Turkish words: E
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- emek sarfetmek
- Emek ve Özgürlük İttifakı
- emek vermek
- emek. at his elbow yanı başında
- emek. exertive gayret sarfeden.
- emekle meydana getirmek. l will not labor the point. işin teferruatına girişmeyeceğim. labored güçlükle yapılan
- emeklemek
- emekleyen kimse
- emekli
- emekli asker.
- emekli aylığı
- emekli aylığı alan kimse
- emekli maaşı
- emekli maaşı vermek
- emekli. retired list emekliler listesi.
- emeklilik
- emekliye ayırarak hizmetten el çektirmek
- emeksiz yemek olmaz
- emektaşlık
- emekçi
- emel
- emelsiz
- emen
- emen şey veya kimse
- emer gibi içine çekmek
- emetofobi
- emici
- emici boru
- emilen şey
- emilerek yenen çubuklu şeker
- emin
- emin ellerde
- emin olarak. safeness emniyet.
- emin olma.
- emin olmak
- emin yerde .
- Emine
- emir
- emir eri
- emir kipi
- emir komuta zinciri
- emir kulluğu.
- emir subayı
- emir vermek
- emir çavuşu
- emir.
- emir. the Ten Commandments On Emir.
- emirber
- emircik
- emirle davet etmek
- emirlik
- emirlik.
- emirname
- emirname.
- emisyon
- emiş
- emlak
- emlakçı
- emlerge
- emlâk
- emlâk ve arazi sahibi.
- emlâkini kiraya veren mal sahibi.
- emlâkçı
- emme
- emmek
- emmek assimila'tion benzeyis
- emmeç
- emmi
- emniyet
- emniyet altına almak
- emniyet amirliği dairesi
- emniyet edilir
- emniyet etmek
- emniyet etmemek
- emniyet kemeri
- emniyet kemerini bağlamak
- emniyet kilidinde hareketli kısım
- emniyet olunamaz
- emniyet supabı
- emniyet supapı.
- emniyet tedbiri olarak tekrar gözden geçirmek. double chinned çifte gerdanlı
- emniyet tedbirleri
- emniyet. at anchor demirli
- emniyete almak
- emniyetle. trust in güvenmek. trust to -e dayanmak
- emniyetli
- emniyetli yerde korumak. ward off savuşturmak
- emniyetli. reliability
- emniyetlilik.
- emniyetsiz
- emniyetsizlik
- emniyette
- emniyette bulunma
- emniyette olarak
- emoji
- Emomoto
- emosyonel
- empati
- empedans
- empermeabl
- emperyalist
- emperyalizm
- emprovizasyon
- emre
- emre ait
- emre karşı gelmek
- emre yazılı senet
- emreden
- emredercesine
- emretme
- emretmek
- emri altında
- emrinde
- emrinde çalışmak. hit veya strike pay dirt başarılı olmak.
- emrini yerine getirmek
- emrivaki
- emsal
- emsali olmayan
- emsalsiz
- emsalsizlik
- emsâl
- emtia
- emzik
- emzik.
- emzik. baby carriage ABD çocuk arabası. baby farm çocuk ve bebekler için ücretli bakımevi
- emzikli kova
- emziren kadın
- emzirme
- emzirmek
- emîr
- emülgatör
- emülsifiye edici tuz
- emülsiyon
- en
- en altyapı
- en alçak kısım
- en az
- en az derece
- en az derecede
- en az miktar
- en az olan.
- en aza indirgemek
- en azından. et the very least en aşağı
- en ağır işi yapan ve kolay kolay yorulmayan adam. balance wheel nâzım çark
- en aşağı
- en aşağı nokta
- en aşağı tabakadan biri
- en aşağıda olan.
- en başarılı zaman
- en başta. first and last ilk ve son
- en başından
- en büyuk
- en büyük
- en büyük arzu
- en büyük kısım
- en büyük ortak bölen
- en büyük.
- en canlı ve hareketli durumunda. The door swings to Kapı kendiliğinden kapanır. swingingly sallanarak.
- en cüzi
- en değerli oyuncu
- en düşük
- en elverişli
- en eski cins top.
- en fazla
- en fazla miktar
- en fena durum
- en fena surette
- en fenası
- en gayretlisi. He did his damnedest to please them. Onları memnun etmek için elinden geleni yaptı.
- en gerideki
- en güneyde olan.
- en güneydeki
- en güzel
- en güç1ü
- en hassas noktaya kadar. the quick and the dead diriler ve ölüler. quickly çabuk
- en hoş
- en ilerde
- en ileride
- en iyi
- en iyi olan
- en iyi vaziyeti elde etmek için manevra yapmak
- en iyi şekilde kullanmak
- en iyisi
- en iyisi. best beloved en çok sevilen
- en içteki.
- en karanlık yer şamdanın altıdır
- en kötü
- en kötü şekilde
- en kötü şey
- en kötüsü
- en küçük
- en küçük ortak kat
- en kıymetli oyuncu
- en mukemmel sonucu verecek şekilde.
- en mühim
- en mühim nokta
- en mükemmel
- en mükemmel durum
- en mükemmel surette.
- en mükemmel şey. at last nihayet
- en nihayet. at full length tafsilatıyle
- en nihayet. last but not least son fakat aynı derecede ehemmiyetli. last ditch son çare
- en nihayetinde
- en parlak veya en başarılı devre. high noon tam öğle vakti.
- en pes kadın veya çocuk sesi.
- en samimi hislerimle. get to the heart of özüne inmek
- en sevdiği
- en son
- en son olarak hayatta kalan kimse veya şey. survivorship sağ kalma
- en son: azami en büyük
- en sondaki. The devil take the hindmost. Sona kalan dona kalsın.
- en sonra
- en sonraki
- en sonraki. eventually nihayet
- en sonunda. on the run acele
- en süslü elbise. gIadly memnuniyetle. gladness memnunluk.
- en ufak
- en ufak ayrıntı
- en ufak bir gayret göstermek. lift up one' voice bağırmak
- en ufak derece
- en ufak değişiklikleri kaydeden
- en ufak nokta.
- en uygun
- en uygun durum
- en uzak
- en uzakta
- en uzağa
- en uçta veya kenarda olan
- en yüce yer
- en yüksek
- en yüksek derece
- en yüksek derecede
- en yüksek evsafta
- en yüksek hayır gayesi. Supreme Soviet en üst Sovyet. supreme test en büyük imtihan
- en yüksek mertebede
- en yüksek mevki. chief justice başyargıç. chiefly başlıca
- en yüksek nokta
- en yüksek nokta veya derece. summit meeting zirve konferansı.
- en yüksek nokta veya devir
- en yüksek noktaya ulaştırmak.
- en yüksek rütbede olan
- en ziyade
- en ziyade. for the most part umumiyetle
- en âlâ cinsten numune
- en çok
- en çok istifade etmek.
- en çok sevilen
- en çok.
- en öndeki
- en öne koşulmuş at