LexiTurk← Dictionary

Turkish words: I

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • iş günü
  • iş günü.
  • iş hukuku
  • iş insanı
  • iş için
  • iş işten geçtikten sonra dövünmek. cry quits yeter demek
  • iş kadını
  • iş kazası
  • iş kesme
  • iş kesmek
  • iş kolu
  • iş merkezi
  • iş nöbeti
  • iş olmayan devre
  • iş programı
  • iş saatlerinden fazla çalışma süresi
  • iş saatlerinden sonraki çalışmalara ait.
  • iş sahasnı hazırlamak. oil one' hand rüşvet vermek.
  • iş süreci
  • iş ve düşünüşünde aşırılığa kaçan kimse
  • iş ve işçi bulma kurumu
  • iş ve işçi bulma kurumu.
  • iş verme
  • iş vermek
  • iş veya vazifeden kaçmak. elopement bu suretle kaçma.
  • iş yapmak
  • iş yeri
  • iş yolculuğu
  • iş çokluğu
  • iş, emek
  • iş,ticaret
  • iş. errand boy ayak işlerine koşulan çocuk
  • iş. rackety gürültücü
  • iş1erin yürümesini engelleyen kimse veya durum.
  • iş: uyanıklık
  • işadamı
  • işaret
  • işaret adılı
  • işaret ateşi. watch glass kol saatı camı
  • işaret değneği
  • işaret dili
  • işaret direği
  • işaret eden kimse veya şey
  • işaret eden şey
  • işaret edilmiş yer. in the nick of time tam zamanında. old Nick Şeytan. nh:
  • işaret etmek
  • işaret etmek ear tabs şapka kulaklıkları keep tab
  • işaret etmek. index finger işaret parmağı. index number istatistikte indeks sayı
  • işaret fişeği
  • işaret fonksiyonu
  • işaret gönderi
  • işaret koyan kimse
  • işaret koymak
  • işaret kulesi
  • işaret kutusu
  • işaret olarak yanıp sönen ışık
  • işaret olmak
  • işaret parmağı
  • işaret parmağı.
  • işaret sıfatı
  • işaret vermek .
  • işaret vermek için yüksek yerlerde yakılan ateş
  • işaret zamiri
  • işaret çubuğu
  • işaret ışığı
  • işareti.
  • işaretle anlatmak
  • işaretle verilen emir
  • işaretleme
  • işaretleme dili
  • işaretlemek
  • işaretler
  • işaretlerle hesap tutmak
  • işaretlerle ifade etmek
  • işaretleyerek saymak
  • işaretsiz
  • işaretçiler
  • işbaşına çağırmak
  • işbaşında olmak
  • işbilir
  • işbirliği
  • işbirliği yapan kimse.
  • işbirliği yapmak
  • işbirliği yapmak. coopera'tion birlikte çaIışma
  • işbirliği yapmak. eollabora'tion beraber çalışma
  • işbirliği.
  • işbirliği. eollaborator beraber çalışan kimse
  • işbirliğineait
  • işbu
  • işbâ
  • işbölümü
  • işbıraktırma
  • işbırakımı
  • işe ait
  • işe almak
  • işe alım
  • işe atılmak. motor launch motorlu sandal
  • işe baska cephe kazandırmak. save one' face kabahatini örtbas etmek.show one' face meydana çıkmak
  • işe başlamak
  • işe başlamak. cover ground yol almak
  • işe başlatmak
  • işe gelir
  • işe hazır. out of commission görev yapamaz halde
  • işe karışma
  • işe karışmak
  • işe koyulma
  • işe koyulmak
  • işe koyulmak start off
  • işe koyulmak. hold a stick to karşılaştırmaya değmek. walking stick baston wrong end
  • işe koyulmaya hazır etmek. clear off kaldırıp temizlemek. clear out çekilip gitmek
  • işe veya olaya karışmadan kenarda duran kimse
  • işe yarama
  • işe yaramak
  • işe yaramak.
  • işe yaramayacak madenden kıymetli maden çıkarmak
  • işe yaramayan artık şey. be fagged out bitkin bir halde olmak
  • işe yaramaz
  • işe yaramaz şeyler
  • işe yaramazlık
  • işe yarar
  • işe yerleştirme
  • işeme
  • işemek
  • işemek.
