LexiTurk← Dictionary

Turkish words: S

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • sayın
  • sayısal
  • sayısal analiz
  • sayısal olarak
  • sayısal yineleyici
  • sayısı çok
  • sayısız
  • sayısız.
  • sayısız. incalculably hesaba gelmez bir şekilde.
  • sayıtım
  • sayıtım düzeneği
  • sayıtımsal ısıldevimbilim
  • sayıya ait
  • sayıya gelmez
  • sayıçizge
  • sayışma
  • saz
  • saz benizli.
  • saz benizli. wax'y mumlu
  • saz delicesi
  • saz jasanası
  • saz kamışçını
  • saz kiraz kuşu
  • saz sapı
  • saz tavuğu
  • saz teli
  • saz tuygunu
  • saz şairi
  • sazan
  • sazan familyasmdan bir çeşit tatlı su balığı
  • sazana benzer tatlı su balığı
  • sazangiller
  • sazansılar
  • sazhorozu
  • sazlık
  • sazın perde taksimlerini takmak. fret saw kıl testere. fretwork bazı yeri kabartma bazı yeri oyma olan iş.
  • saç
  • saç boyası
  • saç boyası.
  • saç derisi
  • saç filesi
  • saç fırçası
  • saç fırçası.
  • saç kesimi
  • saç kordelesi
  • saç kremi
  • saç kurutma makinesi
  • saç lulesi
  • saç lülesi
  • saç modeli
  • saç perçemi
  • saç tıraşı
  • saç veya yün yumağı şiltelere doldurulan kaba pamuk veya paçavra
  • saç çizgisi
  • saç örgüsü
  • saç örgüsü şeklindeki motif veya süs.
  • saç şekli
  • saç.
  • saçak
  • saçak gibi şey
  • saçak. drip pan damlayan su veya yağı toplamaya mahsus kap. drippy damlayan
  • saçaklık düğüm yapmak
  • saçaktan damlayan su. eavesdropper kulak misafiri. eavesdropping kulak misafiri olma.
  • saçkıran
  • saçları fırça gibi.
  • saçları kısmen veya tamamen dökülmüş
  • saçların ayrıldığı yer
  • saçlı
  • saçlı meşe
  • saçma
  • saçma arzu
  • saçma bir şekilde absurdness anlamsızlık
  • saçma sapan
  • saçma sapan konuşmak
  • saçma sapan söz
  • saçma sapan sözlerle süslemek.
  • saçma suretiyle tohum ekmek
  • saçma söz. stark raving mad kudurmuş
  • saçma ve anlamsız söz. chaffy kabuklu.
  • saçma şekilde romantik. quixotically donkişotçasına. quixotism don- kişotluk.
  • saçma şey
  • saçma.
  • saçma. childishly çocukça. childishness çocuksuluk.
  • saçma. illegitimacy piçlik
  • saçma. ridiculously maskaraca
  • saçma. sillily ahmakça. silliness ahmaklık
  • saçmak
  • saçmalamak
  • saçmalamak.
  • saçmalamak. talk one into ikna etmek. talk one' head off kafasını şişirmek
  • saçmalık
  • saçmalık.
  • saçsız
  • saçı ağarmış
  • saçılma
  • saçılmak
  • saçılmış
  • saçın özü
  • saçını kesmek
  • saçınım
  • sağ
  • sağ açıklık
  • sağ imiş gibi.
  • sağ kalmak
  • sağ karıncığı
  • sağ kol
  • sağ ol
  • sağ olmak
  • sağ olun
  • sağ salim
  • sağ selamet
  • sağ taraf
  • sağ tıklamak
  • sağa sola çevirmek
  • sağalmış
  • sağaltmak
  • sağanak
  • sağanak.
  • sağanağa benzer herhangi bir şey
  • sağangiller
  • sağcı
  • sağcılar. a legal right kanuni hak. by right of hak veya yetkisiyle. by right hakkı olarak
  • sağdaki
  • sağduyu
  • sağduyu .in a sense bir anlamda
  • sağduyu.
