LexiTurk← Dictionary

Turkish words: K

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • keme
  • kement
  • kemençe
  • kemer
  • kemer altı
  • kemer bağlamak
  • kemer ekline koymak
  • kemer eklini almak
  • kemer kalıbı döşemesi.
  • kemer sıkmak
  • kemer veya köprü payandası
  • kemer veya köprünün ayakları arasındaki açıklık
  • kemer yapma sanatı.
  • kemer yapmak
  • kemer yapmak veya kemerlerle kapatmak
  • kemer yüksekliği
  • kemerli yapı
  • kemik
  • kemik doku
  • kemik erimesi
  • kemik iliği
  • kemik çerçeve
  • kemikleri sızlamak
  • kemikleri çıkmış.
  • kemiklerini ayyrmak
  • kemikleşmek
  • kemikli
  • kemikli balıklar
  • kemikli.
  • kemiksiz
  • kemirgen
  • kemirgenler
  • kemirici
  • kemiriciler
  • kemirmek
  • kemiğe benzer
  • kemosentez
  • kemoterapi
  • kemâle ermek
  • ken
  • Kenan
  • kenar
  • kenar geçirmek. edge in sokulmak.edge out kıl payı ile yenmek
  • kenar mahalle
  • kenar mahallede oturan
  • kenar olmak
  • kenar süsü
  • kenar yapmak. margin of safety emniyet payı. buy on margin yalnız ihtiyat akçesi yatırarak satın almak.
  • kenar çevirmek
  • kenar şeridi.
  • kenara bırakmak. set at ease yatıştırmak
  • kenara itmek.
  • kenara çekilmek
  • kenarda olan
  • kenarda oturmak
  • kenarda yazılı
  • kenarları alçak tepsi
  • kenarları şişkin soba. potbellied göbekli.
  • kenarortay
  • kenarı başka şeyin üzerine binmek
  • kenarına yazmak
  • kenarında
  • kenarında olmak
  • kenarından geçip gitmek
  • kenarını kertikli kesmek
  • kenarını süslemek
  • kenarını tutturmak ciltlemek
  • kendi
  • kendi başına
  • kendi başına.
  • kendi cinsinin etini yiyen herhangi bir hayvan
  • kendi el yazısı ile imza atmak.
  • kendi emel veya gayelerini yıkma
  • kendi evinde
  • kendi evine almak
  • kendi fikrini belirtmemek
  • kendi geliri ile geçinebilen
  • kendi hakkında malumat vermek
  • kendi hakkında. a man of talent hüner sahibi adam.
  • kendi halinde
  • kendi halinde.
  • kendi haline bırakmak
  • kendi haline bırakmak.
  • kendi haline terk edilmiş
  • kendi isteği ile bir vazifeye giren kimse
  • kendi isteği ile bir şeyi teklif etmek veya vermek
  • kendi isteğiyle hareket eden
  • kendi işiyle uğraşmak
  • kendi kalesine gol
  • kendi kendime.
  • kendi kendinden memnun olma hali
  • kendi kendine
  • kendi kendine gülmek
  • kendi kendine karar verebilen kimse.
  • kendi kendine olan
  • kendi kendine.
  • kendi kendini idare eden.
  • kendi kendini idare etme hakkı.
  • kendi kendini inceleme
  • kendi kendini tatmin etmek. played out bitkin bir hale gelmiş
  • kendi kendini yemek
  • kendi kendinin reklamını yapmak
  • kendi kendinize. be your self tabii olunuz. behave yourself. pull yourself together kendine gel.
  • kendi kuyusunu kazmak
  • kendi memleketine ait
  • kendi odasına çekilmek
  • kendi planının kurbanı olmak.
  • kendi rızası ile.
  • kendi tarafını desteklemek için düşman olarak gösterilen kimse veya devlet
  • kendi yaptığı bir iş sonucunda mahvolan kimse
  • kendi yararına politikayla meşgul olan kimse.
  • kendi yağıyla kavrulmak
  • kendi zevkini çok düşünmeyen. asceticism koyu sofuluk
  • kendi çıkarını düşünmeyen. impartially taraf tutmayarak.
  • kendi çıkarını düşünmeyip kamu yaranna çalışan.
  • kendilerinde.
  • kendilerine
  • kendilerini
  • kendilik
  • kendiliğinden
  • kendiliğinden büyüyen
  • kendiliğinden hareket edebilen.
  • kendiliğinden hareket eden
  • kendiliğinden hareket eden.
