LexiTurk← Dictionary

Turkish words: N

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • Nauru
  • Nauru Cumhuriyeti
  • Nauruca
  • Naurulu
  • nautical mile coğrafya veya deniz mili
  • Navaho dili
  • Navahoca
  • Navarra
  • navigasyon
  • navlun
  • Nayarit
  • naylon
  • naylon gibi ipliklerin kalitesini göstermek için kullanılan bir ağırlık ölçü birimi.
  • naz
  • nazal
  • nazar
  • nazar boncuğu
  • nazar değdiren bakış. evil-minded fenalık düşünen
  • nazar etmek
  • nazaran
  • nazaran accordingly binaen
  • nazaran. all out of proportion tamamen nispetsiz.
  • nazari
  • nazari dava
  • nazari. hypothet'ically varsayımılı olarak.
  • nazariye
  • nazariye. working hypothesis geçici var- sayım. hypothet'ical varsayımlı
  • nazariyeci
  • nazarlık
  • nazarında. keep an eye on dikkat etmek
  • nazende
  • Nazi
  • Nazi.
  • nazik
  • nazik adam
  • nazik attentively dikkatle
  • nazik bir vaziyette olmak strike a balance uzlaşmak trial balance muvakkat mizan
  • nazik durum
  • nazik olmayan
  • nazik ve uygar bir davranış. stand on ceremony resmi davranmak. without ceremony teklifsizce.
  • nazik.
  • nazik. gracefully zarafetle
  • nazik. thought fully düşünceye dalarak
  • nazikane. politeness nezaket
  • naziklik
  • naziklik.
  • nazikçe
  • nazire
  • Nazizm
  • nazlı
  • nazım
  • nazır
  • nazır olmak
  • naçiz
  • naçizane
  • nağme
  • nağmeleme
  • nağmesiz
  • naşir.
  • nde hükümetin malı olan 1 mil kare büyüklüğünde toprak parçası
  • ne
  • ne arzu edersiniz?
  • ne bok
  • ne bu ne öteki
  • ne de olsa
  • ne derecede
  • ne diyecegini bilememek
  • ne diyeceğini bilememek
  • ne diyorsun
  • ne düşünüyorsun?
  • ne ekersen onu biçersin
  • ne gibi
  • ne güzel bir gün
  • ne hakkında konuştuğunu bilmiyorsun
  • ne halde
  • ne harika bir gün
  • ne hususta
  • ne ilerlemekte ne de gerilemekte olan
  • ne ise
  • ne istersiniz?
  • ne iyi ne kotü
  • ne iyi ne kötü
  • ne kadar
  • ne kadar teşekkür etsem az
  • ne kadar teşekkür etsem azdır
  • ne maksatla
  • ne mene
  • ne oldu
  • ne oldu?
  • ne olmuş yani?
  • ne olmuş?
  • ne olur sonra? and then some küsur. by then o zamana kadar. now and then bazen
  • ne olursa olsun
  • ne olursa olsun. in a crowd ka- labalık halde
  • ne olursa olsun. in the event of takdirde
  • ne oluyor?
  • ne pahasına olursa olsun
  • ne pahasına olursa olsun .
  • ne sebepten
  • ne sikim
  • ne suretle
  • ne türlü
  • ne uç takmak.
  • ne vakit
  • ne var
  • ne var ki
  • ne var ne yok
  • ne yalan söyleyeyim
  • ne yapacağını bilmez
  • ne yapacağını bilmez bir halde. sick at heart kederli
  • ne yapacağını şaşırmış bir halde olan.
  • ne yapıp yapıp.
  • ne yapıyorsun?
  • ne yapıyorsunuz?
  • ne yazık
  • ne yazık ki
  • ne yazık ki. luckless talihsiz
  • ne zaman
  • ne zaman olursa
  • ne zamana kadar. whenev'er
  • ne zamandan beri. until when o zamana kadar
  • ne- zaket
  • ne.
