Turkish words: S
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- S dalgası
- S şeklinde boru
- s.a.v
- sa
- sa.
- saadet
- saadet yeri. It promises to be a fine day. Hava iyi olacağa benziyor.
- saadet zinciri
- saadetli
- saadetlilik
- saadetsiz
- saadetsizlik
- Saakaşvili
- saat
- saat 1
- saat 10
- saat 11
- saat 12
- saat 2
- saat 3
- saat 4
- saat 5
- saat 6
- saat 7
- saat 8
- saat 9
- saat bir
- saat bir buçuk
- saat birde. at par resmi değerinde. at sight göruldüğünde
- saat dilimi
- saat dört
- saat gibi
- saat ile ölçmek. gasmeter havagazı sayacı. water meter su sayacı.
- saat kaç
- saat kaç?
- saat kule
- saat kulesi
- saat mahfazasının halkası
- saat minesi
- saat minesi. dial telephone otomatik telefon
- saat rakkası
- saat tutan kimse.
- saat tutmak
- saat tutmak.
- saat tıklaması
- saat yelkovanı veya akrebi
- saat yelkovanının ters yönünde
- saat yönünde
- saate göre. It' one o'clock. Saat bir.
- saatlerde kullanılan ufak yakut parçası
- saatli bomba
- saatte bir
- saatçi
- saatçı.
- sabah
- sabah akşam
- sabah kahvaltısı
- sabah namazı
- sabah vakti
- sabah çayı
- sabah.
- sabaha kadar. by night geceleyin
- sabaha mahsus. morning gown sabahlık
- sabahlamak
- sabahlamak.
- sabahlamak. watch for beklemek
- sabahları
- sabahleyin
- sabahleyin olan
- sabahlık
- sabahçı
- sabahın köründe uyanmak.
- saban
- saban demiri
- saban demiri.
- saban sürmek
- sabana benzer herhangi bir alet
- sabancı
- Sabataycılık
- sabi
- sabir
- sabit
- sabit bakışlarla. fixedness sabit oluş
- sabit bir şekilde vermek. stereotypy stereotipi.
- sabit disk
- sabit durmak
- sabit fikir
- sabit fikirle
- sabit fikirli
- sabit fonksiyon
- sabit hat
- sabit hata
- sabit kalarak.
- sabit kılmak
- sabit olan şey
- sabit olmak
- sabit olmayan
- sabit olmayarak.
- sabit olmayış.
- sabit oluş. immu'tably değişmeden
- sabit renk. fast friend yakın dost
- sabit telefon
- sabit torpil. mine detector mayın detektörü.
- sabit veya sağlam olmayan
- sabit şey. fixtures sabit eşya
- sabit.
- sabit. deep sea okyanuslarda suyun en derin olduğu kısımlar. deep-seated kaldırılması zor veya imkânsız
- sabit. immutabil'ity değişmezlik
- sabite. constantly daima
- sabite. fixedly gözlerini dikerek
- sabitlemek
- sabitleştirici ilâç.
- sabitleştirmek
- sabit´
- sabotaj
- sabotaj yapmak.
- sabotajcı
- sabote etmek
- sabra
- sabreden derviş muradına ermiş
- sabretmek
- Sabuan dili
- Sabuanca
- sabun
- sabun ağacı
- sabun baloncuğu
- sabun gibi
- sabun gibi köpürtmek
- sabun köpürmek
- sabun köpüğü
- sabun otu
- sabun sandığı
- sabun sürmek. soap bubble sabun köpüğü
- sabun taşı
- sabun çiçeği
- sabun.
- sabuncu
- sabunhane
- sabunköpüğü
- sabunlamak
- sabunlamak: köpürmek
- sabunlaşma
- sabunlu
- sabunlu su
- sabunluk
- sabuntaşı.
- sabık
- sabık. prior to his death ölümünden evvel.
- sabıka kaydı
- sabır
- sabır tahammül
- sabır tüketici
- sabırla tahammül etmek. bearable dayanılabilir. bearably dayanılabilir şekilde born doğmuş.
- sabırlı
- sabırlı ve yumuşak başlı
- sabırlı. tolerantly hoş görerek.
- sabırsız
- sabırsız. eagerly şiddetli arzuyla
- sabırsız. feverishly hararetle
- sabırsızca
- sabırsızlıkla. eagerness şevk istek
- sac
- sadak
- sadaka
- sadaka istemek
- sadaka verme
- sadakat
- sadakat.
- sadakatla
- sadakatle
- sadakatle.
- sadakatli
- sadakatsiz
- sadakatsiz. perfidiously haince
- sadakatsizce. perfidiousness hıyanet
- sadakatsizlik
- sadakatsizlik.
- sadakatsizlikle. false bottom sahte dip
- sadakâtsiz
- Saddam
- sade
- sade bir hayat sürme.
- sade ilmik. helf holiday yarım gün tatil
- sade.
- sade. frugal'ity tutumluluk. fru'gally tutumlu olarak.
- sadece
- sadece .
- sadece to and fro şeklinde öteye beriye
- sadece.
- sadede gelmek
- sadeleşmek
- sadeleşmek.
- sadeleştirme
- sadeleştirmek
- sadelik
- sadelikle
- sadet
- sadet dışı
- sadist
- sadistlik
- sadistçe.
- sadizm
- sadme
- sadrazam
- sadık
- sadık kalmak
- sadık kalmak. stick around civarında dolaşmak
- sadık olmak.
- sadık olmak: değişmemek
- sadınmak
- sadınım
- saf
- saf kan
- saf kan olmayan at
- saf kan.
- saf kimse
- saf ve tecrübesiz kimse
- saf. gullibil'ity kolay aldanma
- saf. ingenuously açlk yüreklilikle. ingenuousness açlk yüreklilik.
- safari
- safdil
- safdillik.
- safdillikle. credulousnessi safiyet
- safer
- Safevî
- safha
- safi
- safi gelir.
- safi tonaj.
- safiha
- safir
- safir mavisi
- safiyet
- safiyetini bozmak
- saflar halinde geçirmek
- saflık
- saflık .
- saflık.
- saflıkla.
- safra
- safra balgam veya sevda salgısı
- safra kesesi
- safra kesesine veya mesaneye ait
- safran
- safran isketesi
- safran renkli
- safrayağı.
- safsata
- saftirik
- saga