LexiTurk← Dictionary

Turkish words: G

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • gerontokrasi
  • gerontoloji
  • gerzek
  • gerçek
  • gerçek anlam
  • gerçek değer
  • gerçek değer veya anlamından biraz farklı
  • gerçek dışı
  • gerçek hayat
  • gerçek iman sahibi kimse
  • gerçek ismini saklama .
  • gerçek kuvveti olan
  • gerçek niteliğini ortaya koymak.
  • gerçek olmayan
  • gerçek oluş
  • gerçek sayı
  • gerçek sayı alanı
  • gerçek veya kanuni olduğunu kabul etmek. acknowledgment teslim
  • gerçek yetki sahibi olmayan kimse
  • gerçek zaman
  • gerçek zamanlı
  • gerçek zamanlı işletim sistemi
  • gerçek zamanlı strateji
  • gerçek. substantially esasen
  • gerçek. truthfully doğru olarak
  • gerçekleme
  • gerçeklemek
  • gerçeklerden kaçma
  • gerçeklerden uzaklaşmayı sağlayan
  • gerçekleşme
  • gerçekleşme.
  • gerçekleşmek
  • gerçekleşmek. in true doğru işleyen
  • gerçekleşmesi mümkün olan olay.
  • gerçekleşmesini tahayyul etmek
  • gerçekleştirme
  • gerçekleştirmek
  • gerçekli
  • gerçeklik
  • gerçeklik.
  • gerçeksiz
  • gerçekten
  • gerçekten de
  • gerçekten mi?
  • gerçekten uzak
  • gerçekten.
  • gerçekten. of a truth gerçekten
  • gerçekten. truthfulness doğruluk
  • gerçekçi
  • gerçekçi kimse
  • gerçekçilik
  • gerçeküstücülük
  • gerçeküstücülük. sürrealist sürrealist
  • gerçel
  • gerçel sayı
  • gerçeğe uygun
  • gerçeğe uygun. realistically gerçeğe uygun olarak.
  • gerçeği anlatmak. tell off sayıp ayırmak
  • gerçeği açığa vuran
  • gerçeği kabul ettirmek
  • gerçeği tahrif etmek
  • gerçi
  • gestalt
  • gestalt psikolojisi
  • gesture
  • get around to fırsat bulmak
  • get rid of başından defedip kurtulmak. rid'dance kurtuluş
  • get the best of üstün çıkmak. get the drop on haberi olmadan silâh çekmek
  • getir
  • getir.
  • getiren
  • getiri
  • getirilmek
  • getirme
  • getirmek
  • getto
  • gettolu
  • gettomsu
  • geven
  • geveze
  • geveze adam.
  • geveze kimse
  • geveze lori
  • gevezelik
  • gevezelik etmek
  • gevezelik.
  • geviş
  • geviş getiren
  • geviş getirmek
  • geviş. chew the cud geviş getirmek
  • gevişgetirenler
  • gevişgetirenlerin ve diğer bazı hayvanların tüysüz üst dudağı ve burnu.
  • gevrek
  • gevrek ekmek
  • gevreklik
  • gevremek
  • gevretmek
  • gevşek
  • gevşek olarak. limpness gevşeklik.
  • gevşek vurgu
  • gevşek.
  • gevşeklik
  • gevşekçe
  • gevşeme
  • gevşeme olayları
  • gevşemek
  • gevşemek.
  • gevşemek. work off gidermek
  • gevşemeyen. unrelentingly durmadan
  • gevşemiş
  • gevşetilmek
  • gevşetmek
  • gevşetmek.
  • gevşeyip istirahat etme.
  • gey
  • gey bar
  • geyik
  • geyik avında kullanılan parsa benzer bir hayvan.
  • geyik boynuzunun dalı
  • geyik boynuzunun filizi
  • geyik boynuzunun ucu
  • geyik boynuzunun yassı kısmı
  • geyik böceği
  • geyik eti
  • geyik izi.