  • nebat
  • nebatat
  • nebatat.
  • nebbaş
  • nebi
  • nebiye.
  • Nebraska
  • nebula
  • nebze
  • nebze.
  • nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering zayıf ışık
  • necaset
  • necat
  • necip
  • nedamet
  • nedamet.
  • neden
  • neden ben
  • neden olmak
  • neden olmasın
  • neden ve sonuç ilişkisi.
  • nedeni olan
  • nedeniyle
  • nedenli
  • nedense
  • nedensel
  • nedensellik
  • nedensiz
  • nedensizce
  • nedensizlik
  • nedime
  • nedimelik yapan. keep one waiting birini bekletmek. waiting list bekleyenler listesi
  • nedir bu ?
  • nedret
  • nefer
  • neferler
  • nefes
  • nefes alamamak
  • nefes alamamak. suffocating bunaltıcı
  • nefes alan
  • nefes alan kimse
  • nefes aldırtmak. breathe again veya freely rahat nefes almak.
  • nefes alma
  • nefes almak
  • nefes almak.
  • nefes almak: rahat etmek
  • nefes alınabilir.
  • nefes alıp vermede zorluk çeken
  • nefes alıp vermek
  • nefes alıp vermek. exhalant dışarı veren.
  • nefes borusu
  • nefes borusu ile bronşların arasındaki zarın iltihaplanması.
  • nefes darlıgına ait.
  • nefes darlığı
  • nefes kesici
  • nefes nefese
  • nefes nefese kalmak
  • nefes nefese olan
  • nefes vermek
  • nefes. at the last gasp son nefesinde
  • nefesi kesilerek söylemek
  • nefesi kesilme
  • nefesi kesilmek
  • nefesi kesilmek. choke back
  • nefesi tıkanmak.
  • nefesini kesmek
  • nefesini tutmak
  • nefesini tutmuş
  • nefesli
  • nefesli saz.
  • nefeslik
  • nefis
  • nefis, lezzetli
  • nefis. magnificence ihtişam
  • nefis. no mean city çok iyi şehir. meanly alçakçasına. meanness adilik
  • nefiy
  • nefret
  • nefret .
  • nefret dolu
  • nefret duymak
  • nefret edilen
  • nefret edilen veya tiksinilen herhangi bir şey abhorrent nefret uyandıran
  • nefret etme
  • nefret etmek
  • nefret etmek.
  • nefret etmek. disgustedly iğrenerek
  • nefret ettirmek
  • nefret suçu
  • nefret söylemi
  • nefret uyandıran
  • nefret uyandırmak. repellent defedici
  • nefret verici
  • nefret veya korku vermek
  • nefrete layık
  • nefrete lâyık kimse. insect powder haşarat tozu.
  • nefretle dolu
  • nefrit
  • nefroloji
  • nefsaniyet
  • nefse eza
  • nefsi körletme
  • nefsi müdafaa
  • nefsini ıslah etmek
  • nefsini ıslah. Reform Judaism ABD'de reformcu Musevilik.
  • neft
  • neftyağı
  • nefyetmek. transportable nakli mümkün
  • negatif
  • negatif elektrot. cathode ray katot şuası.
  • negatif sayı
  • negatif tam sayı
  • negatiflik
  • nehari mektep. free school parasız okul
  • nehir
  • nehir dibini kök veya dallardan temizlemek
  • nehir haydutu. river road ırmak boyunca giden yol. riverside ırmak kenarı.
  • nehir kenannda oturan kimse.
  • nehir kenarlannda bulunan
  • nehir suyu
  • nehir veya gölde bir iskeleden diğerine geçmek için kullanılan vapur
  • nehir yatağı
  • nehir: bolluk: üstüne sel gibi su salıvermek
  • nehrin orta yeri.
  • nekahet
  • nekrofil
  • nekrofili
  • nekroz
← PreviousPage 2 of 5Next →