LexiTurk← Dictionary

Turkish words: D

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • düktil
  • dükün karısı .
  • dülek
  • dülger
  • dülger balığı
  • dülgerlik
  • düllük
  • dümbelek
  • dümdar
  • dümdar. relieve the guard nöbetçi değiştirmek.
  • dümdüz
  • dümdüz olmak
  • dümen
  • dümen dili mekanizması .steering wheel direksiyon
  • dümen dolabı .
  • dümen kullanmak
  • dümen kırmak
  • dümen suyu
  • dümen suyu. dead weight geminin darası. come to a dead stop tamamen durmak. the dead
  • dümen yekesi.
  • dümenci
  • dümeni iskeleye kırmak
  • dümeni karşı tarafa basmak.
  • dümeni kötü kullanıp gemiyi sağa sola saptırmak
  • dümenin durumunu gösteren alet
  • dün
  • dün gece
  • dün.
  • dünden önceki gün
  • dünit
  • dünya
  • dünya dili
  • dünya dışı
  • dünya ekonomisi
  • dünya evine girmek
  • dünya görüşü
  • dünya haritası
  • dünya işlerinden kendini çeken
  • Dünya Kadınlar Günü
  • dünya kupası
  • dünya küresi modeli
  • dünya mirası sit alanı
  • dünya nimetleri
  • dünya savaşı
  • dünya seyahati
  • Dünya Ticaret Örgütü
  • dünya veya karayla ilgili veya onlara ait
  • dünya yüzünde
  • dünya çapında
  • dünyada
  • dünyada olup bitenleri bilmek. Not that l know of. Bildiğime göre
  • dünyada var olan şey. terrestrial telescope görüntüyü düz gösteren teleskop. terrestrially dünyevi şekilde
  • dünyadan haberi olmamak
  • dünyadan çekilmiş kimse.
  • Dünyalaştırma
  • dünyalı
  • dünyalık
  • dünyanın en eski işi
  • dünyanın en eski mesleği
  • dünyanın gidişi. the world of letters edebiyat dünyası. the world and his wife herkes
  • dünyanın merkezi. the Hub Boston şehrinin takma ismi.
  • dünyanın sonu
  • dünyanın sonu.
  • dünyanın yedi harikası
  • dünyaya ait
  • dünyaya ait olmayan
  • dünyaya gelmek
  • dünyaya getirmek
  • dünyaya getirmek. for all the world bütün dünyayı verecek olsalar
  • dünyaya gözlerini yummak
  • dünyaya yaygın.
  • dünyaya ışık saçan kimse
  • dünyayı kapsama. universalize umumileştirmek
  • dünyayı umursamayan
  • dünyevi
  • dünyevi fikirli .earthliness dünyevî oluş
  • dünyevi olmayan
  • dünyevi.
  • dünyevi. fleshy ete ait
  • dünyevilik
  • dünyevî
  • dünün
  • dünür
  • dünürlük
  • düpedüz
  • düpedüz.
  • dürbün
  • dürbünde göz camı.
  • dürmek
  • dürtme
  • dürtme.
  • dürtme. nudge one' memory hatırlatmak.
  • dürtmek
  • dürtu
  • dürtü
  • dürtüklemek
  • dürtüsel
  • dürtüş
  • dürtüş. shove off gemiden veya kıyıdan itilerek açılmak
  • dürzü
  • dürük
  • dürüm
  • dürümleme
  • dürüst
  • dürüst bir şekilde
  • dürüst olmak gerekirse
  • dürüst yola dönmek
  • dürüst. rightfully haklı olarak. rightfulness haklı olma .
  • dürüstlük
  • dürüstlük.
  • dürüstlük. gospel truth mutlak hakikat. in truth hakikaten
  • dürüstlükle
  • dürüstçe
  • dürüstçe. squareness kare oluş. squarish karemsi.
  • düstur
  • düsünerek
  • düt
  • düve
  • düven
  • düyun
  • düz
  • düz arazi
  • düz bir satıh üzerindeki girinti veya çukur
  • düz bir şekilde
  • düz dünyacı
  • düz etmek
  • düz hat
  • düz hat. make a beeline for something bir şeye en kestirme yol ile ulaşmak.
