Turkish words: Y
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- yeşil düdükçün
- yeşil fasulye
- yeşil gübre
- yeşil kanatlı borazan kuşu
- yeşil karnabahar
- yeşil kitap
- yeşil kuşak
- yeşil papağan
- yeşil rengin birkaç tonu. sea nettle denizısırganı. sea onion adasoğanı
- yeşil renk
- yeşil saksağan
- yeşil salata
- yeşil soğan
- yeşil sırtlı balıkçıl
- yeşil sırtlı incir kuşu
- yeşil sırtlı yalıçapkını
- yeşil taş pamuğu. asbestos packing asbest salmastrası.
- yeşil yassıkuyruk
- yeşil zeytin
- yeşil zeytin rengi
- yeşil çay
- yeşil çay tozu
- yeşil çıvgın
- yeşil ışık
- Yeşilaycı
- yeşilbacak
- yeşilbaş
- yeşilci
- yeşile bakan bir çeşit ufak limon
- yeşilimsi
- yeşilimtırak
- yeşillendirmek
- yeşillenme
- yeşiller
- yeşillik
- yeşillik. grassy otlu
- yeşillikle kaplanmış
- yeşillikli .
- yeşim
- yeşim.
- yeşne
- yi yecek şey
- Yiddiş
- Yidiş
- yihhu
- yiit
- Yilan
- yilbik
- yine
- yine birleşme
- yine de
- yine.
- yine: bununla beraber
- yineleme
- yinelemek
- yinelemeli
- yinelenen
- yinit
- yirmi
- yirmi altı
- yirmi altıncı
- yirmi beş
- yirmi beşinci
- yirmi bir
- yirmi bir şilin
- yirmi birinci
- yirmi dokuz
- yirmi dördüncü
- yirmi dört
- yirmi franklık Fransız altını
- yirmi iki
- yirmi ikinci
- yirmi sayısı
- yirmi sekiz
- yirmi yedi
- yirmi üç
- yirmi.
- yirmide bir.
- yirmigen
- yirmilik
- yirmilik diş
- yirminci
- yitik
- yitim
- yitirgen
- yitirim
- yitirmek
- yitmek
- yiv
- yivine veya yerine oturtmak. slot machine içine para konulan otomatik büfe veya oyun makinası.
- yivlerle süslemek. fluted column yivli sütun. fluting yivli süs. flutist flütçü
- yivli
- yivli silâh
- yiyecek
- yiyecek içecek masrafları için ödenen para makbuzu
- yiyecek maddesi
- yiyecek tedarik etmek
- yiyecek ve içecek
- yiyecek. bill offare yemek listesi. full fare tam bilet
- yiyecek. edibil'ity yenebilme niteliği.
- yiyecek: perhiz yapmak
- yiyecekmiş gibi bakmak
- yiyeceği birlikte paylaşmak. break down işlemez hale gelmek
- yiyeceğini vermek
- yiyen
- yiyici
- yiyilce
- yiyip bitirmek. far away uzağa
- yiyip durmak. eat one's heart out kendi kendini yemek
- yiğit
- yiğit kimse
- yiğit ve cesur.
- yiğit.
- yiğit. grittiness kumlu oluş
- yiğit. manliness yiğitlik
- yiğitlik
- yiğitlik de nemesi
- yiğitlik.
- yiğitlik. knight hood şövalyelik.
- yiğitlik. valiantly kahramanca
- yiğitçe
- yiğitçe.
- YKB
- ylkmak
- ylldız gibi
- yo
- yo-yo
- yobaz
- yoga
- yoga felsefesine kendini vermiş kimse
- Yoga.
- yogi
- yogi.
- yok
- yok artık
- yok cevabı
- yok daha neler
- yok edici
- yok edici suicidally intihar etmeye meyilli olarak.
- yok edici şey veya kimse
- yok edilemez
- yok etme
- yok etmek
- yok etmek kökünü kazımak
- yok gibi
- yok olma
- yok olmak
- yok olmuş
- yok pahasına.
- yoklama
- yoklama veya talim için toplanmak.
- yoklama yapmak
- yoklamada sıraya girme
- yoklamak
- yoklamak. approvingly beğenerek
- yokluk
- yokluk. in default of payment ödenmediği takdirde.
- yokluğundan mustarip olmak
- yokluğunu hissetmek
- yoksa
- yoksa gecikeceksin. Who else is going ? Başka kim gidiyor? Daha kim gidiyor? It' not mine
- yoksa. either this or that ya bu ya o.
- yoksul
- yoksul .
- yoksul kimse
- yoksul olmak. want for muhtaç olmak
- yoksul.
- yoksullaşmak
- yoksullaştırmak
- yoksulluk
- yoksulluk çekmek
- yoksulluk. pauperiza'tion fakirleştirip sadakaya muhtaç hale getirme. pauperize sadakaya muhtaç hale getirmek.
- yoksun
- yoksun bırakmak
- yoksun olmak
- yoksunluk
- yokuş
- yokuş aşağı
- yokuş aşağı yer.
- yokuş yukarı
- yokuş yukarı. on the upgrade iyileşmekte
- yokuşu inerken tekerleği tutan zincir
- yokçuluk
- yol
- yol alma
- yol almak
- yol arkadaşı
- yol ayrımı
- yol açmak
- yol açmak için önden giden kimse
- yol açmak. court danger tehlike peşinde koşmak.
- yol açıp arasından geçmek
- yol boyunca
- yol bulup geçmek
- yol dışından. cross-country race kır koşusu.
- yol gitmek
- yol gösteren
- yol gösteren kimse
- yol gösterici. directive emir
- yol gösterme
- yol göstermek
- yol göstermek. instructor öğretmen
- yol göstermek. take in vain küfür etmek. take issue with aksi tarafı tutmak. take it anlamak
- yol halısı
- yol işareti
- yol işlerinde kullanılan silindir
- yol kenarı
- yol kenarı.
- yol kenarındaki. go by the wayside daha önemli bir şeyden dolayı rafa kaldırılmak.
- yol kesen eşkıya.
- yol kesen kimse.
- yol kesen kimse. banditry haydutluk. bandits
- yol kesen kimse. robbery hırsızlık
- yol parası
- yol parası. passage way pasaj
- yol tutmak
- yol under weigh harekette
- yol verilmiş
- yol verme
- yol verme.
- yol vermek
- yol vermek. dispenser dağıtan kimse
- yol veya bayırın nispi irtifalarını aletlerle ölçmek
- yol veya nehrin çatallaşan yer veya kolu
- yol yol etmek
- yol yol yapmak
- yol yorgunu
- yol çukuru
- yol üstü olmayan
- yol.
- yola düzülmek.
- yola getirilemez
- yola getirmek
- yola girmek
- yola koymak
- yola koyulmak
- yola koyulmak .start something zorluk çıkarmak. start up çalıştırmak
- yola koyulmak. set forward ileri koymak
- yola veya seyahata ait.
- yola çıkma
- yola çıkmak
- yolak
- yolbaşçı
- yolbul
- yolcu
- yolcu adedi
- yolcu etmek
- yolcu etmek. send out göndermek
- yolcu eşyası
- yolcu gemisi