LexiTurk← Dictionary

Turkish words: Y

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • yerinde olan
  • yerinde olmayan
  • yerinde olsaydım
  • yerinde oluş.
  • yerinde rahat durmamak
  • yerinde saymak
  • yerinde söz
  • yerinde söz veya davranış.
  • yerinde.
  • yerinde. as well de
  • yerinde. in point of bakımından. in point of fact hakikaten. make a point of bilhassa itina etmek
  • yerinden
  • yerinden kalkmak
  • yerinden kımıldamayış.
  • yerinden oynamayan ve depo olarak kullanılan büyük sandık
  • yerinden oynamaz
  • yerinden oynatmak
  • yerinden sökülebilir detachment ayırma
  • yerinden yönetim
  • yerinden çıkarma veya çıkarılma
  • yerinden çıkmak
  • yerine
  • yerine getiren kimse.
  • yerine getirilmesi gereken
  • yerine getirilmesi mümkün olmayan
  • yerine getirme
  • yerine getirme.
  • yerine getirmek
  • yerine getirmek.
  • yerine getirmemek.
  • yerine geçme
  • yerine geçme hakkı döl döş.
  • yerine geçmek
  • yerine geçmek veya oturmak
  • yerine geçmek.
  • yerine koymak
  • yerine mıhlamak
  • yerine nöbete girmek
  • yerine oturtmak
  • yerine oturtulmak
  • yerine yerleştirmek veya oturtmak
  • yerine çalışmak
  • yerini alma
  • yerini almak
  • yerini almak. off duty izinli
  • yerini degiştirme
  • yerini değiştirme
  • yerini değiştirmek
  • yerini doldurmak
  • yerini gostermek
  • yerini korumak. hold one's head high eğilmemek
  • yerini tayin etme
  • yerini tayin etmek
  • yerini tayin etmek. alloca'tion tahsis etme
  • yerini tutan
  • yerini tutmak
  • yerinme
  • Yerköy
  • yerküre
  • yerküre bilimi
  • yerlahanası
  • yerle bir etmek
  • yerle bir etmek.
  • yerlerini değiştirmek
  • yerleşik
  • yerleşilmemiş bölge
  • yerleşim
  • yerleşim alanı
  • yerleşim birimi
  • yerleşim bölgesi
  • yerleşke
  • yerleşme
  • yerleşmek
  • yerleşmemiş
  • yerleşmiş
  • yerleşmiş gelenek veya kanun
  • yerleştirme
  • yerleştirme.
  • yerleştirmek
  • yerleştirmek.
  • yerli
  • yerli hizmetçi veya dadı.
  • yerli konuşma dilindeki
  • yerli mal veya hayvan. native-born doğma büyüme
  • yerli olmayan
  • yerli.
  • yerli. nativecitizen doğuştan vatandaşlık hakkı olan kimse. native land anavatan
  • yerlilere benzemek. go off patlamak
  • yerlileşme
  • yermantarı
  • yerme
  • yermek
  • yermeli
  • yersarsıntısı
  • yerseme
  • yersenik
  • yersenik yörüngeç
  • yersiz
  • yersiz tenkit. carpingly devamlı kusur bularak.
  • yersizleştirme
  • Yeruşalim
  • Yeruşalim. Jerusalem artichoke yerelması
  • yeryüzü
  • yeryüzünde yaşayan kimse
  • yeryüzünde.
  • yerçekimsel
  • yerölçüm
  • yeröte
  • yesne
  • yetecek kadar
  • yetenek
  • yetenekli
  • yetenekli kimseler
  • yetenekli olma
  • yeteneksiz
  • yeteneksizce
  • yeteneksizlik
  • yeteneği olmayan
  • yeteneğini gizlemek.
  • yeter
  • yeter derecede
  • yeter sayı
  • yeter!
  • yeteri kadar
  • yeteri kadar.
  • yeterince
  • yeterince iyi
  • yeterinden fazla
  • yeterli
  • yeterli olarak .
