LexiTurk← Dictionary

Turkish words: B

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • birbiri
  • birbiri ardına
  • birbiri arkasından gelen şeyler
  • birbiri arkasından.
  • birbiri ile ilgisi olan şeylerin her biri.
  • birbiri üstüne. over the top fazladan. I'm on top of the world. Dünyalar benim oldu.
  • birbirinden ayrı
  • birbirinden ayrı veya uzak.
  • birbirinden ayrılmamak
  • birbirinden farklı
  • birbirinden habersizce.
  • birbirine
  • birbirine bağlamak
  • birbirine bağlı olmayan
  • birbirine benzemeyen
  • birbirine benzer
  • birbirine dolanmış
  • birbirine düğümlemek
  • birbirine eşit olmayan elemanlardan meydana gelmiş. complex number karmaşık sayı. complexity müşkuüât
  • birbirine geçirmek
  • birbirine geçmek
  • birbirine geçmiş
  • birbirine girmek
  • birbirine karıştırmak
  • birbirine karşıt düştüğü için yanlış
  • birbirine sokulup sarılmak ve çömelmek
  • birbirine tutkunluk.
  • birbirine tutturmak
  • birbirine tutturmak. engage in ile meşgul olmak.
  • birbirine uyan. coin'cidence tesadüf
  • birbirine uygun
  • birbirine uygun gelmek
  • birbirine uygun hale getirmek
  • birbirine uymayan
  • birbirine yaklaştırmak. convergence birbirine yaklaşma
  • birbirine yakın oluş
  • birbirine yapışmak
  • birbirine zıt
  • birbirini
  • birbirini etkilemeden
  • birbirini etkilemek. interaction birbirine tesir etme. interactive birbirini etkileyen .
  • birbirini ileyen
  • birbirini keserek.
  • birbirini takip eden
  • birbirini takip eden birkaç sesle okunan şarkı
  • birbirini takip eden birkaç sesle şarkı söylemek
  • birbirini takip eden seslerle söylenen sarkı
  • birbirini takip etmek
  • birbirini tamamlar olmak.
  • birbirini tutan
  • birbirini tutmak. hang up geri bırakmak
  • birbirini tutmayan
  • birbirini tutmayarak.
  • birbirini tutmaz
  • birbirinin aleyhinde söyleme
  • birbirinin aynı olarak
  • birbirinin yerine geçebilen
  • birbirinin yerini almak. exchangeable mübadele edilebilir
  • birbirinin yerini tutabilme.
  • birbirinin zıddı olmak
  • birbiriyle geçinemeyen. incompatibil'ity birbirine uymayış
  • birbiriyle.
  • birbirlerini tanımadan mektuplaşanlardan her biri
  • bircilik
  • birden
  • birden akla gelmek
  • birden akmak
  • birden alevlendirmek veya alevlenmek
  • birden alevlenmek
  • birden atmak
  • birden belirmek to. start with ilk iş olarak
  • birden dalış
  • birden durdurmak
  • birden düşmek veya batmak
  • birden düşürmek
  • birden esip kısa süren rüzgâr
  • birden fazla
  • Birden Fazla Dil
  • birden gelen su akıntısı
  • birden kabarıvermek
  • birden karşısma çıkmak.
  • birden karşısına çıkarmak
  • birden karşısına çıkış
  • birden parlamak
  • birden silkinme
  • birden ve kuvvetle çekiş
  • birden yapmak
  • birden yükselmek
  • birdenbire
  • birdenbire bulmak
  • birdenbire büyuyen şey
  • birdenbire durmak
  • birdenbire düşmek
  • birdenbire düşürmek
  • birdenbire harekete geçmek
  • birdenbire inmek
  • birdenbire kapıp çekmek
  • birdenbire korkutmak. alarmist etrafı telaşa veren kimse. alarmingly korku verecek surette.
  • birdenbire kırmak.
  • birdenbire kızmak
  • birdenbire meydana çıkarmak
  • birdenbire olan
  • birdenbire patlayış
  • birdenbire söylemek.
  • birdenbire ve şiddetle hareket etmek
  • birdenbire ve şiddetle çekmek
  • birdenbire yön değştirmek
  • birdenbire çaresini bulmak. improvisa'tion irticalen şiir söyleme veya çalgı
  • birdenbire çıkan
  • birdenbire çıkan geçici ruzgâr
  • birdenbire. bolt chisel çapraz keskiç bolt cutter mandal kesecek alet. bolt from the blue hiç umulmadık iş
  • birdenbire. impulsiveness düşünmeden hareket etme.
