Turkish words: S
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- sonra gelir
- sonra gelmez
- sonra görüşürüz
- sonradan
- sonradan .
- sonradan gelen
- sonradan gelmek
- sonradan görme
- sonradan görme kimse.
- sonradan meydana gelecek engel
- sonradan ortaya çıkan
- sonraki
- sonraları
- sonrasında
- sonraya bırakma
- sonraya bırakmak
- sonsuz
- sonsuz büyük sayı
- sonsuz saha
- sonsuz zaman
- sonsuz şey veya miktar. ocean current okyanus akıntısı. ocean lane okyanus gemilerinin sefer yolu. ocean liner okyanus gemisi.
- sonsuza dek
- sonsuza kadar
- sonsuzlaştırma
- sonsuzluk
- sonsuzluk. Infinite Being Sonsuz Varlık
- sonsuzluğa dek. a man of the world hayat adamı
- sontakı.
- sonu belirsiz iş. by leaps and bounds çok süratli
- sonu iyi biterse
- sonu olan
- sonu olmayan
- sonu olmayan endlessly durmadan
- sonuca bağlamak
- sonuca vardırmak.
- sonucu
- sonucu lehte olacağı şüphesiz. on thin ice çok nazik veya müşkül bir durumda. iced buzlu
- sonucu olmak
- sonucu şüpheli olan önemli ve zor iş.
- sonucu şüpheli.
- sonucunda
- sonucunu düşünmeden
- sonucunu göz önünde tutarak hesaba katmak
- sonucunu çıkarmak
- sonuna gelmek
- sonuna kadar kahrını çekmek. stick one' neck out tehlikeyi göze almak. stick out dışarı çıkarmak
- sonuna kadar sebat etmek. sticking plaster plaster .sticking point takıntılı yer.
- sonuna kadar. He earns his keep Geçimini sağlıyor. He' not worth his keep Masrafına değmez.
- sonuncu
- sonunda
- sonunda olmak.
- sonunda. at long last en nihayet. breathe one' last son nefesini vermek
- sonunda. final cause nihai maksat
- sonunu erişmek
- sonuç
- sonuç olarak izleyen. subsequently sonradan.
- sonuç olmak
- sonuç vermek
- sonuç vermeyen
- sonuç vermeyen gayret.
- sonuç çıkarma
- sonuç çıkarmak
- sonuç çıkarmak deduction istintaç
- sonuç.
- sonuç. ultimate reality son gerçek. ultimate weapon herkesi öldürecek olan silâh. ultimately eninde sonunda
- sonuç: mandate emir
- sonuçlamak
- sonuçlandırmak
- sonuçlandırmak. carry weight ağır basmak. carrying charge taksitli satışlarda ödenen faiz.
- sonuçlandırmak. I'd like to help you
- sonuçlanma
- sonuçlanmak
- sonuçlanmak.
- sonuçsuz
- sonuşmaz
- sonuşmaz.asymptotic asimptotik
- sonuşmazla ilgili veya ona ait.
- Sony
- sopa
- sopa ile vurmak
- sopa çekirgesi gibi bir böcek
- sopalamak
- sopranoya ait.
- Soranice
- Sorbca
- sorbet
- soreks
- sorgu
- sorgu hakimi
- sorgu hâkimi
- sorgu kutusu
- sorgu yargıcı
- sorgulama
- sorgulama dili
- sorgulamak
- sorgulanamaz
- sorgum
- sorguya çekme
- sorguya çekmek
- sorguya çekmek. cash account cari hesap. give an account of anlatmak
- sorguya çekmek. examinee' imtihana giren kimse
- sorguya çekmek. indictable suçlanabilir.
- sorguç
- sorguçsuz. plumelet tüycük
- sorkun
- sorkun ağacı
- sorma
- sormaca
- sormak
- sormak. referable havale edilir.
- sorti
- soru
- soru adılı
- soru belirteci
- soru edatı
- soru halinde ortaya atmak
- soru işareti
- soru kelimesi .interrogatively soru sorarak.
- soru sorma. interrogation point soru işareti .
- soru sormak
- sorulann doğru cevaplarını gösteren liste veya tercüme.
- soruların çözüm cetvelini vermek. key up heyecanlan dırmak
- sorulmamış davetsiz
- sorulu
- sorum
- sorum var
- sorumak
- sorumlu
- sorumlu olmak. bail bond kefaletname. bail out kefalet ödeyerek tahliye ettirmek. go bail ABD
- sorumlu olmayan bir kimsenin görüşü
- sorumlu tutmak. be to blame for suçlu olmak
- sorumluluk
- sorumluluk reddi
- sorumluluk.
- sorumluluğu azaltıcı. escape cock emniyet musluğu. escape pipe emniyet borusu
- sorumluluğu dışında. on all hands her taraftan. on hand elde
- sorumluluğu yüklenme hassası. cry on one' shoulder merhamet dilenmek
- sorumluluğu yüklenmek. Shoulder arms ! Silâh omuza ! shoulder belt omuz kayışı
- sorumsuz
- sorun
- sorun değil
- sorun nedir
- sorun nedir?
- sorun var mı?
- soruşturma
- soruşturmacı
- soruşturmak
- soruşturmak. ascertainable soruşturulabilir
- soruşturulması gereken
- sos
- sos.
- sosis
- sosis. sausage balloon sucuk şeklinde balon.
- sosisli sandviç
- soslu.
- sosluk
- sosyal
- sosyal adalet
- sosyal adalet savaşçısı
- sosyal ağ
- sosyal bilgiler
- sosyal bilim
- sosyal bilimler
- sosyal demokrasi
- sosyal demokrat
- sosyal demokratlar
- sosyal durum
- sosyal faşizm
- sosyal güvenlik
- sosyal hareket
- sosyal katılım
- sosyal konum
- sosyal koruma
- sosyal koşullar
- sosyal medya
- sosyal mesafe
- sosyal politika
- sosyal pozisyon
- sosyal psikoloji
- sosyal refah
- sosyal sorunlar
- sosyal statü
- sosyal yapı
- sosyal yardım
- sosyal çalışmacı
- sosyalist
- sosyalizasyon
- sosyalizm
- sosyalizme ait. socialistic sosyalizme ait
- sosyalleştirmek
- sosyete
- sosyeteye ilk defa takdim olunmak.
- sosyetik
- sosyoekonomik
- sosyolog
- sosyoloji
- sosyopat
- sote
- South
- South Carolina
- South Dakota
- Southampton
- Southern Bölgesi
- Southern Province
- sovhoz
- Sovyet
- Sovyet Hükümeti.
- Sovyet Rusya'da idare meclisi
- Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
- Sovyetler Birliği
- soy
- soy bilimi
- soy metal
- soy sop
- soy tükenmesi
- soy.
- soya
- soya fasulyesi
- soya mahsus
- soya sosu
- soya sütü
- soya özgü
- soyad
- soyadı
- soyadı ile tanınmak.
- soyadı koymak
- soyan kimse
- soyaçekim olaylarını inceleyen biyoloji dalı.
- soyaçekim.
- soyağacı
- soydan
- soydan geçme. hereditar'ily miras olarak.
- soydaş
- soygaz
- soygeçmiş
- soygun
- soyguncu
- soygunculuk
- soyisim
- soykırım
- soyleme
- soylenilir.
- soylu
- soylu kimse
- soylu kimse. cold-blooded sogukkanlı hot-blooded çabuk kızan
- soyluluk
- soyluluk.
- soyma makinası
- soymak
- soymak.