Turkish words: I
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- içinde gemi ve kayıkla gezmek
- içinde hayvanların da insanlar gibi konuşup davrandığı hikâye
- içinde her şey bulunan
- içinde kaybolmak
- içinde maden cevheri bulunan ufak kovuk
- içinde maden tuzu bulunmayan su. softish yumuşakça. softly yavaş yavaş
- içinde morali olan hikâye
- içinde oturmak. inhabitable içinde oturulur
- içinde oturmak. tenant farmer kira ile çiftlik işleten çiftçi
- içinde oturulup yatılabilen araba.
- içinde oturulur
- içinde Sovyetler Birliği devlet dairelerinin bulunduğu Moskova'daki yüksek duvarlı kale
- içinde yaşanabilir
- içinde çeşitli mallann satıldığı çarşı
- içinde.
- içinde: inhome evde yapılan
- içindekiler
- içindekiler kabın ağız seviyesine indirilmiş.
- içinden
- içinden geçilebilir. passably geçerli olarak.
- içinden geçirmek
- içinden veya yanından geçmek
- içinden çıkılmaz durum
- içine
- içine almak
- içine almak.
- içine astar koymak
- içine atlamak
- içine atmak
- içine atılmak
- içine bakılmadan kullanılacak cihaz. black coffee siyah kahve
- içine barut veya yağ konan şişe şeklindeki kap
- içine batmak
- içine başka renk karıştırmak
- içine bir şey geçirilen delik veya oyuk
- içine buz koymak
- içine dalga girip batırmak
- içine doğma
- içine doğmak
- içine düşmek
- içine etmek
- içine girilebilir
- içine girilebilme imkanı
- içine girilemez
- içine girilir
- içine girmek
- içine gömülmek. lodger misafir
- içine herhangi bir şey daldırılacak sıvı
- içine işlemek
- içine işletmek
- içine işleyen
- içine işleyip girmek: çukurlaşmak: yavaş yavaş ölmek: gurup etmek: batırmak
- içine kapanık
- içine kapanık kimse
- içine kum katmak
- içine kum taneleri karışmış olan
- içine oksijen katmak. oxygena'tion oksijenlesme
- içine pamuk doldurup yorgan yapmak
- içine para atılınca istenilen plakları çalan otomatik pikap.
- içine porselen veya gümüş takımlar konulan büfe
- içine sokmak
- içine su doldurup batırmak
- içine su dolup batmak
- içine sürfe bırakılmış
- içine tohum katılmış
- içine tulumba ile hava doldurmak
- içine tıkmak
- içine veya etrafına hendek veya siper kazmak
- içine zehir katmak
- içine çekmek
- içine.
- içine: in-bound merkeze doğru yak- laşmakta
- içini boşaltmak
- içini boşaltmak.make a difference fark etmek. make a face suratını buruşturmak
- içini dökmek
- içini dökmek.
- içini oymak
- içip bitirmek
- içirmek
- içki
- içki alemi
- içki etkisinde olmayan
- içki içirip sarhoş etmek. prime the pump tulumbanın silindirine su döküp işlemeye hazırlamak
- içki içme alışkanlığı
- içki kâsesi. flowing style akıcı üslup
- içki satılan veya içilen yer
- içki yasağı
- içki yasağı. prohibitionist içki yasağı taraftarı.
- içki yeri
- içki âlemi
- içki âlemi.
- içki âlemi. go on a spree alem yapmak. shopping spree eldeki bütün parayı alış verişe yatırma.
- içki âlemi.drunk as a fiddler veya lord çok saıhoş
- içki.
- içki. alcohol'ic alkolik
- içki: sert içki: sıvı madde: su içinde eritilmiş ilâç
- içkici
- içkiden kaçınma
- içkili
- içkin
- içkinin vücutta yaptığı tahribat. denatured alcohol mavi ispirto
- içkinlik
- içkiye düşkünlük
- içkiye hafif alkol katmak. lace into yumrukla saldırmak
- içkiye karıştırılmış alkol
- içlem
- içler acısı
- içli
- içli dışlı
- içli dışlı olan.