  • sağduyu. prudently basiretle
  • sağduyulu
  • sağdıç
  • sağgörü
  • sağgörülü
  • sağgörüsüz. indiscreetly düşüncesizce.
  • sağlam
  • sağlam bünyeli
  • sağlam olmayan
  • sağlam tutmak
  • sağlam vaziyette olmayarak. insecurity emniyetsizlik.
  • sağlam yapılı
  • sağlam.
  • sağlam. solidness katılık
  • sağlama
  • sağlama almak
  • sağlama bağlamak
  • sağlama bağlamak.. underwriter sigortacı.
  • sağlamak
  • sağlamca. staunchness sebat
  • sağlamlaştlrılmış yer.
  • sağlamlaştırma
  • sağlamlaştırmak
  • sağlamlık
  • sağlamlık.
  • sağlamlık. solidly oy birliğiyle
  • sağlanmak
  • sağlayan kimse
  • sağlayıcı
  • sağlık
  • sağlık .
  • sağlık bilgisi
  • sağlık hizmetleri
  • sağlık için yapılan jimnastik veya yürüyüş. constitutionally anayasaya göre
  • sağlık muayenesi
  • sağlık sigortası
  • sağlık teskilâtı
  • sağlık vermek
  • sağlık yoklaması
  • sağlık önlemleri
  • sağlıkla ilgili
  • sağlıklı
  • sağlıksız
  • sağma
  • sağmak
  • sağmal
  • sağmal inek
  • sağnak
  • sağtöre
  • sağı solu belli olmayan.
  • sağım
  • sağınmak
  • sağır
  • sağır dilsiz
  • sağır yılan
  • sağırlar
  • sağırlık
  • sağırım
  • saIâhiyet vermek
  • saşaa.
  • saşimi
  • Saşırtıcı bir şekilde.
  • saşırtıcı. enigmat'ically anlaşılması zor bir surette.
  • scarcity kıtlık
  • science
  • Scientific and Cultural Organization.
  • scooter
  • scruple
  • scrupulousness vicdanlılık
  • scuba diver balıkadam.
  • sculpsit.
  • scurrilousness ağız bozukluğu
  • se
  • sea front sahil. sea green mavimsi yeşil
  • seans
  • Seattle
  • sebak
  • sebat
  • sebat etmek
  • sebat etmek. persistencei sebat
  • sebat göstermek
  • sebat tereddütsüzlük. come to veya make a decision karar vermek
  • sebat ve metanet sahibi
  • sebat ve metanetle. resoluteness azimkârlık
  • sebat. insistent ısrar edici
  • sebat. stay bolt germe cıvatası
  • sebatkar
  • sebatkâr
  • sebatla
  • sebatlı
  • sebatlı azimli. sturdily kuvvetle
  • sebatlı çalışma
  • sebatlı. stable equilibrium sabit dengeli olma
  • sebatsız
  • sebatsız. inconsistency tutarsızlık
  • sebatsız. variously farklı olarak. variousness farklılık
  • sebatsızlık
  • sebatsızlık.
  • sebebi
  • sebebi anlaşılamayan
  • sebebi anlaşılmaz
  • sebebini belirtmek
  • sebebini izah etmek.
  • sebebiyet
  • sebebiyet vermek
  • sebebiyle
  • sebebiyle. in all reason mantıki olarak
  • sebebiyle. of no consequence önemsiz. take the consequences cezasını çekmek.
  • sebep
  • sebep ile sonuç arasındaki bağlantıyı araştıran çalışma ile ilgili
  • sebep olan
  • sebep olan şey
  • sebep olma
  • sebep olmak
  • sebep olmak. bring forward ileri sürmek
  • sebep olmak. bring out meydana çıkarmak
  • sebep olmak. on occasion ara sıra
  • sebep teşkil eden
  • sebeplenmek. mares nest görünüşte önemli aslında değersiz veya yanlış olan bir buluş
  • sebeplerden biri
  • sebepli
  • sebepsiz
  • sebepsizce
  • sebepten.
← PreviousPage 7 of 25Next →