Turkish words: H
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- hazırlanan şey
- hazırlanma
- hazırlanmak
- hazırlanmak. get religion birden dine bağlanmak. get rid of kurtulmak
- hazırlanmakta
- hazırlayıcı
- hazırlık
- hazırlık maçı
- hazırlık zili. warningly ikaz edercesine.
- hazırlıklı
- hazırlıklı bulunmak. tape measure mezura
- hazırlıklılık
- hazırlıksız
- hazırlıksız okuma veya çalma.
- hazırlıksız olarak
- hazırlıksız söylenmiş veya yapılmış şey
- hazırlıksızlık
- haç
- haç işareti yapmak
- haç çıkarmak
- haçkar
- haçlamak
- haçlı
- Haçlı Seferleri
- haçlılar
- haçvari
- haş
- haşa
- haşarat
- haşarat ilâcı.
- haşaratlı defedici ilâç
- haşarı
- haşarı çocuk
- haşarı çocuk.
- haşefe
- haşere
- haşhaş
- haşhaş yağı
- haşhaşi
- haşin
- haşinlik
- haşiv
- haşiye
- haşiye yazmak
- haşiş
- haşiş.
- haşlama
- haşlamak
- haşlamak.
- haşlanmak
- haşlanmış meyva sosu
- haşlayıp yakma
- haşmet
- haşmetli
- Haşterhan
- haşyet. awesome korku veren
- haşıl
- hdili kız gal hs gallon
- he
- he will.
- he wot
- He' been cheating me for years
- he- erkek
- hear about oğrenmek
- heba etmek
- heba olmak
- Hebe
- Hebridler
- hece
- hece tekleşmesi
- hece ölçüsü
- heceleme
- hecelemek
- hecelere ayırmak
- hecin
- hecin süvarisi. camelhair deve tüyü
- hedef
- hedef merkezi
- hedef olmak. incur a debt borçlanmak .
- hedef tahtası
- hedef yönü
- hedef.
- hedef. aimless gayesiz
- hedefe doğru çevirmek mermi
- hedefe isabet ettirmek
- hedefe nişan almak
- hedefe yaklaşma. a run of luck şans zinciri. the general run çoğunluk
- hedefine ulaşamamış
- hedeflemek
- hedefsiz
- heder
- heder olmak
- hediye
- hediye atın dişine bakılmaz
- hediye dağıtımı
- hediye edilmiş
- hediye etmek
- hediye kutusu
- hediye olarak. complimentary hediye olarak
- hediye verme hakkı
- hediye vermek
- hediye yağdırmak
- hediye: haraç
- hediyelere gark etmek. lavishness müsriflik
- hediyelik eşya
- hedonist
- hedonizm
- Hegelci
- hegemonya
- hegzagonal
- hegzan
- hehe
- Hekate
- hekim
- hekim.
- hekimlik
- hektar
- hektolitre
- Hektor
- hekzagonal
- hekzan
- hela
- hela birkaç adım koşmak
- hela dönen şey
- helak
- helal
- Helen
- helezon
- helezon dişlisi
- helezon ekli alarak.
- helezon teşkil etmek. spiral galaxy
- helezoni
- helezoni boru
- helezoni döndürmek
- helezonlar halinde yükselmek
- Helike
- helikopter
- helikopter böceği
- helikopter.
- helis
- helisel
- hellim
- helme.
- Helsinki
- helva
- helvacı kabağı
- helvacı kuşu
- helvacı kökü
- helvacıkabağı
- helvacıkabağı.
- helyum
- helyum.
- helâ
- helâk
- helâk olmak
- hem
- hem about kuşatmak
- hem acı hem tatlı olan
- hem de
- hem de nasıl!
- hem de. Too bad! Vah vah! I am too going. Ne yaparsan yap
- hem kahvaltı hem de öğle yemeği yerine geçen öğün.
- hem suda hem karada yaşayan hayvan
- hem suya hem karaya inip kalkabilen uçak
- hem yüz
- hemame
- hematit
- hematolog
- hematoloji
- hematom
- hemcins
- hemcinsine şefkat gösteren kimse
- hemen
- hemen göze çarpan. glaringly dik dik bakarak
- hemen hemen
- hemen hemen eşit olan. close call
- hemen hemen hiç. little theater amatör tiyatro
- hemen hemen yan yana
- hemen hemen.
- hemen hemen. as nearly as I can tell yaklaşık olarak
- hemen hemen. next of kin en yakın akraba. next to hemen hemen. next to nothing hiç değerinde.
- hemen hiç gibi
- hemen kopacak olan
- hemen olan
- hemen oracıkta
- hemen sonra
- hemen.
- hemen. at one aynl fikirde mutablk
- hemen. make nothing of önem vermemek
- hemen. I would as soon go as not. Bana göre gitmekle gitmemek birdir. Gitsem de bir
- hemenhemen işlemez hale gelmiş
- hemfikir olmak
- hemhudut
- hemhudut olmak
- hemhudut.
- hemodiyaliz
- hemofili
- hemoglobin
- hemoglobin.
- hemoroid
- hemoroit
- hempa
- hemze
- hemze.
- hemzemin geçit
- hemşehri
- hemşeri
- Hemşince
- hemşire
- hemşirelik
- Henan
- henceforward bundan böyle
- hendek
- hendek açmak
- hendek kazmak
- hendek şeklinde tuzak
- hendekle çevirmek
- hendese.
- hendesi
- hendeğe atmak
- hengame. smell a rat kuşkulanmak
- hengâme
- henoteizm
- henri
- Henst çakır kuşu
- hentai
- hentbol
- hentbol topu
- hentbolcu
- henuz dünyaya gelmemiş
- henüz
- henüz belli olmayan. no doubt hiç şüphesiz
- henüz değil
- henüz yerleşilmemiş
- hep
- hep beraber
- hep bir arada bankadan para istemek
- hep bir ağızdan
- hep bir ağızdan.
- hep bir yerde
- hep birden
- hep birden verilen para. have a lump in one' throat üzüntüden boğazı tıkanmak. in the lump toptan
- hep birden. lumpish siş gibi
- hep birlikte
- hep birlikte inmek. pile on üşüşmek
- hep böyle
- hepatit
- hepatosit
- Hephaistos
- hepiniz.