LexiTurk← Dictionary

Turkish words: S

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • seven kimse
  • severity şiddet
  • sevgi
  • sevgi beslemek. yearn for arzulamak
  • sevgi besleyen
  • sevgi dolu
  • sevgi gösteren
  • sevgi gösteren.affectionately sevgi ile.
  • sevgi ve acıma belirten
  • sevgilerimle
  • sevgili
  • sevgili.
  • sevgili. girl friend yakın kız arkadaş
  • Sevgililer Günü
  • sevgilim
  • sevgilin var mı?
  • sevgiliniz var mı?
  • sevgisi azalmış
  • sevgisiz
  • sevgisizlik
  • sevgiyle
  • sevi
  • sevici
  • sevicilige ait. lesbian love
  • sevilen
  • sevilen kadın
  • sevilen kimse veya şey
  • sevilen.
  • sevilir
  • sevilir. loveliness güzellik
  • Sevilla
  • Sevilla ili
  • Seville orange turunç
  • sevilmeyen
  • sevimli
  • sevimli bir şekilde.
  • sevimlilik
  • sevimlilik.
  • sevimsiz
  • sevindirici
  • sevindirici bir derecede. nice and brown iyice pişirilmiş
  • sevindirmek
  • sevindirmek. eat one's heart out kendini yemek
  • sevindirmek. feast one' eyes on gözlerine zifayet çekmek
  • sevinme
  • sevinmek
  • sevinç
  • sevinç göstermek
  • sevinç ifadesi
  • sevinç verme hassası
  • sevinç veya kederin kolaylıkla tesir edemediği kimse
  • sevinçle
  • sevinçle haykırmak
  • sevinçle.
  • sevinçli
  • sevinçten uçmak. bring into the world doğurmak
  • sevinçten çılgın hale sokmak
  • Sevir
  • seviye
  • seviye .degree of latitudeparalel derecesi degree of longitude meridyen derecesi. by degrees yavaş yavaş
  • seviyesiz
  • sevişmek
  • sevişmek. born with a silver spoon in one' mouth zengin aile çocuğu olarak doğmuş.
  • sevk
  • sevk etmek
  • sevk kanalı
  • sevk ve idare etmek
  • sevk ve idare kontrolu olan herhangi bir balon.
  • sevk ve idare olunmak. steer clear of sakınmak
  • sevk yatağı. guide rope balondan sarkıtılan idare halatlarından biri
  • sevk.
  • sevketmek
  • sevketmek. forwarder sevkeden firma
  • sevkitabii
  • sevkiyat
  • sevkülceyş
  • sevkülceyşî
  • sevmek
  • sevmemek
  • sexgili
  • sey
  • seyahat
  • seyahat acentesi
  • seyahat etme
  • seyahat etmek
  • seyahat kitabı
  • seyahat programı
  • seyahat rehberi
  • seyahat sefer
  • seyahat yapmak
  • seyahat yolu
  • seyahati dolayısıyle tecrübe edinmiş
  • seyahatname
  • seye bağlı olmayarak.
  • seyelan
  • seyelan etmek
  • seyelân
  • Seyhan
  • Seyhun
  • seyir
  • seyir füzesi
  • seyir halinde.
  • seyirci
  • seyirci.
  • seyirciler önünde kovboylann kendi hünerlerini gösterdikleri eğlenti
  • seyircilerin arasında oturup rol ya- pan oyuncu
  • seyiren
  • seyis
  • seyit
  • seylap: met
  • seyreden kimse
  • seyredilen yer.
  • seyrek
  • seyrek olarak. rareness nadirlik.
  • seyrek çalılık.
  • seyrek.
  • seyrek. in between sallantıda.
  • seyrekleşme
  • seyrekleşmek
  • seyrekleştirmek
  • seyreklik
  • seyrekçe. unusualness nadirlik
  • seyrelme
  • seyrelmek
  • seyreltik
  • seyreltmek
  • seyretmek
  • seyretmek.
  • seyrüsefer
  • Seytanca
  • seyyah
  • seyyal oluş.
  • seyyal: akıcı
  • seyyar
  • seyyar ağıl
  • seyyar merdiven
  • seyyar merdiven çubuğu
  • seyyar merdiven.
  • seyyar satıcı
  • seyyar satıcı.
  • seyyar satıcılık yapmak
  • seyyar satıcılık yapmak .hawker seyyar satıcı.
  • seyyare
  • seyyare.
  • Seyşeller
  • Seyşeller Cumhuriyeti
  • Sezar
  • Sezar salata
  • Sezar.
  • sezaryen
  • sezdirmeden ava yaklaşma.
  • sezdirmeden ava yaklaşmak
  • sezdirmeden. slyly kurnazca. slyness kurnazlık.
  • sezgi
  • sezgi yolu ile anlaşılan veya öğrenilen. intuitively sezgi ile .
  • sezgi yoluyla bilinen şey.
  • sezgi. intuitional içe doğma ile ilgili
  • sezgicilik
  • sezgili
  • sezgili .
  • sezgin
  • sezgisel
  • sezi
  • sezici
  • sezilebilir
  • sezilir
  • sezilmek
  • sezilmek. It davvned on me. Kafama dank etti.
  • sezinleme
  • seziş
  • seziş.
  • sezme
  • sezmek
  • sezon
  • sezyum
  • sezü
  • seçebilmek
  • seçen
  • seçenek
  • seçici
  • seçiciler
  • seçiciler kurulu
  • seçik
  • seçilebilir
  • seçilecek şey
  • seçilemez
  • seçilemez. indis- tinguishably seçilemeyecek derecede.
  • seçilen
  • seçilme
  • seçilmek.
  • seçilmeye lâyık
  • seçilmez
  • seçilmis
  • seçilmiş
  • seçilmiş kişi veya şey
  • seçilmiş parça
  • seçim
  • seçim bölgesi
  • seçim hakkı
  • seçim kontrolü
  • seçim kurulu
  • seçim sandığı
  • seçim sonucu iş başına getirilen
  • seçim; karar
  • seçimde bir tarafın büyük ekseriyeti kazanması.
  • seçimde oylar
  • seçime ait
  • seçimi kazanmış.
  • seçimli
  • seçimli ders.
  • seçip almak.
  • seçip ayırmak. mark time yerinde saymak
  • seçki
  • seçkin
  • seçkin bir şahsiyet olmak
  • seçkin kimseler
  • seçkin kimselerden meydana gelmiş kurul.
  • seçkin kimselerin toplantısı
  • seçkin sınıf: seçkin
  • seçkin veya güzide şey
  • seçkin şey
  • seçkinler
  • seçkinlik
  • seçme
  • seçme edebi parçalardan derlenmiş eser
  • seçme hakkı olan: anayasayı değiştirme yetkisi olan
  • seçme hakkı veya fırsatı
  • seçme hakkı veya yetkisi
  • seçme kuralları
  • seçme kutusu
  • seçme yetkisi olan
  • seçme şeylerden ibaret
  • seçme.
  • seçmecilik
  • seçmek
  • seçmek intihap etmek
  • seçmek.
  • seçmeler
  • seçmeli
  • seçmen
  • seçmenler
  • seçmenler.
  • seçmesini bilen
  • seğirdim
  • seğirdim yapan
  • seğirdim yapmak
  • seğirme.
  • seğirmek
  • seğirtme
  • seğirtmek
← PreviousPage 11 of 25Next →