Turkish words: Y
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- yakınından
- yakınından geçmek
- yakıotu
- yakıp kületmek. incinerator yakıp kül haline getiren makine veya alet. incinera'tion yakıp kületme.
- yakıp yok etmek
- yakıp yıkmak
- yakıp yıkmak.
- yakıt
- yakıt almak.
- yakıt ikmal etmek.
- yakıt parası
- yakıt tüketimi
- yakış
- yakışmak
- yakışmaz
- yakıştırmak
- yakışık almak. beseeming yakışır
- yakışık almama. unsuitably uygunsuzca.
- yakışık almayan
- yakışık almayan şey
- yakışık almaz.
- yakışık almaz. beneath one's dignity -e yakışmaz
- yakışık alır
- yakışıklı
- yakışıklı delikanlı
- yakışıklı prens
- yakışıksız
- yakışıksız. unsuitabil'ity
- yakışır
- yakışır.
- yakşırak
- yal
- yalak
- yalak: oluk: iki dalga arasındaki çukur
- yalaka
- yalakalar
- yalaklar
- yalama
- yalamak
- yalan
- yalan dolan
- yalan makinesi
- yalan ortaya çıkarmak amacıyla kullanılan aygıt
- yalan söyleme
- yalan söylemek
- yalan söylemek. deceiver aldatıcı kimse
- yalan söylemek. fabled efsanevi
- yalan söyleyen yüz
- yalan söyleyerek
- yalan yere suç yükleme
- yalan yere yemin
- yalan.
- yalan. söylemek
- yalan. We'll see you soon
- yalanacak miktarda az şey
- yalancy
- yalancı
- yalancı akasya
- yalancı kimse.
- yalancı meyve
- yalancı safran
- yalancı tanık
- yalancı tanıklık
- yalancı taş
- yalancı yalancı sana kimse inanmaz
- yalancı çıkarmak
- yalancı şahit
- yalancı şahitlik
- yalancı şemsiye
- yalancı.
- yalancılık
- yalancılık.
- yalancının mumu yatsıya kadar yanar
- yalandan icat etmek
- yalandan yapmak
- yalanlama
- yalanlama ret
- yalanlama. a contradiction in terms sözlerde çelişme.
- yalanlamak
- yalanlayan kimse.
- yalanını yakalamak trip the light fantastic dans etmek.
- yalayış
- yalaz
- yaldız
- yaldız kâğıdı
- yaldızcı
- yaldızlama. illu'minative aydınlatıcı. illu'minator aydınlatan kimse veya şey
- yaldızlamak
- yaldızlanmak
- yaldızlı
- yalgın.
- yalman
- yalmz bir tarafa tesir eden
- yalnlz
- yalnız
- yalnız bataklık çulluğu
- yalnız bir gazete veya mecmuanın temin edebildiği mülâkat. exclusively yalnız
- yalnız bırakmak
- yalnız dış güzelliği olan kadın
- yalnız erkeklere mahsus. stag beetle boynuzlu bir böcek
- yalnız fosili bulunan mamuta benzer fil.
- yalnız kendi çıkarını düşünen ve düzenli hareket eden kimse.economical idareli
- yalnız kendi öz varlığını düşünme ve sevme
- yalnız kendini düşünen kimse
- yalnız kurt
- yalnız kâr veya çıkar gözeten
- yalnız kısa zaman kalan misafir
- yalnız okunur
- yalnız sebzeden ibaret. vegetarianism etyemezlik.
- yalnız tek başına. Iet alone kendi haline bırakmak
- yalnız çenede olan sakal .
- yalnız.
- yalnız. desolately terkedilmiş olarak.
- yalnız. No if or buts! itiraz yok! all but -den gayri az kalsın. but for saye sinde
- yalnızca
- yalnızlık
- yalnızlıktan içi sıkılmış. lonesomeness yalnızlıktan doğan iç sıkıntısı.
- yalnızlıktan ruhu sıkılmış
- yalnızlığı seven
- yalos
- Yalova
- yalpa
- yalpa vurmak
- yalpalama
- yalpalamak
- yalpalanma
- yaltak
- yaltaklanarak birisinin gözüne girmeye çalışmak.
- yaltaklanma
- yaltaklanmak
- yaltaklanmak.
- yaltaklanmak. groveler zelil kimse
- yaltakçı
- yalvarma
- yalvarmak
- yalvarmak.
- yalvarmak. cry down kötülemek. cry for arzu etmek
- yalvarış
- yalvaç
- yalvaçlık
- yalçın
- yalı
- yalı boyu
- yalı kenarı
- Yalıkavak
- yalım
- yalın
- yalın ayak
- yalın ayağın çıkardığı ses
- yalın durum
- yalın hâl
- yalın kat
- yalın çift
- yalınayak
- yalıtaşı
- yalıtkan
- yalıtkan madde.
- yalıtma
- yalıtmak
- yalıtık dizge
- yalıtım
- yalıçapkını
- yalıçapkınıgiller
- yam
- yama
- yama vurmak
- yamalamak
- yamalı
- yamalık
- yamamak
- yaman
- yamanlık
- yamaç
- yamaç paraşütçüsü
- yampiri
- yamru yumru
- yamrı yumru. bumpily tümsekli bir şekilde. bumpiness tümsekli oluş.
- yamuk
- yamukluk
- yamultma
- yamyam
- yamyamlık
- yamyamlıkla ilgili. cannibalism yamyamlık.
- yamçı
- yamıltmak
- yan
- yan bakmak
- yan bakış
- yan cümle
- yan etki
- yan gözle bakmak
- yan hat
- yan parçalarını koymak
- yan taraf
- yan tesir
- yan tümce
- yan yan
- yan yan ve yavaş yavaş sürmek
- yan yana
- yan yana koymak
- yan yana olan
- yan yana olmak adjoining bitişik
- yan yana.
- yan yol. crossroads değişik yolların birleştiği nokta. at the crossroads dönüm noktasında.
- yan yolda
- yan yüzen birkaç çeşit balık. English flounder dere pisisi
- yan çizmek
- yan ürün
- yan- sıma
- yana doğru kaymak
- yana kayma
- yana savrulmak
- yana yatmak
- yana yatırmak
- yanabilir
- yanak
- yanakların pembeliği
- yanaklı
- yanal
- yanan
- yanan veya yarı yanmış odun parçası
- yanar
- yanarayı
- yanardağ
- yanardağ bilimi
- yanardağ gibi
- yanardağ içinden çıkmış
- yanardağ kabilinden
- yanardağ patlaması
- yanardağ püskürmesi
- yanardöner
- yanay
- yanaşma
- yanaşma.
- yanaşma. servant boy uşak. servant girl hizmetçi kız. fellow servant kapı yoldaşı. public servant memur
- yanaşmak
- yanaşmamak. steering committae yönetim kurulu. steering gear dümen donanımı
- yancık
- yanda
- yanda bırakmak
- yanda veya yandan olan
- yandan
- yandan fırlatmak
- yandan çark mahfazası. paddle wheel geminin yan çarkı. paddle one' own canoe kendi işini kendisi görmek.
- yandan çarklı vapurda çark kanadı
- yandaş
- yandaş eşiz
- Yandex
- yandık
- Yangtze