Turkish words: E
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- el baltası. bury the hatchet barışmak .
- el bombası
- el değirmeni
- el değmemiş
- el değmemiş bölge
- el ele
- el ele tutuşmak
- el erki
- el etmek
- el falı
- el feneri
- el freni
- el hareketi
- el ilanı
- el ile hareket yapmak
- el ile işletmek
- el ile tutulur. tactil'ity el ile tutulabilme
- el ile yapılan veya idare edilen
- el işareti
- el işi
- El Kaide
- el kaldırmak
- el kitabı
- el kol hareketi
- el koyma
- el koymak
- el koymak. usurpa'tion gasıp
- el kremi
- el kumbarası
- el marifeti
- El Niño
- el pençe divan. hands down parmağını kıpırdatmadan
- el sabunu
- el sallama
- El Salvador
- El Salvador Cumhuriyeti
- El Salvadorlu
- el sanatları
- el sanatlarına ait
- el sanatı
- el silahları. small beer hafif bira
- el surmek
- el sürmek
- el sürmemek
- el sürülebilir.
- el sürülmemiş
- el sıkma
- el sıkma .
- el sıkmak
- el sıkışma
- el sıkışmak
- el testeresi .
- el topu
- el ulağı
- el ve bilhassa tırnak tuvaleti
- el ve yumruk darbeleriyle karşı koymak
- el vermek
- el veya yumruk darbesi
- el yapımı
- el yardımı ile yanlamasına atılan takla.
- el yazması
- el yazması kitap.
- el yazısı
- el yazısı gibi
- el yazısını andıran baskı.
- el yordamıyle beceriksizce aramak
- el yıkamak
- el çabukluğu
- el çabukluğu ile marifet yapmak
- el çabukluğu ile. dexterousness hüner
- el çabukluğu.
- el çantası
- el çantası.
- el çekmek
- el çırpmak
- ela
- elastik
- elastiki
- elastikiyet
- elastikiyet. give -and-take elbirliği.
- elastiklik
- elastisite
- elastisite modülü
- elatif hâli
- Elazığ
- Elbasan
- Elbe
- Elbe Nehri
- elbet
- elbette
- elbette. sure enough muhakkak
- elbette. take its course olacağına varmak.
- elbirligiyle.
- elbirliğiyle.broad shoulders geniş omuzlar
- elbise
- elbise askısı
- elbise dolabı
- elbise fırfırı
- elbise fırçası
- elbise giydirmek. town and gown şehir halkı ve üniversite cemiyeti.
- elbise kolu
- elbise kırması
- elbise modeli. after veya in a fashion şöyle böyle. after the fashion of gibi
- elbise yakası
- elbise üzerinden çocuklara giydirilen pantolonlu ceket tulum
- elbise. the worse for wear eskimiş
- elbisede bağlanacak uç
- elbisede kenar şeridi
- elbiselerini değışmek
- elbiselerini çıkarmak
- elbiselik
- elbisenin beli.
- elbisenin büzülmüş ve kabarıkyeri
- elbisenin diz üzerine gelen kısmı
- elbisenin göğsü kaplayan kısmı
- elbisesini çıkarmak
- elbisesiz
- elbiseyi şeritle süslemek
- elbiz
- Elbruz
- elde
- elde bulunanlardan meydana getirmek. pull to pieces paramparça etmek. pull up ileri gitmek
- elde bulundurulan
- elde bulunmayan malı satmak üzere
- elde edilebilen. acquisitive instinct açgözlülük
- elde etmek
- elde etmeye çalışmak
- elde hazır.
- elde mevcut
- elde olmadan.
- elde tutmak
- eldeki imkânlar. play a trick on oyun oynamak
- eldeki malı satarak elden çıkarmak.
- eldeki para
- elden düşme
- elden ele dolaşmak
- elden ele geçirmek: dolaştırmak.
- elden geldiği kadar.
- elden geçirmek
- elden gitmek
- elden kaçırmak
- elden çıkarma
- elden çıkarmak. charge with yüklemek
- elden çıkarmak. Man proposes
- elden çıkarmak. sell out hissesini satmak
- elden çıkarmamak. hold forth nutuk söylemek
- elden çıkarılabilir
- elden çıkma
- elden çıkmış
- eldiven
- eldiven baş parmağı
- eldiven giydirmek. fit like a glove eldiven gibi uymak
- ele ait
- ele almak
- ele alış tarzı.
- ele avuca sığmaz
- ele başı.
- ele gelmek
- ele geçen
- ele geçer. pur- chasing power satın alma kuvveti.
- ele geçirememek
- ele geçirilebilir
- ele geçirme
- ele geçirmek
- ele geçirmek elde etmek
- ele geçmez
- ele uygun olmak.
- ele veren kimse.
- ele verme
- ele vermek
- ele vermek. go away gitmek
- elek
- elek veya tulbentten geçirmek
- elektrifikasyon
- elektrik
- elektrik akım veya gücünün süratle artması veya yükselip düşmesi
- elektrik akımı
- elektrik akımına çaptırmak
- elektrik akımını kesen alet
- elektrik alanı
- elektrik bahsi
- elektrik bataryası
- elektrik bağlantısı
- elektrik bilimi static electricity statik elektrik.
- elektrik devresi
- elektrik düzenleyicisi
- elektrik düğmesi
- elektrik düğmesini çevirmek
- elektrik enerjisi
- elektrik enerjisi.
- elektrik gücünü artırmak
- elektrik gücünü azaltmak
- elektrik kesintisi
- elektrik kuvvetiyle veya alkollü içki ile harekete geçirmek.stimulation uyarım
- elektrik kıvılcımı
- elektrik lambası. bulba'ceous soğanı olan
- elektrik motoru
- elektrik mühendisliği
- elektrik santrali
- elektrik santralı
- elektrik sayacı
- elektrik süpürgesi
- elektrik teknisyeni.
- elektrik tellerinin birleştiği noktada bulunan kutu
- elektrik tesisatçısı
- elektrik tesisatı ile donatmak
- elektrik veya sıcaklığı geçirmeyen
- elektrik veya zehir tehlikesini gösteren çapraz kemikler
- elektrik yükü
- elektrik zilinin dili
- elektrik çarpması
- elektrik şirketi
- elektrik şoku
- elektrik-elektronik mühendisliği
- elektriki
- elektrikle ilgili
- elektrikle işleyen kapacıklar yoluyle titreşimli ses çıkaran bir çeşit ksilofon.
- elektrikleme
- elektriklemek
- elektriklenme
- elektrikli
- elektrikli iskemle
- elektrikli otomobil
- elektrikli sandalye
- elektrikli süpürge
- elektrikli tekerlekli sandalye
- elektrikli trende cereyanlı tele dayanan boynuz.
- elektrikli yemek karıştırıcısı
- elektrikli yılan balığı
- elektriksel
- elektriksel iletken
- elektriksel iletkenlik
- elektriksel yük
- elektriksel. electrical engineer elektrik mühendisi. electrically elektrik kuvvetiyle.
- elektrikçi
- elektriğe ait
- elektro gitar
- elektrod .
- elektroensefalografi
- elektrofil
- elektroforez
- elektrokardiyografi
- elektrokimya
- elektrolit
- elektroliz
- elektromanyetik
- elektromanyetik dalga
- elektromanyetik darbe
- elektromanyetik etkileşim
- elektromanyetik kuvvet