- içli dışlı olma.
- içli köfte
- içli. sentimentalism aşırı duygusallık. sentimentalist hislerine fazla kapılan kimse. sentimentally hissi bir şekilde.
- içlik
- içme
- içme suyu
- içmek
- içmek. boozer ayyaş kimse.
- içrek
- içsel
- içsel para sunumu
- içselleşme
- içselleştirmek
- içte
- içteki
- içten
- içten bağlılık
- içten gelen
- içten gelen itici his. compulsive zorlayıcı
- içten gelen yenilmesi güç bir hissin tesiriyle yapılan.
- içten gelen. cheerfully neşeyle. cheerfulness neşelilik.
- içten olmasa da kolayca söylenen
- içten yanmalı
- içtenlik
- içtenlikle
- içtensiz
- içtihat
- içtima
- içtima etmek
- içtima etmek.
- içtimacı
- içtimai mevki
- içtinap
- içtinap eden. averse to going gitmek istemeyen
- içtinap etmek
- içtinap olunur
- içtinap.
- içyapışkanlık
- içyağı
- içyüz
- içyüzünde. by heart ezbere. cry one's heart out doyasıya ağlamak. do ones heart good gönlünü ferahlatmak
- içyüzüne vâkıf olmak
- içyüzünü anlatmak
- içyüzünü bilmek
- içyüzünü gizlemek.
- iççelişmez alan
- iççevirtim
- içözekli küpsel yapı
- iğ
- iğ ağacı
- iğde
- iğdiş
- iğdiş edilmiş boğa
- iğdiş edilmiş domuz
- iğdiş etmek
- iğfal
- iğfal edilebilir.
- iğfal etmek. be the ruin of birinin mahvına sebep olmak. in ruins harap
- iğfal etmek. seducement iğfal
- iğmek
- iğne
- iğne ardı dikiş. Pontic herring karagöz tirsi
- iğne deliği
- iğne deliği gibi ufak delik
- iğne delmesi
- iğne gibi acıtmak
- iğne gibi batan. prickly ash dikenli dişbudağa benzeyen bir ağaç
- iğne gibi şey
- iğne ile açılmış delik
- iğne ile deşmek
- iğne ile dikmek veya tutturmak
- iğne ile veya iğne gibi delmek
- iğne ile örerek tamir etmek
- iğne ucu
- iğne veya diken sokmak
- iğne yaprak
- iğne yapraklı
- iğne yapraklı ağaç
- iğne yastığı
- iğne yastığı.
- iğne şeklinde kristal haline koymak
- iğne.
- iğnedenlik
- iğneleme
- iğnelemek
- iğnelenme
- iğnelenmek
- iğneleyici
- iğneleyici söz veya yazı
- iğneleyici ve küçümseyici söz
- iğneli
- iğneli söz
- iğnelik
- iğnenin bir kere geçmesi
- iğnesiz
- iğrendirmek
- iğrendirmek.
- iğrenen
- iğrenme
- iğrenme.
- iğrenmek
- iğrenmek abhorrence nefret
- iğrenmek. loathing nefret. loathingly nefretle.
- iğrenti
- iğrenç
- iğrenç kerih
- iğrenç kimse.
- iğrenç konuşma
- iğrenç mahluk
- iğrenç nefrete lâyık
- iğrenç olarak
- iğrenç.
- iğrenç. frightfully korkunç bir şekilde. frightfulness korkunçluk
- iğrenç. loathsomely nefret edilecek surette. loathsomeness iğrençlik.
- iğrenç. obscenely müstehcen olarak.
- iğrençlik
- iğrençlik.
- iğreti vermek
- iğsi
- iğtisal
- iı iki veya dört kapılı olup
- iş
- iş adamı
- iş akışı
- iş arkadaşı
- iş arıyorum
- iş başvurusu
- iş başına geçmek
- iş birliği
- iş bulma
- iş bölümü
- iş durğunluğu
- iş elbisesi
- iş fırsatı
- iş gezisi
- iş gören kimse
- iş görme
- iş görmek
- iş görüşmesi
- iş gücü