  • kendiliğinden vücuda gelen veya yapılan
  • kendiliğinden yanma. spontaneously kendiliğinden. spontaneousness
  • kendiliğinden ışınsalım
  • kendim
  • kendimci
  • kendimi yaktım
  • kendin
  • kendin yap
  • kendince
  • kendinden
  • kendinden emin
  • kendinden emin. perkily havai bir tavırla
  • kendinden fazla emin
  • kendinden geçiren
  • kendinden geçirmek
  • kendinden geçme
  • kendinden geçmek
  • kendinden geçmek.
  • kendinden geçmek. lose oneself in zihnini tamamen işgal etmek
  • kendinden geçmek. pass over atlayıp geçmek
  • kendinden geçmiş
  • kendinden küçükleri ezen kimse
  • kendine acıma
  • kendine bir hava veren
  • kendine değgin
  • kendine eğilme.
  • kendine fazla güvenen.
  • kendine gelemek
  • kendine gelince.
  • kendine gelme
  • kendine gelmek
  • kendine gelmek. find one's feet durumu düzeltmek
  • kendine getirmek
  • kendine getirmek. bring down the house tavan yıkılırcasına alkışlanmak. bring forth hâsıl etmek
  • kendine güven
  • kendine güvenen
  • kendine güvenme
  • kendine güvenmek.
  • kendine güvenmek. together with ile beraber. togetherness beraber oluş
  • kendine hakim
  • kendine has
  • kendine hayran olma
  • kendine hâkim
  • kendine hâkim olma
  • kendine hâkim olma.
  • kendine hâkim olmak. keep one's head above water yüzer durumda tutmak
  • kendine hâkim olmak. live by ones wits açık gözlülükle geçimini sağlamak.
  • kendine is edinme
  • kendine itimat
  • kendine itina etmek
  • kendine iyi bak
  • kendine mahsus
  • kendine mal etmek
  • kendine olan nefret
  • kendine sahte sıfat veren kimse.
  • kendine özgü
  • kendini
  • kendini ...diye satmak. pass on gecikmeyip gitmek
  • kendini Allaha adama
  • kendini alçaltmak
  • kendini atmak
  • kendini belli etmek
  • kendini beğenme
  • kendini beğenmek
  • kendini beğenmiş
  • kendini beğenmiş ve kibirli kimse. egoistic kendini fazla düşünen
  • kendini beğenmiş.
  • kendini beğenmiş. haughtily gururla
  • kendini beğenmişlik
  • kendini beğenmişlik .
  • kendini bil
  • kendini bir şeye adayan kimse
  • kendini bulmak
  • kendini bırakmak
  • kendini bırakmak.
  • kendini bırakmış bir şekilde oturma veya yürüme
  • kendini duruma uydurarak.
  • kendini dünya işlerine vermiş kimse.
  • kendini düşünmemek
  • kendini gayet iyi savunmak. make an end of bitirmek
  • kendini geçindirecek hale gelmek
  • kendini göstermek
  • kendini göstermek.
  • kendini göstermek. to my face yüzüme karşı.
  • kendini göstermemek.
  • kendini gülünç bir şekilde gösteren
  • kendini gülünç duruma düşürmek. exhibitionism kendini teşhir merakı
  • kendini hazırlamak
  • kendini kaptırmak.
  • kendini kaybetmiş
  • kendini kaybetmişcesine.
  • kendini korumak için alınan pozisyon
  • kendini küçük düşürmek
  • kendini küçültmek
  • kendini merkez olarak alan
  • kendini metheden. boastfully övünerek. boastfulness övüngenlik.
  • kendini methetmek
  • kendini meydana koymak.
  • kendini sefahate vermek
  • kendini sıkma
  • kendini tamamıyla vermek
  • kendini tehlikeye atan
  • kendini toplamak.
  • kendini tutma.
  • kendini tutmak
  • kendini tutmak. hold in esteem saymak
  • kendini unutmak
  • kendini uzak tutma
  • kendini verme
  • kendini vermek
  • kendini vermek. give oneself airs çalım satmak
  • kendini yabancı hissetmek.
  • kendini yüksek görmek
  • kendini zorlamak
  • kendini çabuk toparlayan
  • kendini çekmek. draw an animal iç organlarını çıkarmak
  • kendini öldürme
  • kendinin
  • kendinize iyi bakın
  • kendir
  • kendisi
  • kendisine borç ödenen kimse
  • kendisine danışılan emekli kimse.
  • kendisini idare edebilmek. best man sağdıç. every man jack herkes
  • kendisini idare edemeyen
  • kendisini ilgilendirmeyen işe burnunu sokan. impertinence
← PreviousPage 14 of 34Next →