Turkish words: K
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- karıncalanmak
- karıncasız
- karıncayiyen
- karıncayiyengiller
- karıncık
- Karındeşen Jack
- karınsa
- karısı olmayan. wife'ly zevceye yakışır.
- karısını öldürme.
- karış
- karış ile ölçmek
- karışka
- karışla ölçen kimse veya alet
- karışlamak
- karışlk durum
- karışma
- karışma yığası
- karışma.
- karışmak
- karışmak .step on üstüne basmak
- karışmak.
- karışmamak
- karışmamak.
- karışmamış
- karışmaz
- karışmış
- karışmış bulunmak
- karıştılrmak
- karıştıran
- karıştırma
- karıştırma çubuğu
- karıştırmak
- karıştırmak.
- karıştırmak. churning çalkama.
- karıştırıcı
- karıştırıcı şey veya kimse
- karıştırıcı şey veya kimse.
- karıştırılma
- karıştırılmamış
- karıştırılmış
- karıştırılmış olma.
- karışık
- karışık akıntılı olduğu için yüzmeye uygun olmayan sular.
- karışık baharatlı et sosu.
- karışık durum
- karışık düzensiz
- karışık ispirto
- karışık soylu
- karışık söz.
- karışık vaziyet. crazily çılgınca
- karışık vaziyete düşmek
- karışık ve harap yer. in a shambles altüst
- karışık ve taranmamış saç.
- karışık şey
- karışık.
- karışık. fogginess duman
- karışık. hybridism
- karışık. indiscriminately rasgele
- karışıklık
- karışıklık içine itmek
- karışıklık yaratmak. medium wave orta dalga. short wave kısa dalga. wav'y dalgalı
- karışıklık çıkaran. turbulence
- karışıklık çıkarmaya meyilli kimse
- karışım
- karışımdaki saf altın oranı.
- karışımla değiştirilmiş
- karışımın içine başka şey karıştırmak
- karşı
- karşı cins
- karşı cinse ilgi duyan.
- karşı devrim
- karşı durma
- karşı durmak
- karşı durmakta inat etmek. stand over dikkatle izlemek
- karşı gelen
- karşı gelmek
- karşı gelmek. bravely yiğitçe.
- karşı gelmek. fly into a passion kızmak
- karşı gelmek.argue one into going bir kimseyi gitmeye razı etmek.
- karşı karşıya
- karşı karşıya gel mek
- karşı karşıya gelmek
- karşı karşıya getirmek
- karşı konulamaz
- karşı koyarak.
- karşı koyma
- karşı koyma: engel olma
- karşı koymak
- karşı koymak.
- karşı kütle
- karşı olan kimse.
- karşı olan şey veya kimse
- karşı olmak
- karşı olmak.
- karşı saldırı
- karşı sav
- karşı tarafa
- karşı tarafa iltica etmek.
- karşı tarafta
- karşı tarafta. a good way hayli mesafe
- karşı tarafı tutarak münakaşa eden kimse. devilfish ahtapot
- karşı tez
- karşı yakada. come across rast gelmek
- karşı çIkan
- karşı çIkarak.
- karşı çıkma
- karşı çıkmak
- karşı çıkılan
- karşı öneri.
- karşıda olan
- karşıdan karşıya
- karşıdan karşıya geçme
- karşıdan karşıya geçmek
- karşıki
- karşılama
- karşılama equivalently eşdeğer şeklinde
- karşılama.
- karşılamak
- karşılamayan.
- karşılanmak
- karşılayabilmek
- karşılaşma
- karşılaşmak
- karşılaştırma
- karşılaştırma .beyond compare
- karşılaştırma derecesi
- karşılaştırma yaparak gölgede bırakmak
- karşılaştırmacı
- karşılaştırmadı
- karşılaştırmak
- karşılaştırmak. all along the line sıra boyunca bring into line sıraya getirmek. branch line şube hattı
- karşılaştırmalı
- karşılaştırmalı edebiyat
- karşılaştırması mümkün.
- karşılaştırılabilir
- karşılaştırılabilir olmak
- karşılık
- karşılık görmeyen
- karşılık olarak
- karşılık olarak vermek
- karşılık veren
- karşılık verme. respondence
- karşılık verme. respondent cevap veren
- karşılık vermek
- karşılık. wage earner
- karşılıklı
- karşılıklı dayanışma. interdependent bir birine bağlı olan. interdependently birbirine dayanarak.
- karşılıklı ilişki
- karşılıklı ilişkisi olmak
- karşılıklı konuşma
- karşılıklı konuşma ve tartışma
- karşılıklı olma. mutually karşılıklı.
- karşılıklı vuruş
- karşılıklı yolcu veya yük taşıma servisi
- karşılıklı.
- karşılıksız
- karşılıksız aşk
- karşılıksız.
- karşılıkta bulunma
- karşılığı olmadan hisse senetlerini çoğaltmak. water down sulandırmak
- karşılığı olmadan ilâve olunan sermaye
- karşılığı yapılır. repayment yeniden tediye.
- karşılığında
- karşılığında. take into consideration göz önünde bulundurmak
- karşılığını vermek
- karşılığını vermek. repayable geri dönmesi mümkün
- karşılığını yapmak veya ödemek
- karşılığını ödemek
- karşın
- karşısında
- karşısında olmak
- karşısındaki ile aynı şeyi hissetme
- karşısındakileri ikna etmek için öne sürülen delil veya hususlar
- karşısındakini sindirmek
- karşısındakinin duygularını anlayıp paylaşmak.
- karşısındakinin hislerine katılarak.
- karşıt
- karşıt duygu
- karşıt önelcik
- karşıt özdek
- karşıt şey
- karşıt. repugnance
- karşıtanlamlı
- karşıtlama
- karşıtlık
- karşıya geçen çocuklar
- karşıya geçme
- karşıya kasma
- kas
- kas kemiği
- kas telciği
- kasa
- kasa ait
- kasa defteri
- kasa hırsızı
- kasa memuru
- kasaba
- kasabada polis şefi.
- kasabın kestiği kol veya but gibi et parçası
- kasadar
- kasan şey
- kasap
- kasaphane
- kasaplık et
- kasaplık hayvan kesmek
- kasaplık mesleği
- kasaplık öküz.
- kasatura
- kasavan
- kasdetmek
- kase
- kasem
- kaset
- kaset.
- kasetçalar
- Kashubian
- kaside
- kaside.
- kasis
- kasiyer
- kasiyer.
- kask
- kaskat
- kaskatı
- kasket
- kaslı
- kasmak
- kasnak
- kasnı
- Kaspi
- Kassarin ili
- kast
- KASTA
- Kastamonu
- kastanyet
- kastanyola
- kastedilen.
- kasten
- kasten açıkta bırakılmış. eateh eold
- kasten ters anlam vermek. He wrenched his ankle. Ayağını burktu.
- kasten yangın çıkarma.
- kasten öldürmek
- kasten.
- kasten. serve the purpose işine gelmek
- kastetmek
- kasti
- Kastilya halkı
- Kastilya'da oturan kimse
- kastolunan şeyin aksini söylemekten ibaret bir çeşit kinaye
- kastor