Turkish words: M
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- müracaat edilecek yer veya kimse. have recourse to baş vurmak
- müracaat etmek
- müracaat fişi
- müracaat kitabı olarak kabul edilen herhangi bir kitap.
- müracaat kitabı veya yeri
- müracaat kuponu.
- mürai
- mürailik
- mürdümeriği
- mürdümük
- mürebbi
- mürebbiye
- müreffeh
- mürekkep
- mürekkep balığı
- mürekkep olmak
- mürekkepbalığı
- mürekkepbalığının çıkardığı siyah sıvı
- mürekkepli
- mürekkepli kalemle yazmak
- mürekkepli kalemle yazılmış veya çizilmiş penholder kalem sapı
- müren balığı
- mürettebat
- mürettip
- mürettip hatası
- müridi olmak. square foot kadem kare
- mürit
- mürteci
- mürtet
- mürur
- müruriye
- mürver
- mürver ağacı
- mürüvvet
- müsaade
- müsaade eden
- müsaade ederseniz. Never mind Zarar yok.
- müsaade edilebilir
- müsaade edilen hata veya fark derecesi
- müsaade edilir surette.
- müsaade etmek
- müsaade etmek admit of imkân vermek admittance içeriye kabul
- müsaade etmek.
- müsaade etmek. Excuse me özür dilerim
- müsaade etmemek
- müsaade. dismissible bertaraf edilebilir
- müsaade. green lumber yaş kereste. green manure toprağa gübre olsun diye yetiştirilen ekin
- müsaadesi ile.
- müsaadesiz şekilde araya girme.
- müsabaka
- müsabaka tarzında
- müsabaka. meet one' match hakkından gelecek birine rast gelmek
- müsabakaya girmek.
- müsade eder misin?
- müsade eder misiniz?
- müsadere
- müsadere etmek
- müsadere etmek.
- müsahede etmek
- müsait
- müsait olduğu veçhile
- müsait.
- müsamaha
- müsamaha etmek
- müsamaha etmek. shut one' mouth ağzını kapatmak. shut out gözükmesini engellemek
- müsamaha etmek. stand in awe of korkmak
- müsamahakar
- müsamahakar olmayan
- müsamahakâr
- müsamahalı
- müsamahasız
- müsavat
- müsavatsızlık
- müsavi
- müsavi derece. I'll do my level best. Elimden geleni yaparım. on a level with aynı yüzeyde
- müsavi hale getirmek
- müsavi kılmak
- müsavi olarak
- müsebbip
- müseccel
- müseccel kanun.
- müseddes
- müsekkin
- müselles
- müshil
- müshil içirmek
- müsilaj
- müsli
- Müsluman
- Müslüman
- Müslüman.
- Müslümanlık
- Müslümanlık.
- müspet
- müspet bilim
- müspet derece
- müspet elektrik akımı
- müspet iddia
- müspet. The affirmative has it. olumlu taraf kazandı. affirmatively teyit ederek
- müsrif
- müsrif kimse. prodigal son hayatı ciddiye almayan kimse
- müsrif olmak
- müstahak
- müstahak olmak
- müstahdemler.
- müstahkem yer
- müstahsil
- müstahzar
- müstakbel
- müstakil
- müstakil bir şekilde
- müstakim
- müstear isim. pen point kalem ucu. pen portrait yazı ile tarif. fountain pen dolmakalem
- müstear isim. pseudonym'ity takma isimlilik.
- müstebit
- müstebit hükümdar.
- müstebit hükümdar. despotical despotça
- müstebit hükümet
- müstebitçe despot'ically despotlukla.
- müstecir
- müstehap
- müstehcen
- müstehcen. suggestively imalı bir şekilde. suggestiveness manalılık.
- müstehcenlik
- müstehlik
- müstehzi
- müstemleke
- müstemlekecilik
- müstenidat
- müstesna
- müstesna. uncommonly nadiren
- müstevi
- müsteşar
- müsteşrik
- müsvedde
- müsvedde essayist deneme yazarı.
- müsveddelik kâğıt
- müsâit
- mütalaa
- mütalaa etmek
- mütalaa.
- mütalâa etmek
- mütalâa.
- mütareke
- mütareke anlaşma
- mütareke flaması. wave a red flag kızdırmak
- mütavazı
- müteaddit
- müteahhit
- müteahhit. build in dahil etmek. build up birikmek
- müteakip
- müteakkip
- müteakıp
- müteallik
- mütearife
- mütebessim
- mütecanis
- mütecaviz
- mütecaviz aggressor mütecaviz
- mütecessis
- mütecessis kadın.
- mütecessis kimse. pry'ingly casus gibi
- mütecessis. inquisitively merakla
- mütedeyyin
- müteessif olmak
- müteessir
- müteessir etmek
- müteessir olarak.
- müteessir olmak
- müteessir olmaz
- müteessir. affectedly yapmacık tavırlarla. affectedness yapmacık
- mütefekkir
- mütefekkir.
- mütegallibe
- mütehakkim
- mütehammil
- mütehassıs
- mütehassıs olmak
- mütehassıs olmak. specialization ihtisas
- mütehassıs. proficiently maharetle
- müteheyyiç
- mütekabil
- mütekait
- mütekait kimse
- mütemadi
- mütemadiyen
- mütemadiyen.
- mütemayil. prone'ness temayül
- mütemayiz.
- mütenasip
- mütenazır
- müteradif
- mütercim
- mütercim.
- mütereddit
- mütesadif
- mütevakkıf olmak
- mütevazi'ül adla
- mütevazı
- mütevazı tarzda. low camp bayağı. low comedy fars. Low Countries Hollanda
- müteveffa
- mütevelli
- müteverrim
- mütevâtir
- mütevâtir hadis
- müteşebbis
- müteşebbis kimse.
- müteşekkir
- müteşekkir olmak
- müthiş
- müthiş bir şekilde. fearfulness korkaklık
- müttefik
- Müttefik Devletler
- müttefikler
- Müttefikler.
- müttehit
- müvekkil
- müvekkiller
- müvellidülhumuza
- müvellidülma
- müvellidülmâ
- müverrih
- Müz
- müzaheret
- müzakere
- müzakere eden
- müzakere etmek
- müzakere etmek. reason out sonucunu bulmak. reason with ikna etmek
- müzakere konusu
- müzakere masası
- müzakere yeri
- müzakeresi mümkün.
- müzayede
- müzayede ile satış
- müzayedede fiyat arttırmak
- müze
- müze veya kütüphane müdürü.
- müze.
- müzehhep
- müzekker. neuter gender camit
- müzevir kimse
- müzeye yeni gelen eşya.
- müzik
- müzik aleti
- müzik aletini çalmak için kullanılan otomatik cihaz. player piano otomatik tertibatı bulunan piyano.
- müzik aletlerinde tuş
- müzik bilimi
- müzik gamında altıncı nota.
- müzik ilmi
- müzik kuramı