LexiTurk← Dictionary

Turkish words: O

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • oksitlendirme.
  • oksitlenme
  • oksitlenmek
  • oksitosin
  • oksoloji
  • oksu akış
  • oksüzler yurdu political asylum siyasi iltica take asylum in barınmak
  • OKT
  • oktan
  • oktant
  • oktruva
  • oku yaya yerleştirmek.
  • okul
  • okul arkadaşu.
  • okul bahçesi
  • okul binası
  • okul binası.
  • okul gezisi
  • okul hayatı
  • okul imtihan kağıdı. test pilot deney pilotu. test tube kimyasal deneylerde kullanılan bir ucu kapalı cam tüp
  • okul kaçağı
  • okul kırmak
  • okul müdiresi
  • okul müdürü
  • okul müzesi
  • okul otobüsü
  • okul servisi
  • okul taksiti
  • okul veya vazifeden kaçmak
  • okul veya öğrenciye ait
  • okul veya üniversite binası .
  • okul çantası
  • okul çocuğu
  • okul ödevi
  • okul ödevi.
  • okul öncesi
  • okul öncesi.
  • okul üniforması
  • okula devam etmemek. dropper damlalık.
  • okula göndermek
  • okulda kalma cezası vermek.
  • okulda oyun sahası.
  • okullarda bir kursun başarıyla bitirilmesiyle kazanılan hak
  • okullarda kredi sistemi.
  • okuma
  • okuma kitabı
  • okuma yazma
  • okuma yazma bilmeyen
  • okuma yazma bilmeyen. illiteracy cehalet
  • okuma yazma bilmeyiş.
  • okuma yitimi
  • okumak
  • okumamış
  • okumamışlık
  • okumaya elverişli. reading desk kitap sehpası
  • okumaya ve kitaplara düşkün
  • okumayı sever
  • okumayı severim
  • okumuş
  • okun arka ucundaki tüy
  • okunabilir
  • okunacak metin
  • okunaklı
  • okunaklı. legibil'ity
  • okunaklılık
  • okunaksız
  • okunaksızlık
  • okunma
  • okunmak
  • okunmamış.
  • okunması mümkün olmayan. illegibil'ity okunmazlık. illeg'ibly okunmaz bir
  • okunmayan harf
  • okunmaz
  • okunmuş ekmek.
  • okunur
  • okunuş
  • okur
  • okur yazar
  • okur yazar kimse.
  • okur yazarlık.
  • okuryazar
  • okuryazarlık
  • okus pokus
  • okutmak
  • okutman.
  • okutman. lecture ship okutmanlık.
  • okuyucu
  • okuyucu.
  • okuyup yazma
  • okuyup öğrenmek
  • okyanus
  • okyanus akımları
  • okyanus akıntısı
  • okyanus bilimi
  • okyanus diplerinde bulunan ve böcek kabuklarından meydana gelmiş sulu çamur
  • okyanus. a drink of water bir bardak su. hard drinks sert içki
  • Okyanusya
  • okçu
  • okçuluk
  • okçulukta hedefin dış halkası
  • oküler
  • oküler. ocularly gözle görülür şekilde.
  • okültizm
  • okşama
  • okşamak
  • okşamak. pet aversion
  • okşayarak sevgisini göstermek
  • ol
  • ol gunlaşmadan. immaturity hamlık
  • olabildiğince
  • olabildiğince çabuk
  • olabilir
  • olabilir.
  • olabilirlik
  • olabilmek
  • olacak
  • Olacak iş değil. gonogo gage standart dışı olanlan reddeden mekanizma. on the go hareket halinde
  • olagelen
  • olalı
  • olan
  • olan oldu
  • olanak
  • olanaklar
  • olanaklı
  • olanaksız
  • olarak
  • olarak vermek
  • olası
  • olasılı
  • olasılı zararlara karşı tedbir
  • olasılı. plausibil'ity makul olma
  • olasılı. put one's cards on the table samimi olarak açıklamak.
  • olasılık
  • olasılık dağılımı
  • olasılık hesabı
  • olasılık kuramı
  • olasılık teorisi
  • olasılık.
  • olasılık. plausibly akla sığacak şekilde
  • olasısız
  • olay
  • olay alıcısı
  • olay güdümlü
  • olay güdümlü programlama
  • olay incelemesi
  • olay ufku
  • olay yeri
  • olay yerinde
  • olay örgüsü
  • olaylara dayanan
  • olaylarla dolu bir hafta .by the week hafta hesabına göre. for weeks haftalarca.
  • olayları hatırlanan zaman müddeti
  • olayları soğukkanlılıkla karşılayan kimse. fifth wheel yedek tekerlek
  • olayların akışında sürüklenmek. driftage sürüklenme
  • olaylı
  • olaysız
  • olağan
  • olağan dışı.
  • olağan üstü
  • olağandışı
  • olağandışı durum
  • olağandışı. unusually nadiren
  • olağandışılık
  • olağanüstü
  • olağanüstü bir şey
  • olağanüstü hâl
  • olağanüstü olarak.
  • olağanüstü şey
  • olağanüstü şey.
  • olağanüstü.
  • olca
  • old
  • older.
  • oldu
  • oldubitti
  • oldukça
  • oldukça ağır
  • oldukça büyük. fairly oldukça
  • oldukça iri
  • oldukça toplu.
  • oldukça yaşlı
  • oldukça çiğ. rawness çiğlik
  • oldukça.
  • oldukça. whale fishery balina avcılığı
  • oldurgan
  • olduğu gibi.
  • olduğu gibi: He swallowed my story hook
  • olduğu halde.
  • olduğu yer veya semt.
  • olduğu yerde kalmak
  • olduğu yerde sallanmak
  • olduğu yerde sağlam durma
  • olduğundan başka anlam vermek
  • olduğundan başka görünmek
  • olduğundan başka göstermek
  • olduğundan daha iyi göstermek.
  • olefin
  • oleometre
  • olgu
  • olgucu
  • olguculuk
  • olgun
  • olgunlaşma
  • olgunlaşmadan kurumuş çiçek
  • olgunlaşmak
  • olgunlaşmak. growing pains büyüme devresinde çocukların kol ve bacaklarında hâsıl olan ağrılar
  • olgunlaşmamış
  • olgunlaşmamış sey veya kimse
  • olgunlaşmamış.
  • olgunlaşmamış. in embryo tasarı halinde
  • olgunlaşmlş
  • olgunlaşmış
  • olgunlaşmış veya kemale ermiş şey
  • olgunlaştırmak
  • olgunluk
  • olgunluk derecesine varmış
  • olgunluk zirvesi
  • olgusallık
  • oligarşi
  • oligopol
  • oligosen
  • olimpik
  • olimpiyat
  • Olimpiyat Oyunları
  • olimpiyat oyunları ile ilgili
  • Olimpos
  • Olimpos dağı
  • Olimpos dağına veya tanrılarına ait
  • Olimpos'ta yaşayan tanrı
  • olivin
  • olma
  • olmadan
  • olmak
  • olmak ya da olmamak
  • olmak üzere olan
  • olmak. be about üzere olmak
  • olmak. origina'tion icat etme veya olma
  • olmak: yakışmak
  • olmakla beraber
  • olmamış
  • olmasaydı. but what ki
  • olması gerektiği gibi
  • olmaya ki.
  • olmayacak absurdity anlamsızlık
  • olmayan
  • olmayan. not a little epey not at all hiç
  • olmayan. void'able iptali mümkün
  • olmaz
  • olmazsa
  • olmazsa as if güya
← PreviousPage 2 of 6Next →