LexiTurk← Dictionary

Turkish words: B

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • bekârlık
  • bekârım
  • bekçi
  • bekçi koymak.
  • bekçi köpeği
  • bekçi.
  • bekçilik
  • bekçilik etmek
  • bel
  • bel ile kazmak. call a spade a spade açıkça söylemek
  • bel kayışı
  • bel kemiği
  • bel suyu. spermatic meni kabilinden.
  • bel verme
  • bel vermek
  • bel.
  • bel. lumbar vertebrae bel omurları.
  • bela
  • bela okumak
  • bela satın almak. digestive troubles sindirim bozukluğu
  • belagat
  • belagat.
  • belagatle söz söyleyen kimse
  • belagatli. flowing bowl içki
  • belalılar
  • Belarus
  • Belarus Cumhuriyeti
  • Belaruslu
  • Belarusça
  • Belcher martısı
  • belde
  • belden aşağı sarkan kumaş parçası veya kısa eteklik
  • belden yukarısı çıplak. top'most en üstteki. at the top of his lungs bar bar
  • belediye
  • belediye başkanı
  • belediye binası
  • belediye binası.
  • belediye ile ilgili
  • belediye meclisi üyesi.
  • belediyeye ait
  • belemir
  • belertmek
  • belesan yağı
  • belesan yağı veren: şifa veren
  • beleş
  • Belfast
  • belge
  • belge vermek
  • belge.
  • belgebilim
  • belgegeçer
  • belgeleme
  • belgelemek
  • belgelenmiş
  • belgelik
  • belgeliklemek
  • belgesel
  • belgesel film
  • belgeç
  • belgi
  • belginleşmek
  • belginlik
  • belgisiz
  • belgisiz adıl
  • belgit
  • belgit.
  • Belgorod
  • Belgrad
  • Belgrat
  • belik
  • belin etrafını kabarcıklarla kuşatan bir sinir hastalığı.
  • belinden aşağısı balık şeklinde olan efsanevi denizkızı.
  • belirgin
  • belirginleştirmek
  • belirginlik
  • belirleme
  • belirlemek
  • belirlenemeyen uçan nesne.
  • belirlenimci
  • belirlenimcilik
  • belirlenmek
  • belirlenmiş
  • belirleyici
  • belirli
  • belirli aralıklarla vuku bulan
  • belirli bir amaç ile teşkil edilen heyet
  • belirli bir bölgeye ait
  • belirli bir cins veya marka mal
  • belirli bir düzene sokmak
  • belirli bir fırsat dolayısıyle yapılan. occasional chair takımdan ayrı sandalye. occasionally ara sıra
  • belirli bir grubun kullandığı dil.
  • belirli bir grup için tipik sayılan model veya standart
  • belirli bir görev için verilen yetki
  • belirli bir görüşe dayanan açıklama veya tanımlama
  • belirli bir hedefe hücum etmek
  • belirli bir konu üzerine konuşma
  • belirli bir konuya ait olan kitapların fihristi.
  • belirli bir kıymeti olan.
  • belirli bir mesafe katetmek
  • belirli bir mesafe katetmek.
  • belirli bir mesafede. from a distance uzaktan. keep one's distance haddini bilmek
  • belirli bir miktar
  • belirli bir muhit ile ilgili
  • belirli bir niteliği olmayan
  • belirli bir sonuca ulaşmak için mücadele: mücadele etmek
  • belirli bir sosyal sınıfın en seçkin kısmı
  • belirli bir süre için ücretli iş
  • belirli bir süreden fazla devam etmek
  • belirli bir sürenin sonu
  • belirli bir tarlada bulunan ekin
  • belirli bir vaziyete koymak
  • belirli bir vaziyette dikmek
  • belirli bir yapısı veya bünyesi olan.
  • belirli bir yemeğe olan aşırı düşkünlük
  • belirli bir yere ait
  • belirli bir yere dikkatle bakmak.
  • belirli bir yolla göndermek. en route yolda. go the route sonuna kadar devam etmek. mail route posta yolu
  • belirli bir zaman içinde tekerrür etme sayısı
  • belirli bir ölçü uzunluğunda olmak
  • belirli bir ölçüden fazla ilâç verme
  • belirli bir şahsı veya şeyi hedef alarak.