  • geyik muhabbeti
  • geyik ve benzeri hayvanın kızışması
  • geyik ve tavşan gibi hayvanların dişisi. doeskin dişi geyik derisi
  • geyikdili
  • geyikgiller
  • geyikotu
  • geyim
  • geyşa
  • geyşa.
  • gez
  • gez.
  • gezdirme kayışı
  • gezdirmek
  • gezegen
  • gezegen bilimi
  • gezegen gibi
  • gezegen sistemi
  • gezegencik
  • gezegenimsi
  • gezegenimsi bulutsu
  • gezegenlerle ilgili
  • gezegensel
  • gezen
  • gezgin
  • gezgin kimse. vacationland tatil yeri.
  • gezginci
  • gezginci.
  • gezi
  • gezici
  • gezici aktör
  • gezici hakim veya papazlar
  • gezici hâkim veya papazın yaptığı mutat seyahatler
  • gezinme
  • gezinme. wanderer gayesizce dolaşan kimse.
  • gezinmek
  • gezinti
  • gezinti gemisi
  • gezinti ve dinlenme yeri
  • gezinti. outing flannel fanila
  • gezintiye çıkmak
  • gezip dolaşmak
  • gezip görme
  • gezip tozmak
  • gezleme durumu
  • gezme
  • gezme yeri
  • gezme.
  • gezmek
  • gezmen
  • gezmeye gitmek.
  • geç
  • geç kalan veya gelen
  • geç kalma
  • geç kalmak
  • geç kalmış. belatedly gecikerek
  • geç olsun da güç olmasın
  • Geç Orta Yüksek Almanca
  • geç vakte kadar uyumak. sleep like a log veya top ölü gibi uyumak. sleep on istihareye yatmak
  • geçe
  • geçecek şekilde
  • geçememek
  • geçen
  • geçen ay
  • geçen cuma
  • geçen cumartesi
  • geçen gün
  • geçen hafta
  • geçen pazar
  • geçen pazartesi
  • geçen perşembe
  • geçen salı
  • geçen sene
  • geçen yıl
  • geçen çarşamba
  • geçen çeyrek
  • geçenlerde
  • geçer
  • geçer dil ortak dil
  • geçerli
  • geçerli bir hale koymak. confirmed bachelor müzmin bekâr.
  • geçerli fiyat
  • geçerli görünüm
  • geçerli hale koymak
  • geçerli nicem sayısı
  • geçerli olan fikirlere veya inançlara uyan kimse
  • geçerli olmak
  • geçerli olmak. obtainable elde edilebilir
  • geçerli olmayan şey.
  • geçerli para
  • geçerli. viabil'ity yaşama kabiliyeti.
  • geçerlik
  • geçerlik.
  • geçerlikte olan
  • geçerlilik
  • geçersiz
  • geçersiz hale koymak
  • geçersiz. naked ape insan. stark naked çırılçıplak
  • geçersizleştirilmiş
  • geçersizleştirmek
  • geçici
  • geçici aşk
  • geçici belirti
  • geçici direk
  • geçici hafif kar veya yağmur
  • geçici mesken. quarter day üç ayda bir gelen hesap ödeme günü. quarter deck kıç güvertesi
  • geçici moda
  • geçici olarak
  • geçici olarak durdurmak veya iptal etmek
  • geçici olarak günah cezası çekilen yer
  • geçici olarak ikamet etmek
  • geçici olarak oda vermek
  • geçici olarak oturulan mesken
  • geçici olarak. temporar'iness geçicilik
  • geçici tatil
  • geçici tedbir
  • geçici tedbir türünden.
  • geçici yol
  • geçici.
  • geçici. ad interim muvakkaten
  • geçici. temporary possession geçici tasarruf veya mülk. temporar'ily muvakkaten
  • geçicilik
  • geçilemez
  • geçilmez
  • geçim
  • geçim gideri
← PreviousPage 5 of 14Next →