  • yeterli olmak
  • yeterli.adequately layıkıyle adequateness yeterlilik.
  • yeterlik
  • yeterlik sınavı.
  • yeterlilik
  • yetersayı
  • yetersiz
  • yetersiz beslenme
  • yetersiz bir örnek veya taklit.
  • yetersiz bir şekilde.
  • yetersiz olarak
  • yetersiz olmak
  • yetersiz. disappear into thin air yok olmak
  • yetersiz. law of supply and demand arz ve talep kanunu.
  • yetersizlik
  • yetersizlik. incompetently yetersizce
  • yeti
  • yetim
  • yetim. fatherliness babacan tavırlar. fatherly baba gibi
  • yetimhane
  • yetinmek
  • yetinmek. times without number defalarca.
  • yetiyitim
  • yetişilir
  • yetişilmez. within reach erişilebilir.
  • yetişir
  • yetişkin
  • yetişkin bezi
  • yetişkin eğitimi
  • yetişkinlik
  • yetişme
  • yetişme.
  • yetişmek
  • yetişmek. arrival geliş
  • yetişmemek
  • yetişmiş
  • yetiştiren
  • yetiştirici
  • yetiştirici aile
  • yetiştirici.
  • yetiştiricilik
  • yetiştirilebilir. cultivated ekili
  • yetiştirme
  • yetiştirme yurdu
  • yetiştirme yurdu çocuğu
  • yetiştirmek
  • yetke
  • yetki
  • yetki alanı
  • yetki alanında.
  • yetki belgesi
  • yetki belirtisi olarak kullanılan tören asası. macebearer bu asayı taşıyan görevli.
  • yetki dairesi.
  • yetki devri
  • yetki sahibi
  • yetki sahibi kimse
  • yetki vermek
  • yetki veya nüfuzu olan
  • yetki, emir
  • yetkilendirilmiş
  • yetkilendirmek
  • yetkili
  • yetkili able-bodied vücudu sağlam olan güçlü able-bodied seaman gemici tayfa.
  • yetkili kaza dairesi hakkında ihtilaf.
  • yetkili olarak kurmak
  • yetkili sayılan kitap veya yazar. the authorities yetkili olanlar
  • yetkili şâhıs
  • yetkililer
  • yetkin
  • yetkinleştirmek
  • yetkinlik
  • yetkisi dahilinde.
  • yetkisi olmadan bir vazifeyi üstüne almak. assumed farzolunan
  • yetkisinde
  • yetkisini belirtmek üzere hükümdarların taşıdığı altın top
  • yetkisiz
  • yetkisizlik
  • yetmek
  • yetmek.
  • yetmek. suffice it to say şu kadarını söylemek yeter ki.
  • yetmemek az kalmak. come short eksik gelmek
  • yetmemek. for short kısaca. in short kısaca
  • yetmeyiş.
  • yetmezlik.
  • yetmiş
  • yetmiş altı
  • yetmiş beş
  • yetmiş bir
  • yetmiş birinci
  • yetmiş dokuz
  • yetmiş dört
  • yetmiş iki
  • yetmiş sekiz
  • yetmiş yedi
  • yetmiş üç
  • yetmişinci
  • yetmişle yetmiş dokuz yaşları arasında kimse.
  • yetmişte bir.
  • Yevlah
  • yevmi
  • yevmiye
  • yevmiye defteri
  • yeğen
  • yeğenler. second cousins kardeş torunları. first cousin once removed yeğen çocuğu.
  • yeğin
  • yeğinlik
  • yeğinsel özellik
  • yeğleme
  • yeğlemek
  • yeğlik
  • yeğni
  • yeğni etkileşim
  • yeğnice
  • yeşermiş
  • yeşil
  • yeşil ayaklı su tavuğu.
  • yeşil aynak
  • yeşil ağaçkakan
  • yeşil biber
  • Yeşil Burun Adaları
← PreviousPage 10 of 16Next →