Turkish words: I
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- itikâf
- itila
- itilmiş
- itilâf
- itim
- itimada layık
- itimada layık.
- itimada lâyık
- itimada lâyık olmayan .
- itimada şayan
- itimada şayan. credibil'ity inanılmaya layık oluş
- itimada şayan. faithful to his word sözüne sadık. the faithful müminler
- itimat
- itimat edilir
- itimat edilir. out of square düzensiz
- itimat etmek
- itimat etmek Believe me! Sözüme inan ! believable inanılır believer iman eden kimse.
- itimat etmek.
- itimat etmemek
- itimat etmemek.
- itimat uyandıran
- itimat.
- itimatsızlık
- itimatsızlık göstermek
- itimatsızlık. distrulltful şüpheci
- itimil
- itina
- itinalı
- itinayla
- itip ileri atılmak
- itip kakmak
- itip yuvarlamak
- itip yıkmak. push forward ileri sürmek veye itmek. push in itip içeri sokmak. push off avara etmek. push on devam etmek
- itiraf
- itiraf edildiği gibi.
- itiraf edilmemiş
- itiraf etmek
- itiraf ettirmek
- itiraz
- itiraz beyannamesi
- itiraz eden
- itiraz eden kimse
- itiraz etme
- itiraz etmek
- itiraz etmek.
- itiraz etmek. contest with
- itiraz etmek. tilt at wind mills hayali düşmanlara saldırmak. tilt hammer şahmerdan. tilt over devirmek. tilt up kalkmak
- itiraz kaldırmaz. indisput'ably itiraz kaldırmaz derecede.
- itiraz kaldırmaz. irrefutably reddedilmez bir şekilde.
- itiraz kaldırır. contested election yeterinden fazla aday bulunan seçim
- itiraz olarak ileri sürmek.
- itiraz sebebi. objectionable itiraz edilebilir
- itirazda bulunmak
- itirazı olmak
- itiyat
- itiyat edinilmiş
- itiyat edinmiş
- itiyat peyda etmek be accustomed to itiyadında olmak
- itiyat.
- itizar
- itizar beyan eden
- itizar etmek
- itiş
- itiş kakış
- itiş tepiş
- itişip kakışma
- itişip kakışmak
- itişli
- itişme
- itişmek
- itki
- itmam
- itmam etmek
- itme
- itmek
- itminan
- itriyum
- ittifak
- ittifak etmek
- ittifak ettirmek
- ittifak halinde
- ittifakla
- ittifakla.
- ittihat
- ittirmek
- ity
- ity uygulama imkanı
- ivazlık
- ivdirgen
- ivdirici
- ivedi
- ivedilik
- ivedilik . Haste makes waste. Acele işe şeytan karışır. in haste aceleyle
- ivedilikle
- ivinti
- ivinti yeri
- ivme
- ivme katmak
- ivmek
- ivmelendirilmiş
- ivmelenmek
- ivygrown
- ivymantled sarmaşıkla örtülü. ivy geranium sakız sardunyası. ivy vine frenk elması
- iye
- iyelik
- iyelik eki
- iyi
- iyi ahlaklı
- iyi ahlâk doğruluk
- iyi aileden gelme
- iyi akşamlar
- iyi arkadaş. hail fellow well met laubali kimse. old fellow arkadaş
- iyi beslenme sonucunda şişmanlamak
- iyi bilinmeyen
- iyi bilme
- iyi bilmek
- iyi bir aileye mensup erkek
- iyi bir tesadüf olarak.
- iyi bir usul. all the way mümkün olduğu kadar
- iyi dost kara günde belli olur
- iyi düşünebilen
- iyi etmek
- iyi eğlenceler
- iyi geceler
- iyi geçinmek
- iyi gitmek
- iyi giyimli.
- iyi giyinen kimse.
- iyi giyinmiş.
- iyi gün dostu
- iyi günler
- iyi haber
- iyi hal
- iyi hareket etmek. well-behaved uslu
- iyi hazırlanmlş
- iyi huylu
- iyi kalpli
- iyi karşılanan
- iyi ki
- iyi kullanmama
- iyi kötü
- iyi mayalanmış
- iyi mi
- iyi misin?
- iyi misiniz?
- iyi muhafaza edilmiş ceset.
- iyi muhafaza edilmiş mevki.
- iyi mütalâa olunmuş
- iyi netice veren sistem. treat a person like dirt bir kimseyi hiçe saymak
- iyi netice vermek
- iyi netice vermeyen şey
- iyi niyet
- iyi niyet. keep one' faith imanını elden bırakmamak
- iyi niyetli
- iyi olmak. feel one' oats canlı olmak
- iyi olmayan
- iyi olmaz
- iyi olmaz hasta. incurabil'ity
- iyi para kazanmak. do well by him ona iyilik etmek. do without muhtaç olmamak
- iyi pişmemiş.
- iyi planlanmış. imaginatively hayal gücüne dayanarak.
- iyi Ramazanlar
- iyi sabahlar
- iyi sporcu olmak The game is up Plan suya düştü
- iyi tarafını görmek .
- iyi tesir bırakmayan
- iyi uymak
- iyi uymayan şey
- iyi vaziyette
- iyi ve hayırlı şey
- iyi ve kötü günler.
- iyi yapılı
- iyi yemek yeme ve yemekten anlama sanatı.
- iyi yiyip içmekle ilgili.
- iyi yolculuklar
- iyi yolda olmak
- iyi yönde değiştirmek
- iyi çalışmayan
- iyi çocuk
- iyi şans
- iyi şanslar
- iyi şanslar!
- iyi. decently terbiye ölçüsünde
- iyice
- iyice anlamak
- iyice araştırmak
- iyice bakmak.
- iyice cila vermek
- iyice incelemek
- iyice kapamak
- iyice karıştırmak. settle one' hash bir kimseyi tamamen susturmak
- iyice kurumak
- iyice kurutmak
- iyice tanıma
- iyice tarif olunmamış
- iyice yanmış. nicely iyi bir tarzda
- iyice öğrenmek
- iyice ıslanmak
- iyice ıslanmış
- iyice ıslatma veya ıslanma
- iyice ıslatmak
- iyice.
- iyileşebilir .
- iyileşme
- iyileşmek
- iyileşmek.
- iyileşmek. Least said
- iyileşmek.come alongside yanaşmak
- iyileşmeye yüz tutmak
- iyileşmeye yüz tutmak.
- iyileşmez
- iyileşmiş
- iyileştiren kimse
- iyileştirici
- iyileştirme
- iyileştirmek
- iyilik
- iyilik bilmeyiş.
- iyilik eden
- iyilik eden kimse
- iyilik etmek
- iyilik timsali
- iyilik veya fenalık yapmaya muktedir
- iyilikbilmez
- iyiliksever
- iyilikseverlik
- iyilikten anlamaz
- iyiliği dokunmak
- iyimser
- iyimser.
- iyimserlik
- iyimserlik. optimist iyimser kimse
- iyimsi
- iyisi mi
- iyiye kullanmak
- iyiyim
- iyiyim, teşekkür ederim
- iyiyim, teşekkürler
- iyod
- iyodotimol
- iyodür
- iyodür asidinin tuzu.
- iyon
- iyon. ion'ic iyona ait.
- iyonik
- iyonik bağ
- iyonlaşma
- iyonlaşma enerjisi
- iyonosfer
- iyor