LexiTurk← Dictionary

Turkish words: I

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • ilham perisi
  • ilham vermek
  • ilham yoluyle bildirmek. revealment açıklama.
  • ilhan
  • ilhanlık
  • ilik
  • ilik açmak
  • ilik dolu.
  • ilik gibi
  • ilik halkası
  • iliklemek
  • iliklere işleyen
  • ilikli
  • ilim
  • ilim adamı
  • ilim dalı
  • ilim kazanma.
  • ilim veya fen veya sanat uzmanı
  • ilimde keşif sahası.
  • ilinge
  • ilintili
  • iliğine kadar üşümüş. spinal marrow murdar ilik
  • ilişik
  • ilişiklik
  • ilişiği olmak. concern oneself with karışmak
  • ilişiğini kesmek. break open kırmak
  • ilişki
  • ilişki kurmak
  • ilişki kurmak.
  • ilişki kurmak. familiarize oneself with poetry şiirle aşinalık peyda etmek.
  • ilişki kurmamak. hold at bay arada mesafe blrakmak
  • ilişki.
  • ilişkide bulunmak.
  • ilişkilendirmek
  • ilişkiler
  • ilişkili
  • ilişkili devlet
  • ilişkin
  • ilişkinlik
  • ilişkisel
  • ilişkisel model
  • ilişkiyi devam ettirmek. lose track of bağlantıyı kaybetmek
  • ilişme
  • ilişmek
  • iliştirmek
  • ilk
  • ilk adım
  • ilk aşk
  • ilk bakışta
  • ilk bilgi
  • ilk buluş
  • ilk defa
  • ilk defa görülen
  • ilk defa kullanmak.
  • ilk defa olarak
  • ilk doğan. first base başarının başlangıcı. First Cause ilk neden
  • ilk dördün
  • ilk etki
  • ilk gençlik
  • ilk görünüş
  • ilk görüş
  • ilk görüşte aşk
  • ilk hasılât. firsthand doğrudan doğruya
  • ilk Hristiyanlardan biri
  • ilk konser v.b.'ni vermek
  • ilk olarak
  • ilk ve ortaokul.
  • ilk ve son olarak. once in a while arasıra
  • ilk yardım
  • ilk yardım çantası
  • ilk önce
  • ilk örnek
  • ilkah etmek
  • ilkbahar
  • ilkbahar bahar
  • ilkbahar çiçeği
  • ilkbahara ait
  • ilkbaharda olan
  • ilke
  • ilkel
  • ilkel arzular
  • ilkel insan
  • ilkel insan. primitively ilkelce. primitiveness ilkellik.
  • ilkel insanlar arasında büyü
  • ilkel sanata benzer resim yapan ressam veya yaptığı resim
  • ilkel.
  • ilkin.
  • ilklendirme
  • ilklendirmek
  • ilksel
  • ilkyaz
  • ilköğretim
  • illegal
  • illet
  • illumina'tion tenvirat
  • illüstrasyon
  • illüstratör
  • illüzyon
  • illüzyonist
  • ilme ait
  • ilmek
  • ilmek olmak
  • ilmek yapmak
  • ilmekle tutulmak. loop back bir eğri meydana getirerek aksi yönde gitmek. loop stitch ilmekli dikiş
  • ilmeklemek
  • ilmi
  • ilmi olarak.
  • ilmi surette
  • ilmik
  • ilmik bağlamak
  • ilmikle tutmak
  • ilmiklemek.
  • ilmin herhangi bir dalı
  • ilmin mantıktan çıktığını ileri süren kuram.
  • ilmî olarak
  • iltibas
  • iltica
  • iltica etmek
  • iltica etmek.
  • iltifat
  • iltifat etmek
  • iltifat etmek. curry favor yaltaklanarak kendini sevdirmeye çalışmak. do a favor ufak bir yardımda bulunmak. favorless sevimsiz
  • iltifatkâr
  • iltihak
  • iltihak etmek
  • iltihap
  • iltihap. inflammatory tahrik edici
  • iltihaplanmak
  • iltimas
  • iltimas yapmak
  • iltisak
  • iltisak etmek
  • iltisak. coherently tutarlı olarak.
  • iltizam etmek
  • ilye kası
  • ilâh
  • ilâhi
  • ilâhi. heavenliness tanrısallık
  • ilâhiyat
  • ilâhlaştırma
  • ilâm
  • ilâm.
  • ilân
  • ilân ederek kanunen yasaklamak
  • ilân etmek
  • ilân etmek. announcer spiker. announcement tebliğ
  • ilâve
  • ilâve edilen
  • ilâve edilen veya ikinci derecede önemli olan şey.
  • ilâve etmek
  • ilâve etmek piece. out parça ilâve ederek tamamlamak. piece together parçaları bir araya getirmek.
  • ilâve olarak
  • ilâve saç
  • ilâveten
  • ilâç
  • ilâç almak.
  • ilâç dozu
  • ilâç olarak kullanılan birkaç çeşit yağ
  • ilâç vermek
  • ilâç yapılan ot
  • ilâç özelliği olan
  • ilâçla uyuşturmak
  • ilçe
  • ilçe hükümet binası.
  • ilçe.
  • ima
  • ima edilen
  • ima edilen fikir.
  • ima etmek
  • ima etmek.
  • ima ve ihtar olunan şey
  • ima ve ihtar suretiyle bildirmek veya söylemek
  • ima. whisperer fısıldayan kimse
  • imada bulunmak
  • imada bulunmak .
  • imaj
  • imal
  • imal edilmiş herhangi bir şey
  • imal etmek
  • imalat
  • imalat aletleri. machine work makina işi. knitting machine trikotaj makinası. sewing machine dikiş makinası.
  • imalathane
  • imalatçı
  • imalâthane
  • imam
  • imam. imamate imamlık
  • imamet
  • iman
  • iman etmek
  • iman sahibi
  • iman tahtası
  • iman ve itikada ait
  • iman.
  • imanla. faithfulness sadakat
  • imansız
  • imansızlık
  • imanı bütün
  • imar
  • imaret
  • imbat
  • imbik
  • imbikten çekmek
  • imce
  • imci
  • imdadına yetişip kurtarmak
  • imdadına yetişme.
  • imdadınaa yetişmek
  • imdat
  • imdat freni
  • imece
  • imek
  • imge
  • imgelem
  • imha
  • imha etmek
  • imha etmek yok etmek
  • imha etmek.
  • imhlamur agacı
  • imik
  • imitasyon
  • imkan
  • imkan dahilinde oluş.
  • imkan dahilinde.
  • imkan yaratmak
  • imkansız
  • imkâmna göre randımanı az
  • imkân
  • imkân dahilinde
  • imkân dahilinde.
  • imkân vermek
  • imkân. possibly belki
  • imkân. potentially kuvvede olarak
  • imkânlar
  • imkânsız
  • imkânsız görünen bir işe teşebbüs etmek. square up tamamlamak. square with uygun gelmek
  • imkânsızlık.
  • imkânsızlık. fathead aptal kimse. fat lime halis kireç
  • imla
  • imla hatası
  • imla polisi
  • imla usulü
  • imlasını söyleme. spelling bee
  • imlek
  • imleme
  • imlemek
  • imleç
  • imlâ
  • imlâsını harf harf söylemek
  • immaculacy lekesizlik
  • immensity genişlik
← PreviousPage 5 of 16Next →