Turkish words: I
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- iyot
- iz
- iz bırakmadan
- iz bırakmak
- iz bırakmak veya yapmak
- iz kokusu
- iz sürmek
- iz.
- iz. a bad mark kırık not
- izafet
- izafet. possessively tahakküm ederek
- izafi
- izafiyet nazariyesi
- izah
- izah edici herhangi bir şey
- izah edilemez
- izah edilmek.
- izah etmek
- izah etmek. conceive of kavramak
- izah olunamaz
- izahat
- izahat kabilinden.
- izahat vermek. explainaway örtbas etmek tevil etmek
- izale
- izale etmek
- izam etmek. exaggerated mübalâğalı
- izam. exaggerator mübalâğacı
- izbandut gibi
- izbarço bağı
- izbe
- izci
- izci çocuk
- izcilik
- izdiham
- izdiham cram-full dopdolu
- izdiham.
- izdivaç
- izdivaç. in wedlock evlilik sırasında. out of wed lock evlilik dışı.
- izdivaçla birleştirmek
- izdüşüm
- izdüşüm işleri
- izge
- izgebilim
- izgeçizer
- izgeölçer
- izhar
- izhar eden
- izhar etmek
- izhar etmek. disclosure açma
- izi bulunabilir.
- izin
- izin istemek. excusable affedilebilir. excusably affolunacak şekilde.
- izin tezkeresi
- izin tezkeresi vermek
- izin veren
- izin verir misin?
- izin verir misiniz?
- izin verme
- izin vermek
- izinde yürümek. take aim nişan almak. take a joke şakadan anlamak
- izinde. on Thursday perşembe günü
- izinde. single track tek hatlı
- izinden yürümek
- izini aramak: geçmek
- izini takip ederek geriye veya kaynağına gitmek. retraceable izi takip olunabilir
- izini yitirmek. make tracks acele gitmek off the track hattan çıkmış
- izinli gün
- izinsiz olarak bir yere yerleşmek
- izinsiz olarak yayımlama
- izinsiz yerleşme. squat'ty bodur
- izlek
- izlem
- izleme
- izleme veya gözlem tertibatı
- izleme. follow after peşinden gitmek
- izlemek
- izlemek: izini araştırıp bulmak
- izlemsel
- izlence
- izlenebilir.
- izlenebilirlik
- izlenek
- izlenim
- izlenimcilik
- izleyen
- izleyerek avlamak
- izleyici
- izmarit
- izmihlal
- izni
- izobar
- izolasyon
- izolasyonizm
- izole
- izole bant
- izole etmek
- izole etmek izole olmak
- izolösin
- izomer
- izomorf.
- izotonik
- izotop
- izovolümetrik
- izzetinefis
- izzetinefsi olan
- izçeker
- iç
- iç acemilik
- iç açmak
- iç açıcı
- iç ağ
- iç bahçe
- iç bahçe.
- iç balık yumurtası
- iç bölge
- iç deniz
- iç disk
- iç ek
- iç etekliği
- iç etmek
- iç evlilik
- iç gezegen
- iç gömleği
- iç göç
- iç güvey
- iç hastalıkları
- iç ile ilgili.
- iç iskelet
- iç içe konan irili ufaklı kutular takımı
- iç kale
- iç kulak
- iç kulaktaki girintili boşluk. labyrin'thic
- iç kısım.
- iç kısım. interior decoration iç dekorasyon. interior planet güneş ile dünya arasında bulunan gezegen.
- iç kısımlar.
- iç mimar
- iç mimarlık
- iç organlar
- iç oğlanı
- iç rahatlaması
- iç salgı bilimi
- iç savaş
- iç sular
- iç sürmesi
- iç sıkıntısı
- iç taraf
- iç tarafta
- iç yapı. internally dahili olarak
- iç yerler
- iç yerlere ait
- iç yöneliklik
- iç yüz
- iç yüzünü bilen kimse. insides karın ile bağırsaklar
- iç âlemi
- iç çamaşırı
- iç çamaşırı.
- iç çekme
- iç çekmek
- iç ısıtan
- iç.iki yılda bir tekrarlanan olay
- içavlu
- içbasınç
- içbükey
- içdiken
- içe ait
- içe bakış
- içe benzer
- içe dokunur
- içe dönük
- içe dönüklük
- içe kapanış. autistic hayale dalmaktan kurtulamayan.
- içe riye
- içe yöneliklik
- içecek
- içecek şey
- içecek.
- içecek. soft drug alışkanlık kazandırmayan ilâç. soft goods dokuma
- içedönük
- içedönük kimse
- içekapanık
- içenlere mahsus vagon veya kompartıman
- içeri
- içeri atma
- içeri atmak
- içeri gelebilir miyim?
- içeri girebilir miyim?
- içeri girmek
- içeri girmek. move on ileri gitmek. move out evden taşşınmak
- içeri. be into ile meşgul olmak
- içeride
- içeride alıkoymak
- içeride bulunan
- içerideki
- içeriden
- içerik
- içerilerde
- içerim
- içerisinde
- içerisinde.
- içeriye
- içeriye almak
- içeriye alınan şey. intake valve emme supapı.
- içeriye atılan şey
- içeriye bırakmak
- içeriye doğru
- içeriye doğru nefes alma. inspirational ilham verici
- içeriye doğru çevirmek
- içeriye doğru çevirmek veya eğmek
- içeriye götürmek
- içerlek
- içerleme
- içerleme.
- içerlemek
- içermek
- içgüdü
- içgüdüsel
- içgüdüsel. instinc'tively içgüdüsel olarak.
- içi boş
- içi dışı bir
- içi oyulmuş kütükten yapılan kayık
- içi rahat olmayan
- içi su dolmuş.
- içi tez
- içi çok şey alan. capaciously geniş bir şekilde. capaciousness genişlik
- içici
- içiden çarpılma
- içilebilir
- içilebilir su
- içilecek soda
- içilen şey
- içilmesi mümkün.
- içim
- için
- için acı olmak .
- için için kaynayan. sullenly somurtarak
- için için yanmak
- için. because of -den dolayı
- için. towards evening akşama doğru
- içinde
- içinde açık saçık resim ve yazılar bulunan kitap
- içinde balık avlamak
- içinde balık tadı veya kokusu bulunma
- içinde balık tadı veya kokusu olan
- içinde binalar bulunan etrafı duvarla çevrili arazi.
- içinde bulunan
- içinde bulunulan gece
- içinde bulunulan günün gecesi
- içinde canlı deniz hayvanları muhafaza edilen delikli kutu veya sandık. car barn taşıt deposu.
- içinde dolaşmak
- içinde et