LexiTurk← Dictionary

Turkish words: K

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • kavga
  • kavga eden
  • kavga etmek
  • kavga etmek. cross up işini bozmak
  • kavga etmek. feud with kavgalı olmak
  • kavga çıkarmak
  • kavga. breach of promise sözünden dönme
  • kavgacı
  • kavgacı kadın
  • kavgacı kimse. fire engine itfaiye arabası
  • kavgacı tabiat.
  • kavgacı tavırla. quarrel someness kavgacılık
  • kavgacı. scrappiness kavgacılık.
  • kavgaya karışmak.
  • kavil
  • kavim
  • kavim. nation-vide bütün millete ait. maritime nation denizci millet
  • kavimler
  • Kavimler Göçü
  • kavis
  • kavis arch stone kemerin kilidi makamında olan taş. arch supporter ayak kemerine destek
  • kavis meydana getirmek.
  • kavis. arch of triumph zafer takı.
  • kavisleştirmek
  • kavisli
  • kavlıç. hernial fıtıklı
  • kavram
  • kavram mefhum anlayış görüş
  • kavrama
  • kavrama.
  • kavrama. clamp screw sıkma vidası. clamp down on daha titiz olmak
  • kavrama. grasp at yakalamayı denemek
  • kavramak
  • kavramak: etkilemek
  • kavramcılık
  • kavramsal
  • kavranabilir
  • kavranamaz
  • kavranamaz. inconceivabil'ity kavranamaz oluş
  • kavranmaz
  • kavranılabilir
  • kavranılamaz
  • kavranılmak
  • kavranılır. understandebly anlaşılır şekilde
  • kavrayarak
  • kavrayış
  • kavrayışlı
  • kavrulmak
  • kavrulmuş
  • kavuk
  • kavun
  • kavuniçi
  • kavurma
  • kavurmak
  • kavurucu
  • kavusmak
  • kavuzlu buğday
  • kavuşma
  • kavuşmak
  • kavuşmaz
  • kavuşum
  • kavılca buğdayı
  • kavırçak
  • kavşak
  • kavşak yeri
  • Kaya
  • kaya balığı
  • kaya dolu
  • kaya gazı
  • kaya gibi
  • kaya gibi kuvvetli şey
  • kaya güvercini
  • kaya kartalı
  • kaya kekliği
  • kaya kerkenezi
  • kaya kiraz kuşu
  • kaya kırlangıcı
  • kaya parçası
  • kaya serçesi
  • kaya sıvacı kuşu
  • kaya taşı
  • kaya tuzu
  • kaya tırmanışı
  • kaya veya kayalık arazide bulunan ve içindeki suyun sızmasıyle kuruyan çukur.
  • kaya yünü
  • kaya çatlakları içinde toplanmış maden cevheri
  • kayada veya buzulda kazan biçimindeki oyuk. That' a fine kettle of fish Ayvayı yedik iş iyice karıştı.
  • kayak
  • kayak kaymak
  • kayak merkezi
  • kayakla atlama
  • kayaklı koşu
  • kayakçı
  • kayakçılık
  • kayakçılık.
  • kayalarda su ve çakılların açtığı çukur.
  • kayalet
  • kayalık
  • kayalık burun
  • kayalık yüksek tepe
  • kayalık.
  • kayan yıldız
  • kayanın yüzeyinden enlemesine geçiş
  • kayar gibi yürümek veya gitmek
  • kayarga
  • kayarlı
  • kayaç
  • kayaçlaşma
  • kayağan
  • kayağan taş
  • kayağan taştan yapılmış
  • kayağan taşı
  • kayağantaş
  • kayağantaş rengindeki
  • kaybeden
  • kaybeden kimse
  • kaybetmek
  • kaybetmemek
  • kaybettirmek. deprivali yoksunluk
  • kayboldum
  • kaybolma
  • kaybolma.