  • birdenbire. once for all son olarak
  • birdirbir
  • bire bir olmak
  • birebir
  • birebir fonksiyon
  • Birecik
  • birem
  • birer
  • birer birer
  • birer birer almak
  • birer birer saymak
  • birey
  • birey hakları
  • bireyci
  • bireycilik
  • bireydil
  • bireyle Allah veya melekler arasında doğrudan bağlantı kurmayı amaçlayan dini sistem
  • bireyleştirmek
  • bireysel
  • bireysellik
  • bireşim
  • biri
  • biri iki görmek. see eye to eye aynı fikirde olmak
  • biri iyi ve diğeri kötü iki periden biri
  • biri veya diğeri
  • biricik
  • biriciklik
  • birikeç
  • birikinti
  • birikişmek
  • birikme
  • birikmek
  • birikmiş basınç
  • birikmiş enerjiyi sarfetmek.
  • birikmiş iş
  • biriktirici
  • biriktirilen
  • biriktirilip sermayeye eklenen faiz.
  • biriktirilmiş veya toplanmış şeyler
  • biriktirilmiş şey
  • biriktirme
  • biriktirmek
  • biriktirmek.
  • biriktirmek. lay at one
  • biriktirmek. lay down ilerisi için saklamak
  • birim
  • birim gözcük
  • birim işlemler
  • birim işler
  • birim süreçler
  • birim testi
  • birim vektör
  • birinci
  • birinci derecede ipotek. first name isim
  • birinci derecedeki
  • birinci dereceden akraba
  • birinci disiplin
  • Birinci Dünya Savaşı
  • birinci el
  • birinci el kaynak
  • birinci elden
  • birinci gelmek
  • birinci kalite olan.
  • birinci kalite veya derece
  • birinci kalitede.
  • birinci kat
  • birinci kişi
  • birinci kânun
  • birinci mevki. Iower class aşağı tabaka. middle class orta tabaka. the classes yüksek tabakalar. tourist class turist mevkii
  • birinci olmak
  • birinci omur
  • birinci sınıf
  • birinci sınıf nesne
  • birinci sınıf.
  • birinci sınıf. top boot uzun potin. top hat silindir şapka. top'less üstü olmayan
  • birinci sınıftan
  • birinci sırada olan şey
  • birincil
  • birincil anahtar
  • birincil kaynak
  • birincil sürüm
  • birincilik
  • birinden fazla yaşamak.
  • birinden intikamını almak
  • birinden para çekmek
  • birinden sipariş almak. till fur ther orders başka emir gelinceye kadar. to order siparişe göre
  • birinden önce gelen kimse
  • birine bütün bildiklerini söyletmek. pump up pompa ile şişirmek.
  • birine cezasını buldurmak. chief justice yüksek mahkeme reisi
  • birine ikram etmek. I treated myself to a new dress Paraya kıyıp kendime yeni bir elbise aldım.
  • birine oyun oynamak. take a joke şaka kaldırmak
  • birine sert davranmak
  • birine söz hakkı vermek
  • birine takılmak. shake a leg acele etmek. stretch one' legs yürüme egzersizi yapmak
  • birine tesir ederek haksız hüküm verdirmek
  • birine yapılan muamele
  • birine şövalyelik payesi vermek
  • birini eğlence konusu haline getirmek
  • birini temize çıkarmak
  • birinin
  • birinin ateşine bakmak.
  • birinin emri altına koymak
  • birinin giyinmesine yardımcı olan kimse
  • birinin gırtlağına basmak. stick in one' throat söylenmesi güç olmak
  • birinin ismini taşıyan
  • birinin işine gelmek. follow suit iskambilde takıma uymak. pay suit kur yapmak. press one' suit sevgisini belirtmek.
  • birinin işine mâni olmak. interrupted kesilmiş. interruptedly aralıklarla
  • birinin işini görmeye razı olma
  • birinin mülkü olan
  • birinin peşinden ayrılmayan kimse
  • birinin reyine bırakmak. put upon rahatsız etmek. be put to it zor durumda bulunmak. stay put yerinde rahat durmak
  • birinin sözünü kesmek
  • birinin sözünü tekrarlamak
  • birinin öIümüne ait.
  • birisi
  • birisi birine ve diğeri ötekine ait olmak üzere .
  • birisine sır saklayacağına dair yemin ettirmek
  • birisini göreve atama hakkı
  • Birisinin maskesini düşürmek
  • birisinin nöbet veya vazifesinin başkası tarafından alınması
  • biriyle ıs- marlamak send forth yaymak
  • birkaç
  • birkaç adımlık yer
  • birkaç cins yaban sığırı
  • birkaç cins ötücü kuş.
  • birkaç dil kullanan
  • birkaç dilde basılmış kitap
  • birkaç dili birbirine karıştırma.
  • birkaç dilin birbirine karışmış hali
  • birkaç elemandan meydana gelmiş
  • birkaç erden meydana gelen asker grubu
  • birkaç evden ibaret köy.
  • birkaç gün evvel. twice a day günde iki kere.
  • birkaç gün önce
  • birkaç hat veya sinirin birleştiği nokta
  • birkaç katlı sini takımı.
  • birkaç kelime ile ifade edilen
  • birkaç kelimenin baş harflerinin veya ilk hecelerinin bir araya gelmesiyle oluşan kelime: NATO
← PreviousPage 17 of 27Next →