LexiTurk← Dictionary

Turkish words: S

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • sagan
  • saglamlaştırmak
  • sagu
  • saha
  • saha.
  • sahabe
  • sahaf
  • sahan
  • sahanda yumurta
  • sahanlık
  • Sahel
  • sahi
  • sahibi
  • sahibi bulunmayan mektup. man of letters muellif
  • sahibi olmak
  • sahibi çıkmamış.
  • sahici
  • sahiden
  • sahiden. be sure dikkat etmek. for sure elbette
  • sahife
  • sahifeli
  • sahih
  • sahika
  • sahil
  • sahil boyunca işleyen ticaret gemisi. coaster brake bisiklette pedal freni.
  • sahil güvenlik
  • sahil hattı.
  • sahil veya huduttan uzak
  • sahil.
  • sahilde arsa
  • sahildeki
  • sahilden görülen açık deniz
  • sahilden ölçülen deniz mesafesi. in the offing yakında
  • sahile doğru esmek
  • sahile yavaş çarpan dalganın sesi. lap up
  • sahile çarparak köpük haline gelen dalga
  • sahilsel
  • sahip
  • sahip mal sahibi. ownership mülkiyet
  • sahip olarak mülke girme
  • sahip olma
  • sahip olmak
  • sahip çıkarak. possessiveness tahakküm etme
  • sahip çıkma.
  • sahip çıkmak
  • sahip çıkmak. claimable hak talep edilebilir. claimant hak talep eden kimse.
  • sahip çıkmak. take pride gurur duymak. take root kökleşmek
  • sahiplik
  • sahiplik eki
  • sahipsiz
  • sahipsiz köpek
  • sahmerdan
  • sahne
  • sahne arkası
  • sahne aşağısı
  • sahne dekorları.
  • sahne dekoru
  • sahne donatımı.
  • sahne hayatı
  • sahne hayatına atılmak. larval stage böceklerin larva haline geldikleri devre. quit the stage sahneden çekilmek.
  • sahne heyecanı
  • sahne ismi
  • sahne içindeki yan perde.
  • sahne korkusu
  • sahne oyunu
  • sahne sanatçısı
  • sahne.
  • sahnede oynamak
  • sahnede oyuncu tarafmdan uydurulup ilâve edilen şaka gag man şaka ve espriler yazan kimse
  • sahnede oyuncuya hatırlatılan söz. prompt note vadeli senet. promp'titude
  • sahneden çıkış
  • sahnelemek
  • sahneye ait
  • sahneye konabilen basamaklı platform.
  • sahneye koyma
  • sahneye koymak
  • sahneye koymak.
  • sahneye çıkan kimse
  • sahneye çıkmak
  • sahneye çıkmak. enter into başlamak
  • Saho-Afar dili
  • sahra
  • Sahra Altı Afrika
  • sahra hastanesi
  • Sahra Çölü
  • sahsiyeti olmayan
  • sahte
  • sahte bilim
  • sahte bir şey.
  • sahte bono ile para toplama
  • sahte doktor
  • sahte görünüş
  • sahte görünüş.
  • sahte hareket
  • sahte heyecan gösterisi.
  • sahte ihtişam
  • sahte imza
  • sahte jeton.
  • sahte kıyafet
  • Sahte Mesih
  • sahte olmayan. sincereness
  • sahte sofu
  • sahte taarruz. diversionary tactics yoldan çevirmek için şaşırtıcı taktikler.
  • sahte tavır.
  • sahte tavırlı
  • sahte tavırlı olmayan
  • sahte vakarlı. demurely ağır başlılıkla alçak gönüllülükle. demureness ciddiyet
  • sahte şey
  • sahte şey. pay one in his own coin misli ile mukabele etmek
  • sahtecilik
  • sahtekar
  • sahtekar kimse
  • sahtekar kimse.
  • sahtekar kimse. charlatan'ic şarlatan. charlatanism şarlatanlık.
  • sahtekar kimse. doubledecker iki katlı otobüs veya yatak
  • sahtekar.
