaş düzeni alma
  • savaş esiri
  • savaş gemisi
  • savaş gemisi.
  • savaş gereçleri
  • savaş halinde olan devletlerin esir mübadelesi için aralarında yaptıkları anlaşma
  • savaş ilan etmek
  • savaş karşıtı
  • savaş meydanı
  • savaş nedeni
  • savaş sonucu oluşan. war cloud savaş bulutu
  • savaş suçlusu
  • savaş suçu
  • savaş sırasında olan.
  • savaş topu
  • savaş tutsağı
  • savaş uçakları arasındaki çatışma.
  • savaş uçağı
  • savaş veya mücadele eğilimi
  • savaş zamanı
  • savaş öncesine ait.
  • savaşa başlamak. offer battle savaşa meydan vermek
  • savaşa hazırlamak
  • savaşa katılmak
  • savaşa özgü
  • savaşma
  • savaşmak
  • savaşmak. battle array harp safı. battle-ax cenk baltası
  • savaşta kullanılan
  • savaşta kullanılan at
  • savaştan doğan
  • savaştan sonra kalkınma.
  • savaşçı
  • savaşçı. martial law örft idare
  • savaşçıl
  • savaşım
  • savca
  • savcı
  • savcı. public prosecutor savcı
  • savcılık
  • savlamak
  • savlanan
  • savma cevap
  • savmak
  • savruk
  • savruk.
  • savsak
  • savsak kayıtsız. neglectfully ihmal edercesine. neglectfulness ihmalkârlık.
  • savsak kayıtsız. negligently dikkatsizlikle
  • savsaklamak
  • savunan kimse
  • savunca
  • savunma
  • savunma mekanizması
  • savunma oyuncusu
  • savunma şeklinde olan. apologetically özür diler gibi
  • savunmak
  • savunmak müdafaa etmek
  • savunmasız
  • savunucu
  • savunucu kimse
  • savunucu veya müdafaa eden kimse
  • savunucu. protectively himaye edercesine. protectiveness himayecilik
  • savunulabilir
  • savunulabilir. justifiably haklı olarak. justifiableness
  • savunulamaz
  • savunulamaz.
  • savurgan
  • savurgan tutumsuz
  • savurganlık
  • savurma
  • savurma. a flourish of trumpets merasim borusu. flourishingly serpilerek
  • savurmak
  • savurmak: silkinmek: silkmek
  • savut
  • savuşmak
  • savuşmak. sneak thief açık pencere veya kapıdan giren hırsız. sneaky sinsi
  • savuşturan veya geçiştiren kimse
  • savuşturmak
  • say
  • saya
  • sayaç
  • Sayda
  • saydam
  • saydam cam gibi
  • saydam tabaka
  • saye
  • sayeban
  • sayesinde
  • sayfa
  • sayfa altımdaki boşluk
  • sayfa halinde baskı klişesi
  • sayfa kenarı
  • sayfalama
  • sayfalandırma
  • sayfaları karıştırmak
  • sayfalayıcı
  • sayfiye
  • sayfiye.
  • Saygon.
  • saygı
  • saygı değer
  • saygı duruşu
  • saygı duymak
  • saygı göstermek
  • saygı göstermek.
  • saygı göstermek. give notice işten çıkacağını önceden haber vermek. serve notice uyarmak
  • saygı.
  • saygıdeğer
  • saygıdeğer.
  • saygıdeğerlik
  • saygılar. pay one' respects saygılarını sunmak. with respect to
  • saygılarımla
  • saygılarını sunmak
  • saygılı
  • saygılı. courteously nazikâne.
  • saygılı. dutifully vazifesini bilerek
  • saygın
  • saygınlık
  • saygınlığını yitirmek
  • saygısız
  • saygısız. impudence küstahlık
  • saygısızca
  • saygısızca.
  • saygısızlık
  • sayko
  • saylamak
  • saylav
  • saylavcı
  • sayma
  • sayma sayısı
  • saymak
  • saymak. think out düşünüp çıkarmak
  • saymamak
  • saymamak. show disre spect for saygısızlıkta bulunmak. disre spectable saygısız.
  • sayman
  • sayman accountancy muhasebecilik accounting muhasebe.
  • saymayış.
  • sayrı
  • sayrılarevi
  • sayrılık
  • sayrımsamak. pretend to be a scholar bilginlik taslamak. pretend to the throne tahtta hak iddia etmek.
  • sayvan
  • sayvan.
  • sayı
  • sayı doğrusu
  • sayı farkı
  • sayı ifade eden. numerical adjective sayı sıfatı. numerically sayıca.
  • sayı kaydedilmeyen
  • sayı kazanmak
  • sayı kilidi
  • sayı olarak
  • sayı saymak
  • sayı sistemi
  • sayı sıfatı
  • sayı tutmak
  • sayı veya puan kaydetmek.
  • sayı yapma
  • sayıbilgisi
  • sayıca
  • sayıca çok
  • sayıcı
  • sayıcı.
  • sayıklama
  • sayıklamak
  • sayıklayan
  • sayıl
  • sayılabilir
  • sayılama
  • sayılamayan
  • sayılamaz
  • sayılar
  • sayılar teorisi
  • sayıları toplamak
  • sayıların esrarlı etkisini açıklayan inanış.
  • sayılmak
  • sayılmak. rank above daha yüksek rütbede olmak. rank next to rütbe veya mevkice ikinci gelmek. rank'ing kıdemli.
  • sayılmaz
  • sayılı
  • sayılır
  • sayım
← PreviousPage 6 of 25Next →