Turkish words: I
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- inleyerek yakınmak
- inleyiş
- inme
- inmek
- inmeli
- inorganik
- inorganik kimya
- inovasyon
- insaf
- insaf. in moderation ifrata gitmeden
- insaf. Mercy!
- insaflı
- insaflı davranmak
- insaflı: uygun
- insafsız
- insafsız ruthlessly insafsızca. ruthlessness insafsızlık.
- insafsız vahşi
- insafsız. harshly sertçe
- insafsızca. cruelty zulüm: zülmetme: gaddarlık.
- insafsızlık
- insafsızlık.
- insan
- insan .inner man insanın tinsel varlığı
- insan azmanı.
- insan bilimci
- insan bilimi
- insan biçimcilik
- insan derisi.
- insan eliyle yapılan şey
- insan fizyolojisi
- insan gayreti olmadan meydana gelen
- insan gibi çalışan makina
- insan girmemiş
- insan gövdesi
- insan gücü, iş gücü
- insan hakları
- insan hali. human race insan ırkı. human rights insan hakları. human sacrifice kurban edilen insan
- insan kaderine hükmeden kimse
- insan katli
- insan kaynakları
- insan kurban etme. humanly insanca
- insan kurusu
- insan kuvveti
- insan kıçı
- insan nüfusu
- insan oğlu
- insan ruhu
- insan sağlığı
- insan sesine ait
- insan tarafından meydana getirilen veya yapılan
- insan ticareti
- insan türü
- insan veya hayvan boyu. moral stature ahlaki fazilet.
- insan veya hayvan kıçı.
- insan veya hayvan sesi
- insan vücudu
- insan vücudu. clayey
- insan vücudunda leke.
- insan vücudunu meydana getiren hamur
- insan yamyamlığı
- insan yapımı
- insan yiyici
- insan şeklinde
- insan şeklinde robot.
- insan şekline girmiş
- insan-ı kâmil
- insan. human affairs toplumsal olaylar. human being insan
- insana ait insani
- insana benzeyen
- insana benzeyen maymun.
- insanbilim. anthropolog'ical antropolojiye ait. anthropologist antropoloji bilgini veya uzmanı
- insanca
- insancı
- insancıl
- insancıllık
- insani
- insani yardım
- insaniyet
- insaniyetli
- insaniyetperver
- insaniyetperverlik
- insaniyetsiz
- insanla doldurmak. good people
- insanla maymun arasında bağ olan yaratık.
- insanlar
- insanlara ceza olarak Zeus tarafından gönderilen güzel kadın. Pandora' box Pandora'nın sandığı.
- insanlardan kaçan kimse
- insanlardan uzak yaşamayı arzulayan kimse
- insanları seven kimse.
- insanların barış ve mutluluk içinde yaşadıkları eski bir devir
- insanların hayvanca arzu ve duyguları
- insanlaşmak
- insanlı
- insanlık
- insanlık bakımından. as one man birlikte
- insanlık. manhood suffrage bütün ergin erkeklerin rey verme hakkı.
- insanlıktan uzak
- insanlığa karşı suçlar
- insanoğlu
- insanoğlu. mortally öldürecek veya ölecek surette
- insanoğulları
- insanseverlik
- insansı
- insansı maymun
- insansılar
- insansız
- insansız uzay roketi.
- insansız uçak
- insanüstü
- insanüstü.
- insanımsı
- insanın evi gibisi yok
- insanın güç veya yeteneği dahilinde.
- insanın iyiliğine inanmayan
- insanın kanını donduran
- insanın kaynak ve oturma yeri
- insanın nefesini kesen. catch one- breath soluğu kesilmek
- insatiabil'ity doymazlık
- insektisit
- insicam
- insicamlı
- insicamsız olarak.
- insicamsızlık. inconsistently tutarsız bir şekilde
- insiyak
- inspectorship müfettişlik memuriyeti veya dairesi.
- insulated
- insulin
- insurance.
- insülin
- intaraaortik
- integral
- integral hesabı. integrally bütün bütün
- interaktif
- interchange'ableness birbiriyle değiştirilebilme
- interfaz
- interkom
- internet
- internet kafe
- internet servis sağlayıcısı
- interpol.
- intiba
- intiba bırakmak
- intiba uyandırmak. feel cold üşümek. feel for acımak. feel hot ateş basmak
- intibah
- intibak
- intibak edebilen adapter adaptör
- intibak eden ve ettiren şey veya kimse.
- intibak etmek
- intibak etmek accommodate oneself to circumstances ayağını yorganına göre uzatmak
- intibak etmemiş.
- intibak etmez
- intibak.
- intifa hakkı
- intifa hakkı. have no use for gereksememek
- intifada
- intihabi
- intihal
- intihalci
- intihap
- intihap etmek. selectness seçkinlik.
- intihar
- intihar bombacısı
- intihar eden kimse
- intihar etmek
- intihar etmek. in the end sonunda
- intihar kabilinden
- intihar notu
- intihar saldırısı
- intihar saldırısı yapan pilot.
- intikal
- intikal devresi.
- intikal etmek
- intikal etmek. dawn on anlaşılmak
- intikal.
- intikam
- intikam almak
- intikam almaya meyilli
- intikam alıcı
- intikam arzusu
- intikam kabilinden
- intikam soğuk yenen bir yemektir
- intikam tanrıçası.
- intikamcı
- intikamcılık
- intikamını almak.
- intikan
- intizam: âlem
- intizama sokmak
- intizamsız
- intizamsız. spotted crake bataklık tavuğu
- intizamsızlık
- intizamını bozmak
- intizar
- intizar etmek
- intişar etmek
- intişar etmek. diffusion nüfuz
- into ile paldır küldür girmek
- intradermal
- intrahepatik
- intrakaviter
- intraoral
- intricateness şaşırtıcı derecede karışık olma. intricately karışık olarak.
- intörn
- inveterateness müzminlik
- invi'olableness taarruzdan masuniyet
- invincibleness yılmazlık. invincibly yenilemez bir şekilde.
- invis'ibleness görülmezlik. invis'ibly saklı olarak.
- inzibat
- inzibat eri
- inzibat kuvveti
- inzibat postası
- inzibata ait
- inziva
- inziva köşesi
- inziva yeri
- inziva.
- inzivaya çekilip kendini dini hayata adamış
- inzivaya çekilmek
- inç
- inşa
- inşa edivermek
- inşa etme
- inşa etmek
- inşa etmek yapmak
- inşa halinde. out of stock elde kalmamış
- inşa tarzı
- inşaat
- inşaat işleri
- inşaat işçisi
- inşaat mühendisi
- inşaat mühendisliği
- inşaat sahası
- inşaat sanatı
- inşaat veya yapıya ait
- inşaat çeliği. structurally yapı bakımından.
- inşaat.
- inşaata ait
- inşaatçı
- inşaatçılık yapmak
- inşallah
- inşat etmek
- inşikak
- ip
- ip atlama
- ip atlamak
- ip cambazı
- ip gibi dizilmiş şey
- ip ile bağlamak
- ip merdiven
- ip sicim