  • belirli bir şekle sokmak
  • belirli harfitarif
  • belirli hudutlar dahilinde bulunan. inclusively şamil olmak üzere
  • belirli integral
  • belirli iş sırası
  • belirli kimselerin oturmasına tahsis edilmiş mıntıka
  • belirli kısımlara yazmak.
  • belirli meslek veya yön veya istidat
  • belirli meslekten olmayan
  • belirli mevsimlerde dökülen
  • belirli miktar
  • belirli miktarda ilâç vermek
  • belirli olarak
  • belirli olmayan
  • belirli olmayan miktar
  • belirli perdeden aşagı söylemek veya çalmak.
  • belirli sanat ve bilim kurallarına uygun
  • belirli tanımlık
  • belirli yaşa gelmemiş
  • belirli yer özel bir durum
  • belirli zamanda akan su miktarı
  • belirli zamanlarda meydana gelen
  • belirli zamanı olmayan.
  • belirli şartlar altında bir uçağın yükselebildiği yükselti. ceiling price azami fiyat
  • belirlilik
  • belirme
  • belirmek
  • belirsiz
  • belirsiz bir şekilde
  • belirsiz geçmiş zaman
  • belirsiz integral
  • belirsiz müphem
  • belirsiz tanımlık
  • belirsiz şekilde hissolunan. marginally değeri az olarak.
  • belirsiz. keep in the background arka planda kalmak
  • belirsizlik
  • belirsizlik zamiri
  • belirsizlik.
  • belirten
  • belirten herhangi bir şey
  • belirtev
  • belirteç
  • belirteç-eylem
  • belirti
  • belirti bilimi
  • belirti bilimsel
  • belirtili
  • belirtilmezlik ilkesi
  • belirtilmiş
  • belirtisi olmak: tasarlamak.
  • belirtisiz
  • belirtke
  • belirtken
  • belirtme
  • belirtme durumu
  • belirtme hâli
  • belirtmek
  • belirtmek. give vent to açığa vurmak. He vented his fury on the dog öfkesini köpekten çıkardı.
  • belit
  • belittle.
  • Belize
  • Belizli
  • beliğ
  • belkemigi
  • belkemikli. vertebra'tion omurların yapısı
  • belkemiği
  • belkemiği olan
  • belkemiğine ait
  • belkemiğine benzer şey
  • belkemiğinin omurlara bölünmesi
  • belki
  • belki de hiç. the finest ever en güzeli. Well
  • bell rope çan ipi. bell tower çan kulesi. diving be!l dalgıç hücresi.
  • bellek
  • bellek aygıtı
  • bellek devre
  • bellek kartı
  • bellek sığası
  • bellek çubuğu
  • belleme
  • bellemek
  • bellemek öğrenmek
  • bellenim
  • belleğinde tasarlamak
  • belli
  • belli başlı
  • belli belirsiz
  • belli belirsiz. vague'ness müphemlik
  • belli bir sebep olmadan. gratuitousness bedava oluş
  • belli bir öIçü birimi. denominational isme ait
  • belli bir şey veya duruma karşı duyulan aşırı korku.
  • belli eden
  • belli etmek
  • belli olmak
  • belli olmak.
  • belli zamanlarda çıkan. periodically belirli fasılalarla
  • belli. distinctly açıkça
  • belli. obviously açıkça. obviousness aşikârlık
  • belli. visibil'ity görünebilme
  • bellik
  • bellilik
  • bellisiz
  • bellisiz.
  • belsen
  • belsoğukluğu
  • beluga
  • beluga balinası
  • belâ
  • belâ getirmek
  • belâ musibet
  • belâ okumak
  • belâgat ilmi
  • belâgat.
  • belâgatli olarak.
  • belâlı
  • belâlı. calamitously felâket ve belâ getirerek.
  • belâsını bulmak. grief stricken çok kederli
  • belâsını çekmek
  • Belçika
  • Belçika Krallığı
  • Belçika'ya ait. Belgian hare büyük bir çeşit evcil tavşan.
  • Belçika.
  • Belçikalı
  • bembeyaz
  • bemol
  • bemolleşme
  • ben
  • ben de
  • ben demiştim
← PreviousPage 9 of 27Next →