  • işemek. head of water kaynak yeri
  • işemek. of the first water en iyi cinsten. on the water denizde. soft water tatlı su
  • işgal
  • işgal altında
  • işgal eden kimse. occupancy işgal.
  • işgal edilmemiş
  • işgal etmek
  • işgalci
  • işgücü
  • işgüder
  • işgünü
  • işgüzar
  • işi başından aşmış.
  • işi becermek. skin down ellerle tutunarak inmek. skin one alive insafsızca parasını yolmak
  • işi bitmiş.
  • işi devam ettirmek
  • işi iyi gitmek
  • işi kapatma
  • işi olma
  • işi olmak.
  • işi tamamen terkeden kimse
  • işi veya gidişi hızlandırmak. forced draft ateşe tazyikle verilen hava
  • işi yolunda
  • işi yürütmek. take in almak
  • işi çeviren kimse
  • işim olmaz
  • işimiz bitti artık. wrapped up in -e sarılmış
  • işin aslı
  • işin aslını anlamak. to be sure elbette
  • işin boşa çıkması
  • işin durması. be at a standstill durgun halde olmak
  • işin ehli olmayan
  • işin iç yüzüne veya insanın vicdanına dokunarak
  • işin sonucundan memnun olarak işten çekilmek. oarsman kürekçi.
  • işin tabii gidişine göre. as a matter of fact işin doğrusu
  • işin ters gitmesi
  • işinde kalabilme hakkı
  • işinden atmak
  • işinden çıkarma
  • işinden çıkarılmış yenik parti üyesi
  • işine almak
  • işine gelmek
  • işine son vermek
  • işini ağırdan alarak vakit kaybetmek
  • işini becermek
  • işini bitirmek
  • işini bozmak
  • işini bozmak. knock out vurup yıkmak
  • işini görmek
  • işini kendi eliyle bozmak. red-breasted goose kızıl kaz
  • işini kolaylaştırmak
  • işini uydurmak
  • işini yapmak
  • işini çevirmek
  • işinin ehli
  • işinin ehli olan
  • işinin ehli olmayarak.
  • işinin eri
  • işiten
  • işitilebilir
  • işitilecek mesafe
  • işitileilir
  • işitilemez
  • işitilir
  • işitilmek
  • işitilmemiş
  • işitilmemiş.
  • işitilmeyecek surette. inaudibil'ity işitilmezlik.
  • işitim
  • işitme
  • işitme cihazı
  • işitme cihazı. hard of hearing ağır işiten.
  • işitme duyusu
  • işitme duyusu ile ilgili
  • işitme duyusunu inceleyen bilim dalı.
  • işitme engelliyim
  • işitme hassası
  • işitme kuvveti
  • işitme yetisi
  • işitme.
  • işitmek
  • işitmeye ait. akustik.
  • işkapatımı
  • işkembe
  • işkembe çorbası
  • işkence
  • işkence aleti
  • işkence etmek
  • işkence odası
  • işkence sebebi
  • işkenceci
  • işkenceli
  • işkil
  • işkolik
  • işlek
  • işlek yol.
  • işlem
  • işlem. put into effect
  • işlemci
  • işlemde
  • işlemden geçirmek
  • işleme
  • işleme ile süslü.
  • işleme süresi
  • işleme tarzı. handling charges elden geçirme masrafları.
  • işleme. catch the fancy of hoşuna gitmek
  • işleme. turn about
  • işlemek
  • işlemeli akik
  • işlemeli akik.
  • işlemeyen
  • işlemez durum
  • işlemez hal
  • işlemez halde. shift gears vites değiştirmek.
  • işlemez olmak
  • işlemez para
  • işlemleyici
  • işlence
  • işlenceleme
  • işlenebilir.
  • işlenecek malzemeyi makinaya verme
  • işlenen
  • işlenmemiş
  • işlenmemiş durumda. a diamond in the rough eğitilmemiş değerli adam. roughly kabaca
  • işlenmiş demir.
  • işlenmiş iri kereste parçası
← PreviousPage 15 of 16Next →