  • sahtekar. crooked dealings namussuzca yapılan işler.
  • sahtekarlık
  • sahtekâr
  • sahtekâr.
  • sahtekârlık
  • sahtekârlık sahte imza atma.
  • sahtekârlık.
  • sahtelik
  • sahtelik gizlenme
  • sahtelik.
  • sahtelikle. hollowness boşluk
  • sahtesini yapmak.
  • sahtesini yapmak. counterfeiter kalpazan.
  • sahtiyan
  • sahtiyan.
  • sahur
  • sai
  • saik
  • saik.stimulus and response uyarım ve tepke.
  • saik: işaret vermek
  • Saint Helena
  • Saint Kitts ve Nevis
  • Saint Kitts ve Nevis Federasyonu
  • Saint Lucia
  • Saint Mary Parish
  • Saint Patrick Parish
  • Saint Paul PArish
  • Saint Peter Parish
  • Saint Peter, Barbados
  • Saint Pierre ve Miquelon
  • Saint Vincent ve Granadalar
  • Saint Vincent ve Grenadinler
  • sair
  • Saitama ili
  • sak
  • saka
  • saka kuşu
  • saka kılıç
  • Saka takımyıldızı.
  • Saka takımyıldızı. water bed yatak olarak kullanılan içi su dolu büyük plastik torba. water beetle
  • saka zevce
  • saka çapkın kimse
  • sakal
  • sakal kesen
  • sakalar
  • sakaların omuz sırığı
  • sakalaşmak
  • sakallı
  • sakallı akbaba
  • sakallı iskete
  • sakalsız
  • sakalı bıyığı tıraş olunmuş.
  • sakalına gülmek
  • sakalına yapışmak
  • sakalını yolmak
  • sakar
  • sakar kimse.
  • sakar meke
  • sakar. clumsily hantalca. clumsiness hantallık.
  • sakarca
  • sakarca kazı
  • sakarin
  • sakarmeke
  • sakaroz white beet şeker pancarı wild beet yaban pancarı
  • Sakarya
  • sakat
  • sakat etmek
  • sakat insan
  • sakat kimse
  • sakat kimse veya şey
  • sakat olmak
  • sakatat
  • sakatat.
  • sakatlama
  • sakatlamak
  • sakatlanmak
  • sakatlar.
  • sakatlayıcı
  • sakatlık
  • sakağı
  • sake
  • saki
  • saki.
  • saki. brigandage eşkıyalık.
  • sakin
  • sakin olma
  • sakin olmak
  • sakin Pacific Ocean Pasifik Okyanusu
  • sakin.
  • sakin. restfully rahat rahat
  • sakinleşme
  • sakinleşmek
  • sakinleşmek.
  • sakinleştirici iğne
  • sakinleştirmek
  • sakinlik
  • sakkaroz
  • saklama
  • saklamak
  • saklamak.
  • saklamak. eloakroom vestiyer.
  • saklamak. keep in mind akılda tutmak
  • saklamak. lay bare açmak
  • saklamak. lay waste tahrip etmek
  • saklamak. stand aside bir yana çekilmek. turn aside bir yana sapmak
  • saklamak. thinly disguised sözde gizli
  • saklambaç
  • saklanabilir
  • saklanabilir. concealment gizleme
  • saklanma
  • saklanma.
  • saklanmak
  • saklanmak. make away with aşırmak
  • saklanmaya yarayan ağaçlık ve çalılık
  • saklatım
  • saklayan
  • saklayan veya koruyan kimse
  • saklncalı
  • saklı
  • saklı. inner circle iç grup
  • saklı. shady dealings gizli ilişkiler
  • sakmak
  • sakrum
  • saksafon
  • saksağan
  • saksağan.
  • sakso
  • sakso çekmek
  • saksofon
  • saksofoncu
  • Sakson
  • Sakson dili
  • Sakson Irkından olan kimse
  • Saksonlara veya Saksonya'ya ait. Saxony Saksonya.
← PreviousPage 2 of 25Next →