Turkish words: F
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- fasit
- fasit. immorally ahlâksızca. immoral'ity ahlaksızlık.
- fasitdaire. viciously kötü maksatla
- Faslı
- Faslı kimse.
- Faslı. Moorish Mağribi
- fasulye
- fasulyemsi
- fasulyeye benzeyen şey. vanilla bean
- fasık
- fasıklık
- fasıkça
- fasıl
- fasıl başlangıcı
- fasıla
- fasıla bırakmak
- fasıla vermek
- fasıla.
- fasılalarla
- fasılalarla. interruptive arayı kesici. interruptively arasını keserek.
- fasılalı
- fasılasız
- fasılasız. continuously mütemadiyen.
- fatalist. fatalistic her şeyi talih veya kadere bırakan. fatalistically mukadderata bırakarak.
- fatalizm
- fatih
- Fatma
- Fatoş
- fatura
- fatura tanzim etmek. pro forma invoice proforma fatura.
- fatura çıkarmak
- fatura. bills payable borç senetleri. bills receivable alacak senetleri. cash a bill çekin bedelini almak
- Fatıma
- faul
- faul. clerical error yazı hatası. commit an error hata yapmak
- fauna
- fava bean
- favela
- favori
- fay
- fayans
- fayansçı
- fayda
- fayda. profitably kazançla
- faydacıl
- faydacılık
- faydalanmak
- faydalanmak.
- faydalı
- faydalı kısım
- faydalı olmak
- faydalı surette
- faydalı surette. to no purpose hiç netice vermeyerek
- faydalı usefully faydalı olarak. usefulness fayda
- faydalı. profitabil'ity kazançlılık
- faydaslz oluş
- faydası olmak
- faydası olmak. of no avail beyhude
- faydasız
- faydasız take effect yürürlüğe girmek
- faydasız. soft soap arapsabunu
- faydasız. thanklessly minnettarlık göstermeyerek
- faydasızca. to the purpose asıl meseleye değinerek. to what purpose? faydası ne? ne maksatla? purposeless manasız
- faydasızlık.
- faysal
- fayton
- faz
- fazilet
- faziletli
- fazla
- fazla aceleci
- fazla ağırlık: şişmanlık
- fazla bir şey
- fazla bolluk içinde yaşama.
- fazla boyun eğmiş
- fazla ciddi
- fazla derecede
- fazla doldurma
- fazla doldurmak
- fazla duygulu kimse.
- fazla eskimiş.
- fazla esrardan hasta olan veya ölen kimse.
- fazla etkisi olmak
- fazla fazilet iddiasında olma.
- fazla fiyat istemek
- fazla fiyat.
- fazla gayret etmek
- fazla gayret sarfına vasıta olan şey
- fazla germek
- fazla gurur
- fazla gösterişli.
- fazla hareket etmeden üzerinde ve etrafında uçmak
- fazla hassas. take the edge off körletmek
- fazla hisli davranmak
- fazla iffet taslayan. prudishly fazla fazilet taslayarak. prudishness iffet taslama
- fazla içki içme
- fazla kalmak
- fazla masraf yapmadan. road hog arabasıyle lüzumundan fazla yer işgal eden dikkatsiz şöför.
- fazla merak göte yarak
- fazla mesai
- fazla miktar
- fazla miktarda radyoaktif zerreler yayan
- fazla nazik
- fazla nazik. sugariness şekerlilik
- fazla olarak.
- fazla olarak. additional biraz daha
- fazla olgunlaşmış
- fazla otoriter ve sert olmak.
- fazla serbestlik
- fazla sözle ifade edilmiş
- fazla süslü fussily titizlikle fussiness titizlik
- fazla sıkı olmayan
- fazla tahmin etmek.
- fazla tanınmayan.
- fazla tedarik etmek.
- fazla tekrardan dolayı kişinin özelliği olan söz
- fazla titiz.
- fazla titizlikle. preciousness pahalılık
- fazla tütün içmekten ileri gelen zehirlenme.
- fazla uzun süren
- fazla uzun yazmak
- fazla ve artakalan
- fazla yorulmak.
- fazla yük
- fazla yük kaldırabilmesi için at arabasının yanlarına ilave edilen parmaklık.
- fazla yük.
- fazla yükleme
- fazla yüklemek
- fazla yüklemek veya doldurmak.
- fazla çalıştırmak
- fazla önem vermek
- fazla ümitli
- fazla ısıtmak
- fazla şatafatlı.
- fazla şey
- fazla. extravagantly tutumsuzca
- fazladan
- fazladan olan şey
- fazladan ödenen bir meblağ
- fazlalaşma
- fazlalaştırmak
- fazlalık
- fazlalık. more or less oldukça
- fazlası olan. long shot kazanma ihtimali az bir teşebbüs veya bahis. long since çoktan beri
- fazlasıyla
- fazlasıyla büyültmek.
- fazlasıyla everlastingness ebediyet
- fazlasıyla.
- fazlasıyle
- fazlasıyle uzun. lengthily uzun uzadıya. lengthiness fazla uzunluk.
- façeta
- faşist
- Faşist bir kurulusun üyesi black tea siyah çay. blackthorn karaçalı
- faşist parti üyesi veya taraftarı
- faşist.
- faşizm
- faşizm. fascist faşist
- fe
- Fe!emenk halkı
- feasibil
- feci
- feci. disastrously feci halde.
- fecir
- feda etme
- feda etmek
- fedai
- fedakarlık
- fedakâr
- fedakârlık
- federal
- federal bölge
- federal devlet
- federal kanun
- federal sistem taraftarı.
- federalizm
- federasyon
- federasyon şeklinde
- federasyon.
- fehim
- fehva
- feiningly sahte olarak
- fel
- felafel
- felaket
- felaket tellalı
- felaket, afet
- felaket.
- felakete sürüklemek
- felce uğratmak
- feldspat
- felek
- felekiyat
- Felemenk
- Felemenk elması
- Felemenk taşı. rough diamond işlenmemiş elmas
- Felemenk veya Hollanda'ya ait
- Felemenk'ten gelmiş veya Felemenk'te yapılmış: Felemenk dili
- Felemenk. Hollander Hollandalı
- Felemenkli.
- Felemenkçe
- Felemenkçe ve benzerlerinin toplamı
- fellatio
- Fellow
- fellow countryman vatandaş
- felsefe
- felsefe taşı
- felsefe veya din konularında ilmi metotlarla çalışan kimse. scholastically iskolastik olarak
- felsefeci
- felsefeyle meşgul olmak.
- felsefi
- felâket
- felâket getiren
- felâket meydana getiren.
- felâket.
- felâkete sürüklenmek .He is riding high Bütün işleri yolunda. rid'able binilebilir.
- felâkete uğramış
- felâketle sonuçlanan olay
- felç
- felçli
- felçli kimse.
- feminazi
- feminen
- feminist
- feminizm
- femur
- fen
- fen adamı
- fen bilgisi olan
- fen kurallarına uygun
- fen uzmanı
- fen ve beşeri ilimler.
- fen veya edebiyat fakültesi mezunu
- fen. arts and crafts el işleri. Bachelor of Arts degree edebiyat fakültesi diploması
- fena
- fena değil
- fena giyinmiş olmak.
- fena halde
- fena hareket etmek. misbehavior fena hareket
- fena kokmak
- fena koku
- fena koku yaymak
- fena muamele etmek
- fena olmayan
- fena surette
- fena surette bozmak
- fena sürette. sore spot
- fena yola sapmak
- fena.
- fena. violent death kaza sonucu ölüm
- fenalaşmak