  • kaybolmak
  • kaybolmak. clear for action harbe hazır etmek
  • kaybolmuş
  • kayda değer
  • kayda değer miktar
  • kayda geçmek
  • kaydeden alet. register of births doğum kütüğü. register office sicil dairesi.
  • kaydedici kimse
  • kaydedilenlerin sayısı
  • kaydedilme
  • kaydedilmiş
  • kaydedilmiş.
  • kaydetme
  • kaydetme.
  • kaydetmek
  • kaydetmek.
  • kaydetmeye değer bir olay
  • kaydolmak
  • kaydolmak.
  • kaydolunmak
  • kaydı kapatıp ayrılmak
  • kaydı olan. recordbreaking rekor kıran. record changer otomatik pikap. record player fonograf
  • kaydını yapmak
  • kaydırak
  • kaydırarak yürütmek. slide in veya into kolaylıkla ve çabucak girivermek
  • kaydırgaç
  • kaydırma
  • kaydırma kilidi
  • kaydırma kütüğü
  • kaydırmak
  • kaydırmak.
  • kaydırıcı
  • kaydırım
  • kaygan
  • kaygana
  • kayganlaştırmak
  • kayganlaştırıcı
  • kayganlık
  • kayganlık.
  • kaygı
  • kaygı çekmek
  • kaygılandırmak
  • kaygılanmak
  • kaygılı
  • kaygılı yansıtımca
  • kaygısız
  • kaygısızlık.
  • kaykay
  • kaykay yapmak
  • kaykaycı
  • kaykaç
  • kaylık
  • kayma
  • kayma düzlemi
  • kayma yokuşu
  • kaymak
  • kaymak bağlamak
  • kaymak gibi.
  • kaymak tabaka
  • kaymak taşı
  • kaymak tutmak
  • kaymakam
  • kaymaklamak
  • kaymaklı dondurma
  • kayman
  • Kayman Adaları
  • kaymasın diye bir şeyi sıkı tutmak veya hareket ettirmek için makara gibi alet.
  • kaymasın diye sıkı tutma
  • kaymağını almak
  • kayme
  • kaynak
  • kaynak almak
  • kaynak kodu
  • kaynak olarak kullanmak
  • kaynak pınar
  • kaynak suyu
  • kaynak teşkil etmek
  • kaynak teşkil etmek.
  • kaynak ve derlenmesini inceleme. higher education yuksek öğrenim.
  • kaynak yaparak birleştirme. weld'able kaynakla eklenebilir
  • kaynak yapmak
  • kaynak yeri
  • kaynak yeri.
  • kaynak. seep'age sızıntı.
  • kaynaklanmak; meydana gelmek; oluşmak
  • kaynaklar
  • kaynakça
  • kaynakçı
  • kaynama
  • kaynama derecesinin birkaç derece altında pişirmek
  • kaynama noktası
  • kaynama noktası yükselimi
  • kaynamak
  • kaynamakta veya mayalanmakta olan su yüzünde biriken tabaka
  • kaynana
  • kaynana zırıltısı
  • kaynanadili
  • kaynanasının nikahı
  • kaynar
  • kaynar gibi kabarmak veya köpürmek
  • kaynar hale gelmek
  • kaynar su veya buhardan geçirmek
  • kaynar suda pişmek
  • kaynar sudan ileri gelen yanık veya yara.
  • kaynar çorba içinde pişen küçük hamur parçası
  • kaynar. weld'er kaynakçı.
  • kaynata
  • kaynatmak
  • kaynayabilmek
  • kaynayış
  • kaynayış. boil away kaynayarak buharlaşıp yok olmak. boil down kaynayarak suyunu çekmek
  • kaynaç
  • kaynağa gelir
  • kaynağına inmek
  • kaynaşma
  • kaynaşma.
  • kaynaşmak
  • kaynaşmak.
  • kaynaştırma
  • kaynaşık
  • kaypak
  • kaypaklık
  • kayra
  • kayrak
  • kayran
  • kaysa
  • kayser
  • kayser.
← PreviousPage 11 of 34Next →