Turkish words: E
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- elektromanyetik radyasyon
- elektromanyetik tayf
- elektromanyetik ışın
- elektromanyetizm
- elektromanyetizma
- elektromekanik
- elektromotor kuvvet
- elektromıknatıs
- elektron
- elektron kabuğu
- elektron mikroskobu
- elektron. electron microscope elektronla işleyen çok kuvvetli bir mikroskop.
- elektronik
- elektronik beyin vb ile muhaverede en ufak birim
- elektronik bilimi.
- elektronik bilimine ait
- elektronik cihazlarda kullanılan kuvars. quartz if'erous bileşiminde kuvars bulunan. quartz'ite kuvarsit.
- elektronik devre
- elektronik devre elemanları
- elektronik devre elemanı
- elektronik hesap makinası
- elektronik lepton
- elektronik posta
- elektronik puro
- elektronik saat
- elektronik sigara
- elektronla işleyen.
- elektronlu
- elektrostatik
- elektrot
- elekçi
- elem
- elem ifade eden
- elem verici
- elem yeis.
- elem.
- eleman
- elemanıdır
- eleme
- eleme maçı
- elemek
- elemek.
- element
- element simgesi
- elemle. sorrowfulness hüzün
- elemli
- elenmemiş kaba un
- eler gibi dikkatle gözden geçirmek.
- elerki
- elezerlik
- eleğimsağma
- eleştirel düşünce
- eleştirel düşünme
- eleştiren
- eleştiri
- eleştiri mahiyetinde
- eleştiri yazmak
- eleştirici
- eleştirilmemiş.
- eleştirme
- eleştirme tenkit
- eleştirmeci
- eleştirmek
- eleştirmek .commentary tefsir
- eleştirmen
- elf
- elhamdülillah
- eli ayağı titrer vaziyette.
- eli ayağı tutmaz.
- eli açık
- eli açıklık
- eli geç değmek. get at varmak
- eli hafif
- eli her işe yatkın
- eli işe yakışmaz
- eli işe yakışmaz.
- eli işe yatkın
- eli kolu bağlı olarak. powerlessness kuvvetsizlik
- eli kolu bağlı olma.
- eli kulağında
- eli olan
- eli sıkı
- eli sıkı kimse
- eli sıkılık
- eli uzun
- eli veya ayağı kaymak
- eli çabuk
- elif
- eliksir
- elim sende
- elimine etmek
- elin erişemeyeceği yerde
- elin tersi öne doğru olarak yapllan
- elin tersi öne gelecek şekilde yapllan vuruş
- elinde
- elinde bulundurmak
- elinde kalmak. by hand el ile. change hands el değiştirmek
- elinde suç delilleri olmak .
- elinde tutmak
- elinde.
- elinde. keep one's hand in hünerini kaybetmemek
- elinden bırakıp düşürmek
- elinden geleni yapmak. put one's foot into it
- elinden her iş gelen
- elinden her iş gelen işçi.
- elinden her iş gelir
- elinden hiç bir şey gelmeyen. powerlessly kuvvetsizce
- elinden iş gelmeyen
- elinden kaçırmak. let the cat out of the bag sırrı meydana çıkarmak. let up yumuşamak
- elinden kaçırmamak
- elinden tutup götürmek
- elinden çıkmış. be lost on tesir etmemek.
- eline iş yakışır
- eline tez. nimblewitted hazırcevap
- eline çabuk olmak
- elini bağlamak: tahdit etmek
- elini kolunu bağlamak
- elini kolunu bağlamak.
- elini uzatmak. near at hand yakınında
- elini uzatıp almak veya alarak vermek
- elini çekmek
- elinin altında olmak. keep one at arm' length bir kimseyi uzak tutmak
- elinin altında. out at the elbows fakir
- elips
- elipste radyus vektörü ile büyük eksen arasındaki açı .
- eliptik
- eliptik şekilde. elliptic'ity elips şeklinde oluş.
- elit
- elitizm
- eliyle
- elişi
- elişi .
- elişi ile süslemek. branch off ikiye ayrılmak
- elişi.
- elkitabı
- elle atılan hafif kargı
- elle dokunma
- elle idare etmek
- elle işaret etmek. wave farewell el veya mendil sallayarak veda etmek. wave on el işaretiyle ileri gitmesini belirtmek.
- elle kullanmak
- elle toplanan meyva miktarı
- elle tutulur
- elle vermek
- elle yapılan iş
- ellemek
- eller yukarı!
- elleri açıkta.bareheaded başı açık.barelegged çorapsız
- elleri böğründe.
- elleri ile yoklamak
- ellerini oğuşturmak
- elli
- elli altı
- elli altıncı
- elli beş
- elli beşinci
- elli bir
- elli birinci
- elli dokuz
- elli dokuzuncu
- elli dördüncü
- elli dört
- elli iki
- elli ikinci
- elli sekiz
- elli sekizinci
- elli yedi
- elli yedinci
- elli üç
- elli üçüncü
- elli.
- ellinci
- elma
- elma ağacı
- elma ezmesi
- elma eşeleği
- elma gibi meyvaların çekirdek yeri
- elma sirkesi
- elma suyu
- elma ve portakal gibi meyvaların çekirdeği
- elma şarabı
- elma şarabı. cider press elma cenderesi.
- elma şekeri
- elmabaş patka
- elmacık kemiği
- elmalı turta
- elmas
- elmas taklidi cam
- elmas. glass eye camgöz. glasshouse cam fabrikası
- elmasın parlaklık ve şeffaflığı
- elmayla armut
- elmen
- Elohim
- elti
- elveda
- elveda zalim dünya
- elverir
- elverişli
- elverişli durum
- elverişli durum.
- elverişli olarak.
- elverişli olma
- elverişli oluş
- elverişli uygun
- elverişli.
- elverişli. usableness kullanışlılık.
- Elverişlilik mağazası
- elverişlilik örneği
- elverişlilik.
- elverişsiz
- elverişsiz durum
- elverişsiz. inconveniently münasebetsiz bir şekilde
- elverişsizce.
- elvermek
- elvermez
- elyaf
- elzem
- elâstikî
- elâstikîyet
- Elâzığ
- elçi
- elçilik
- elçilik postasını taşıyan ve diplomatik dokunulmazlığı olan memur.
- elçiye zeval olmaz
- em
- emanet
- emanet etmek
- emanet etmek.
- emanet etmek. take into custody tutmak
- emanet etmek. trust with emanet etmek
- emanet etmek: inanmak: tevekkül etmek
- emanet odasına teslim etmek
- emanet paranın açığını ödemekten kaçınmak
- emaneten teslim etmek
- emanetçi
- emare
- emarginated.
- emay
- emaye
- emaye işinde kullanılan ve kolay eriyen bir çeşit cam
- emaylamak
- embesil
- emboli
- embriyo
- embriyolog
- embriyoloji
- emdirme
- emdirmek
- eme
- emek
- emek olmadan yemek olmaz