Turkish words: B
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- boyun eğmek.
- boyun eğmemek
- boyun eğmez
- boyun gibi şey
- boyun tutulrnası.
- boyuna benzer herhangi bir kısım.
- boyuna takılan zincirin ucundaki sallantılı süs
- boyuna.
- boyunbağı
- boyunbağı takmak
- boyunbağı.
- boyunburan
- boyunca
- boyuncuk
- boyunduruk
- boyunduruğa koşulmuş çift hayvan
- boyut
- boyut. of generous dimension iri
- boyutlar
- boyutlu
- boyutluluk
- boyutsal
- boz
- boz alamecek
- boz ayı
- boz doğan
- boz ebabil
- boz göğüslü şakrak kuşu
- boz kanatlı borazan kuşu
- boz karga
- boz karınlı çakır kuşu
- boz kaz
- boz kiraz kuşu
- boz kurt
- boz kuyrukkakan
- boz madde
- boz martı
- boz söğütbülbülü
- boz tuygun
- boz yelkovan
- boz çamurcun
- boz çıvgın
- boz ördek
- boz ötleğen
- boza
- bozaran
- bozay
- bozayı
- Bozcaada
- bozdoğan
- bozgun
- bozguna uğramak
- bozguna uğramak. take about gezdirmek. take a bow tebrikleri kabul etmek. take a breath nefes almak
- bozguna uğratmak
- bozguncu.
- bozkır
- bozkır delicesi
- bozkır kartalı
- bozkır kedisi
- bozkır koyunu
- bozkır toygarı
- bozkır tuygunu
- bozkır örümcek kuşu
- bozkır ötleğeni
- bozkır.
- bozlak
- bozlama
- bozlamak
- bozma
- bozmak
- bozmak.
- bozmak. buggery oğlancılık.
- bozmak. crippled kötürüm
- bozmak. disparagement aleyhinde bulunma
- bozmak. put out of the way öldürmek. put over ba- şına amir veya memur olarak tayin etmek
- bozon
- bozucu
- bozucu.
- bozuk
- bozuk dengeli
- bozuk dil.
- bozuk düzen
- bozuk niyet
- bozuk para
- bozuk plak gibi
- bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir
- bozuk ve çatlak ses çıkartmak
- bozuk. morbidly marazi olarak morbidness
- bozuk. put into commission sefere hazır hale koymak
- bozuk. stormily fırtınalı bir şekilde
- bozukluk
- bozulamaz
- bozulayazmış
- bozulma
- bozulma . upset price müzayedede satıcının koyduğu asgari fiyat.
- bozulma hali
- bozulma.
- bozulmak
- bozulmak. sour'ish ekşice
- bozulmamak
- bozulmamış
- bozulmasına sebep olmak.
- bozulmayan. ondule permanence
- bozulmayı önleyici kimyasal madde.
- bozulmayış
- bozulmaz
- bozulmaz şekilde.
- bozulmazlık. incorrupt'ibly dürüstçe
- bozulmuş
- bozulmuş şey
- bozunma
- bozunum ürünü
- bozuşma
- bozuşma. pick a quarrel kavga çıkarmak. take up a quarrel kavgaya iştirak etmek.
- bozuşmak
- bozuşmak.
- Boğa
- Boğa burcu
- boğa dikeni
- boğa gibi kimse
- boğa güreşi
- boğa güreşi alanı
- boğa güreşi.
- boğa güreşinde boğanın öldürüldüğü an.
- boğa kamçısı
- boğa sıçraması
- boğa yaprağı
- boğak
- boğak.
- boğan otu
- boğasamak
- boğaz
- boğaz ağrısı
- boğaz iltihabı
- boğaz.
- Boğaziçi
- Boğaziçi Köprüsü
- boğazlamak
- boğazsız
- boğazına düşkün kimse
- boğazına kadar
- boğazını sıkarak öldürmek
- boğazını sıkmak
- Boğdan
- Boğdan Beyliği
- Boğdan Prensliği
- boğma
- boğmaca
- boğmak
- boğmaklı ardıç kuşu
- boğmaklı toygar
- boğucu
- boğucu hakimiyet.
- boğucu madde
- boğucu.
- boğucu. suffoca'tion boğulma bunalma.
- boğuk
- boğuk bir sesle. gruffness sertlik
- boğuk olmayan
- boğuk ses .deep trouble derin sıkıntılar. drawn up six deep altı sıra halinde
- boğuk sesli. gruffly terslikle
- boğuk sesli. hoarsely boğuk sesle. hoarseness boğuk seslilik.
- boğuk.
- boğulma
- boğulmak
- boğulmak. strangle hold güreşte boğma vaziyeti
- boğum
- boğum boğum
- boğumlanma
- boğurdak
- boğuşma
- boğuşmak
- boğürtlen veya ahududunun sapı
- boş
- boş arazi
- boş ağırlığı
- boş başarı. beat him hollow mahvetmek
- boş boş.
- boş boş. blankness boşluk
- boş bölge
- boş bırakmak
- boş bırakmamak
- boş durmak
- boş gezenin boş kalfası.
- boş gezmek
- boş gurur.
- boş hayal
- boş inan.
- boş iş
- boş kafalı
- boş kağıt oynamak
- boş kağıt.
- boş küme
- boş laf
- boş laf etmek
- boş laf the gift of gab konuşkanlık
- boş laf.
- boş laf. Song of Solomon veya Song of Songs Eski Ahitte bir kitabın ismi
- boş olan herhangi bir sey. emptyhanded eli boş. emptyheaded boş kafalı
- boş olmayan
- boş oylum
- boş söz
- boş sözler söylemek
- boş uçarı
- boş vakit
- boş vakti olan
- boş ve anlamsız yüz ifadesi olan
- boş ve açıklık yer
- boş ver
- boş yapmak
- boş yer
- boş yere
- boş yere .vain'ness . kibirlilik
- boş yere futil'ity yararslzllk
- boş yere harcama.
- boş yere harcamak
- boş yere ziyan eden. wastefully israf ederek. wastefulness israf
- boş yere çabalamak
- boş yere. fruitlessness semeresizlik
- boş yuva sendromu
- boş zaman
- boş zaman faaliyetleri
- boş zamanlar
- boş şey
- boş şeyler konuşmak
- boş şeylere inanan. superstitiously batıl inançlara saplanarak. superstitiousness batıl inançlılık.
- boş şeylerle meşgul olmak
- boş.
- boş. at leisure serbest
- boşa dönen kasnak idly tembelce
- boşa geçirmek
- boşa gitmek. a drain on the resources bütçeye yük olan bir şey.
- boşa gitmek. lay waste harap etmek
- boşa harcamak
- boşa harcanan para
- boşa koymak
- boşa vakit harcamak
- boşa çıkan buluş
- boşa çıkarmak
- boşa çıkmak
- boşalma
- boşalma yeri
- boşalmak
- boşaltma
- boşaltma borusu.
- boşaltma havzası
- boşaltma tığı
- boşaltmak
- boşaltılabilir.
- boşaltılmak