  • düz olmayan
  • düz piyano
  • düz piyano. squarerigged
  • düz sal
  • düz tepe
  • düz tepeli ve dar kenarlı hasır şapka. a bad sailor deniz tutan kimse. sailorly gemici gibi
  • düz tümleç
  • düz tümleç. direct tax vasıtasız vergi. the direct opposite tam aksi. directly doğrudan doğruya
  • düz uzam
  • düz ve basık arazi
  • düz ve dar elbise. sheath knife kınlı büyük bıçak
  • düz ve uzun yarık
  • düz yazı
  • düz yer
  • düz yüzey
  • düz yüzey haline getirmek
  • düz çizgi
  • düz: doğrulu
  • Düzce
  • düzdöner
  • düze
  • düzeldek
  • düzelen.
  • düzelme.
  • düzelmek
  • düzelmek. look up to hürmeti olmak
  • düzelmek. recruitment acemi asker kaydetme.
  • düzelmek. straighten out düzeltmek
  • düzelmez
  • düzeltici
  • düzeltici ıslah edici
  • düzeltici.
  • düzeltilebilir uydurulabilir. adjustment tasfiye
  • düzeltilebilir. amendatory ıslah edici
  • düzeltilmemiş
  • düzeltilmiş .
  • düzeltilmiş hava hızı
  • düzeltme
  • düzeltme işareti
  • düzeltme maksadıyle araya girmek
  • düzeltme ve eklemeler yapmak.
  • düzeltmek
  • düzeltmek doğrultmak
  • düzeltmek.
  • düzeltmek. pave the way for herhangi bir şey için hazırlık yapmak.
  • düzeltmek. set loose başıboş bırakmak
  • düzeltmen
  • düzeltmen.
  • düzem
  • düzen
  • düzen vermek
  • düzen.
  • düzenbaz
  • düzenbaz kimse
  • düzenbaz veya hilekar kimse.
  • düzenbazlık
  • düzenbazlık monkey flower misk otu
  • düzenbazlık. dodger hilekâr kimse
  • düzene girmek
  • düzene koymak.
  • düzene sokmak
  • düzene sokmak.
  • düzene sokmak. whip up tahrik etmek
  • düzenek
  • düzeni bozulmuş
  • düzeni korumaya ait.
  • düzenini bozmak
  • düzenle
  • düzenle- mek. program music olaylar sırasına veya bir sahne serisine göre düzenlenmiş müzik.
  • düzenleme
  • düzenleme, tüzük
  • düzenlemek
  • düzenlenebilir
  • düzenlenebilirlik
  • düzenlenmemiş
  • düzenlenmiş
  • düzenleyici
  • düzenleyici kimse
  • düzenli
  • düzenli bir şekilde birbirine bağlı.
  • düzenli durum
  • düzenli ifade
  • düzenli olarak
  • düzenli olarak.
  • düzenlilik
  • düzensiz
  • düzensiz atık boşaltımı
  • düzensiz bir hale getirmek
  • düzensiz bir şekilde değişmek
  • düzensiz bir şekilde. waywardness inatçılık
  • düzensiz bir şeyler yazmak
  • düzensiz kalabalık
  • düzensiz kıyafet
  • düzensiz olarak
  • düzensiz olarak.
  • düzensiz ve karışık toplanma
  • düzensiz veya sırasız. out of patience sabrı tükenmiş. out of pocket sarfedilmiş
  • düzensiz.
  • düzensiz. discordantly ahenksizce
  • düzensiz. to the tune of bestesiyle
  • düzensizlik
  • düzensizlik.
  • düzey
  • düzgun
  • düzgü kipler
  • düzgü.
  • düzgülü
  • düzgün
  • düzgün davranmak
  • düzgün görünüşlü.
  • düzgün konuşabilme yeteneği.
  • düzgün olmayan
  • düzgün sürmek
  • düzgünleştirmek
  • düzgünlük.
  • düzgüsel
  • düzgüsüz
  • düzine
  • düzlem
  • düzlem ayna
  • düzlem dalga
  • düzlemek
← PreviousPage 17 of 19Next →