Turkish words: H
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- hesap eden kimse
- hesap edilebilir
- hesap edilemez
- hesap etme
- hesap etmek
- hesap etmek. This doesn't count. Bu sayılmaz. Bu hesaba katılmaz.
- hesap görme
- hesap görmek
- Hesap Günü
- hesap ilmi.arithmet'ical aritmetikle ilgili. arithmet'ically aritmetik yoluyla. arithmetician aritmetikçi.
- hesap lütfen
- hesap makinası
- hesap makinesi
- hesap pusulası
- hesap raporu.
- hesap tahtası
- hesap tutmak pick up the tab kdili parayı çekmek
- hesap vermek
- hesap vermek. joint account müşterek hesap. make no account of saymamak
- hesap yapan
- hesap yapmak
- hesap yekününü nakletmek. bring home to ikna etmek
- hesap çıkartma.
- hesaplama
- hesaplama.
- hesaplamak
- hesaplamak. allowable caiz
- hesaplamak. computa'tion hesap
- hesaplamak. take the chair başkan olmak .take the field bir sahaya atılmak
- hesaplanamaz
- hesapları kontrol etmek. auditor hesap kontrolörlüğü.
- hesapları yevmiye defterinden ana deftere nakletmek
- hesapların gözden geçirilmesi
- hesapların kontrolu
- hesaplaşma
- hesaplaşmak
- hesaplaşmak.take into account göz önünde tutmak
- hesaplaşmaya çağırmak. soft spot zaaf
- hesapsız
- hesapsız.
- hesapsız. measurement ölçü
- hesapsız. numberless sayısız
- hesapta münferit rakam
- hesaptan düşme
- hesaptan düşmek
- hesaptan düşmek. subtrac'tion çıkarma subractive eksiltici
- hesitancy tereddüt
- Hessen
- Hestia
- heterodoks
- heterojen
- heteromilliyetçilik
- heteroseksüel
- heteroseksüelim
- heteroseksüellik
- Heuglin martısı
- hevenk
- heves
- heves.
- hevesin kırılması.
- hevesini kırarak. discouragement cesaretsizlik
- hevesini kırmak
- hevesle. ambitiousness ihtiras
- heveslendirmek
- heveslenmek
- hevesli
- hevesli kimse
- hevesli. anxiously endişe ile
- hevesli. enthusias'tically şevkle
- hevesli. studiously çalışarak
- hevessiz
- hevessiz.
- hey
- heybe
- heybet
- heybetli
- heybetli oluş.
- heybetli ses
- heybetli ses çıkarmak
- heybetli.
- heybetli. majestically heybetli bir sekilde.
- heyecan
- heyecan göstermeden.
- heyecan göstermeyerek. impassive - ness
- heyecan uyandıran olay
- heyecan uyandırmak. splashy ıslak
- heyecan uyandırmak. under one's breath alçak sesle fısıldayarak.
- heyecan uyandırmaya çalışan kimse. emotional'ity heyecana kapılma
- heyecan veren. emotionalism duygululuk
- heyecan verici
- heyecan verici durum
- heyecan verici. pathetically dokunaklı veya etkileyici bir surette
- heyecan vermek
- heyecan veya teessürle titremek
- heyecan.
- heyecan. tumultuary gürültülü
- heyecana kapılmayan. coolish serince coolly kayıtsızca
- heyecandan konuşamamak.
- heyecanla
- heyecanlandırarak.
- heyecanlandırmak
- heyecanlandırmak.
- heyecanlandırmak: akıtmak
- heyecanlandırıcı
- heyecanlanmak
- heyecanlı
- heyecanlı olarak. nervousness sinirlilik
- heyecanse
- heyecansız
- heyecansız.
- heyecansız. nonchaIance soukkanlılık. nonchalantly soğukkanlı olarak.
- heyecansızlık
- heyelan
- heyelân
- heyelân.
- heyet
- heyhat ki
- heyk. kabartma
- heykel
- heykel gibi heybetli ve vakarlı statuesquely heybetle. statuesqueness heybetlilik
- heykel gövdesi
- heykel statuette ufak heykel .
