Turkish words: Y
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- yatkınlık
- yatkınlık.
- yatma
- yatma vakti
- yatma vakti.
- yatmak
- yatmak lay to rest gömmek
- yatmak. bed down at ve inek gibi hayvanlara samandan yatak yapmak.
- yatmak. turn inside out içini dışına çevirmek
- yatmaya gitmek emekliye ayrılmak
- yatmış olmak
- yatçılık
- yatılı okul
- yatılı okul öğrencisi.
- yatılı ögrenci
- yatırmak
- yatırılan sermaye
- yatırım
- yatırım bankası
- yatırım yapmak
- yatırımcı
- yatış
- yatışma
- yatışmak
- yatışmak. quench'able söndürülür
- yatıştırma
- yatıştırma.
- yatıştırmak
- yatıştırmak. placative placatory yatıştırıcı.
- yatıştırmak. quiet down susmak
- yatıştırmak. Silence gives consent Sükut ikrardan gelir.
- yatıştırıcı
- yatıştırıcı şey
- yatıştırılabilir
- yavan
- yavan un çorbası
- yavan. arid'ity
- yavanlaşmak
- yavanlık
- yavanlık.
- yavaş
- yavaş gezdirmek
- yavaş gider
- yavaş hareket eden
- yavaş ve sakin gezinmek
- yavaş yavaş
- yavaş yavaş artan
- yavaş yavaş değişmek
- yavaş yavaş gitmek. lingeringly ayrılmayarak
- yavaş yavaş hareket etmek veya ettirmek. inch along yavaş yavaş hareket etmek. by inches ağır ağır
- yavaş yavaş kaynatmak
- yavaş yavaş sokulmak
- yavaş yavaş yürümek
- yavaş yavaş yıpratmak veya yıpranmak
- yavaş yavaş öğretmek veya aşılamak
- yavaş yavaş. by and large genellikle
- yavaş yavaş. every inch tepeden tırnağa. within an inch of his life ölümüne ramak kalmış.
- yavaş yavaş. give a bit of one's mind haşlamak
- yavaşlamak
- yavaşlatmak
- yavaşlık
- yavaşça
- yavaşça. soft art süreksiz sanat. soft coal adi madenkömürü. soft drink alkolsüz içki
- yaver
- yavru
- yavru dil
- yavru doğurma. viviparously doğurucu olarak.
- yavru geyiğin boynuzu
- yavru horoz.
- yavru kedi
- yavru kedi encik enik.
- yavru köpek
- yavru.
- yavruağzı
- yavrucak. the kids ço cuklar
- yavrulamak
- yavrulamak. cub reporter tecrübesiz genç gazete muhabiri. cub scout yavrukurt.
- yavrular. young blood gençlik. with young gebe.
- yavrum.
- yavuz
- yavşak
- yavşan
- yavşan otu
- yay
- yay burcu
- Yay burcu.
- yay eklinde olan herhangi bir şey. arc lamp
- yay gibi
- yay gibi.
- yay kirişi
- yay ve ok
- yaya
- yaya asker
- yaya er.
- yaya geçidi
- yaya geçidi.
- yaya gitmek
- yaya kaldırımı
- yaya kaldırımı.
- yaya olarak yolculuk etmek
- yaya yolu
- yaya yürümek
- yaya yürüyen
- yayalara mahsus köprü.
- yayan
- yayan giden kimse
- yaygara
- yaygara etmek
- yaygara koparmak
- yaygara.
- yaygaracı
- yaygaracı. noisily gürültülü olarak. noisiness gürültü.
- yaygarayı basmak
- yaygın
- yaygın görünüş
- yaygın inanışın aksine
- yaygın isim. vernacularism lehçe deyimi
- yaygın olarak
- yaygın olarak . wide'ness genişlik.
- yaygın olmak
- yaygın ve yıkıcı örgüt.
- yaygın yörüngeç
- yaygın.
- yaygın. prevailingly galip gelerek
- yaygınlaştırmak
- yaygınlık
- yaygınlık.
- yayla
- yayla balığı
- yayla kekiği
- yayla çiçeği
- yaylacılık
- yaylanma
- yaylı
- yaylı sazı tıngırdatma
- yaylım ateş
- yaylım ateş etmek
- yaylım ateşi
- yayma
- yayma. propagative çiftleştirici
- yaymak
- yaymak. divulgence ifşa etme
- yaymevi
- yayvanlaşma
- yayvanlık
- yayı boşalmak
- yayık
- yayık ayranı
- yayık tabak.
- yayılan
- yayılan. contagious laughter herkesi coşturan gülme.
- yayılma
- yayılma alanı
- yayılma veya yayılan şey
- yayılma.
- yayılma. radiation sickness radyoaktif ışınların etkisiyle meydana gelen hastalık.
- yayılmak
- yayılmak serilmek
- yayılmak. scatterbrain dağınık fikirli kimse. scatter rug ufak halı
- yayılmış
- yayılmış kaplayan
- yayılıp büyümek
- yayılıp genişlemeye elverişli
- yayılıp yatma
- yayılıp yatmak
- yayım
- yayımcı
- yayımcılık
- yayımlama
- yayımlamak
- yayımlanacak eserleri eleştiren kimse
- yayımlanacak kitabı ayrıntılı olarak tarif eden broşür
- yayımlanmamış
- yayımlanmamış.
- yayımlanmış eser.
- yayın
- yayın alanı
- yayın balığı
- yayın istasyonları şebekesi.
- yayın için kullanılan sunî peyk.
- yayın tipinden bir çeşit balık
- yayıncı
- yayıncılık
- yayınla
- yayınlama
- yayınlamak
- yayınlamak. issue of shares hisse senedi ihracı. at issue üzerinde konuşulan
- yayınlanan
- yayınlanmak
- yayınlanmamış
- yayınlanmış
- yayınım
- yayığa benzer herhangi bir alet
- yaz
- yaz atmacası
- yaz esnasında bakmak veya beslemek
- yaz gibi.
- yaz gün dönümü
- yaz mevsimi
- yaz ördeği
- yaz.
- yazacak
- yazak
- yazar
- yazar elindeki sayı
- yazar kasa
- yazarlık
- yazarı bilinmeyiş
- yazarın eserleri
- yazdıran kimse. dictatorship diktatörlük.
- yazdırmak
- yazgaç
- yazgı
- yazgıcı
- yazgılamak
- yazlık
- yazlık ev
- yazlık köşk
- yazma
- yazma ve matematik dersleri. rule of three basit orantı.
- yazmak
- yazmak kaydetmek
- yazmalık
- yazman
- yazı
- yazı dili
- yazı dizgesi
- yazı düzeni.
- yazı geçirmek
- yazı ile yermek. nothing towrite ome about bahsetmeye değmez. write in bir metne ilave yapmak
- yazı kalemi
- yazı kâğıdı destesi
- yazı makinalarında tuş
- yazı makinası
- yazı makinesi
- yazı masası
- yazı sahibi.
- yazı tahtası
- yazı tura
- yazı tura atmak
- yazı tura için para atma
- yazı tura için parayı havaya atmak
- yazı turada karşılaştırmak üzere iki para atmak
- yazı yazma
- yazı yazma sanatı
- yazı yazma sanatı edebiyat
- yazı ödevi
- yazı. copybook yazı defteri
- yazı. Holy Writ Kitabı Mukaddes. judicial writ mahkeme emri.
- yazıcı