- heykel veya benzeri için özellikle duvarda bir oyuk
- heykel veya resim. altar rail mihrabın önündeki parmaklık. Iead to the altar evlenmek.
- heykel. icon'ic azizlerin resimlerine ait.
- heykelci
- heykelcik
- heykelcik.
- heykelcilik
- heykeller
- heykeltıraş
- heykeltıraş. sculptress kadın heykeltıraş.
- heykeltıraşlık
- heyulâ
- hezaren
- hezeyan
- hezeyan etmek
- hezimet
- hezimet.
- hezimet. defeatism bozgunculuk. defeatist bozguncu kimse
- hezimete uğratmak
- HHH
- hibe
- hibe etmek
- hibe etmek. Don't look a gift horse in the mouth. Bahşiş atın dişine bakılmaz. gifted kabiliyetli
- hibe.
- hibe. take for granted olmuş gibi kabul etmek
- hibrit
- hicap
- hicaz
- hiciv
- hiciv ile tezyif etmek
- hiciv muharriri
- hiciv söyleme.
- hiciv yazan.
- hicran
- hicret
- hicret etmek
- hicret etmek. emigra'tion göç
- hicret etmek. migrent göçmen
- hicri
- hicri takvim
- hicvetmek
- hicviye
- hidayet
- hiddet
- hiddet ifade eden ıslık gibi ses. hiss one off the stage ıslıklayarak sahneden kovmak. hissing ıslıklama
- hiddet kızgınlık
- hiddet.
- hiddet. flaring alevle parlayan
- hiddet. get one' dander up kızmak
- hiddet. spunky cüretli
- hiddete kapılmak. fly off uçup gitmek. fly off the handle birdenbire öfkelenmek
- hiddetle bakmak
- hiddetle furiousness öfke
- hiddetle söylemek
- hiddetle.
- hiddetle. storminess fırtınalılık. stormy petrel fırtına martısı
- hiddetlenme. population explosion hızlı nüfus artışı. explosion oflaughter kahkaha tufanı.
- hiddetlenmek
- hiddetlenmiş
- hiddetli
- hiddetli bakış. frown on uygun görmemek
- hiddetli. passionless soğukkanlı
- hiddetten köpürmek
- hidiv
- hidra
- hidrat
- hidrobiyoloji
- hidrodinamik.
- hidroelektrik
- hidroelektrik santral
- hidrofil
- hidrografi
- hidrografya
- hidrojen
- hidrojen bombası
- hidrojen peroksit
- hidrojeoloji
- hidrokarbon
- hidrokinezi
- hidroklorik asit
- hidroksil
- hidroksil grubu
- hidrolik
- hidrolik direksiyon
- hidrolik enerji
- hidrolik güç
- hidroliz
- hidroloji
- hidrometre
- hidrosefali
- hidrosfer
- hidrosiyanik asit
- hidrostatik
- hidrostatik denge
- hidroterapi
- Higgs bozonu
- Highland
- higrometre
- higrostat
- hijyen
- hijyenik
- hijyenik bağ. napkin ring peçete halkası.
- hijyenik ped
- hikaye
- hikaye anlatan kimse
- hikaye anlatmak: tarihi tablolarla süslemek. story hour masal saati. story writer romancı
- hikaye edilmiş
- hikaye etmek
- hikaye kabilinden.
- hikaye söyleme sanatı
- hikayenin özü
- hikmet
- hikmet sahibi
- hikmet sahibi kimse
- hikmet sahibi oluş
- hikmet sahibi.
- hikmetli
- hikâye
- hikâye birleşik zamanı
- hikâye edilmiş
- hikâye etmek
- hikâye etmek.
- hikâye söylemek
- hikâyeci.
- hikâyecilik
- hikâyede sonradan etkisini gösteren belirsiz bir kısım. plant louse yaprak biti
- hikâyeyi ilginç bir duruma sokan karışık olaylar.
- hilafet