Turkish words: B
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- bir yana yatırmak veya eğmek
- bir yandan bir yana sallanma
- bir yandan bir yana uzanmak.
- bir yandan öbür yana atılmak
- bir yandan öbür yana geçirmek veya geçmek
- bir yarışmaya katılanlar
- bir yayığın alabildiği miktar
- bir yazı üzerinde düzeltme yapmak.
- bir yazının altına yazmak
- bir yaşamak.
- bir yenilik getirmeyen
- bir yer.
- bir yerde
- bir yerde bulunan bütün canlılar topluluğu ile çevreleri ve hayat şartları.
- bir yerde bulunmuş olmak.
- bir yerde bırakmak
- bir yerde daima kalan kimse veya şey
- bir yerde doğan kimse
- bir yerde duraklama
- bir yerde geçici olarak kalmak
- bir yerde hazır bulunmamak
- bir yerde iskân etmek
- bir yerde kalmak
- bir yerde kiracı olmak
- bir yerde oturan kimse
- bir yerde tek tük bulunan şeyler.
- bir yerde.
- bir yerden bir yere dolaşarak satmak
- bir yerden bir yere dolaşarak siyasi nutuklar vermek
- bir yere
- bir yere koymak
- bir yere parasız girenlerin listesi
- bir yere yerleştirmek. installa'tion tesisat
- bir yere çarpmaktan meydana gelen ufak çukur veya çentik
- bir yeri terketmek.
- bir yerin bü- tün köşeleri.
- bir yerin hizmet işleriyle görevli olan kimse
- bir yerin suyunu tamamıyle çekmek
- bir yerin ürettiği başlıca mahsul
- bir yerini kırmak
- bir yerini çürütmek
- bir yolunu bulmaya çalışmak. see a thing through bir işi başarmak
- bir yolunu bulup
- bir yudum içki
- bir yudum içmek
- bir yudum saf viski
- bir yudum.
- bir yudumda dikmek
- bir yudumda içmek
- bir Yunan tanrıçası
- bir yörüngede dönmek. orbital gezegen yörüngesine ait
- bir yüzey altında olan
- bir yüzeyi paslanma veya çürümeden korumak için sürülen bir madde
- bir yıl süren
- bir yıllık
- bir zaman
- bir zaman için ihtiyacı karşılayan giyecekler
- bir zamanlar
- bir ziyafet veya toplantıda kadın arkadaşı olmayan erkek
- bir çalgı için düzenleme veya uyarlama yapmak
- bir çanta muhtevası
- bir çarpışma nedeniyle ses çıkarmak
- bir çesit iskambil oyunu
- bir çevirmene ihtiyacım var
- bir çeşit balta
- bir çeşit balık ağı.
- bir çeşit beysbol
- bir çeşit bira.
- bir çeşit Brezilya dansı
- bir çeşit büyük eğreltiotu
- bir çeşit büyük kanguru
- bir çeşit büyük örümcek
- bir çeşit cilt hastalığı.
- bir çeşit dans
- bir çeşit delilik. Iabor under a delusion bir durumu yanlış anlayarak hareket etmek. delusive
- bir çeşit deri hastalığı
- bir çeşit dolmalık kabak
- bir çeşit Doğu Hindistan turşusu.
- bir çeşit düğüm
- bir çeşit erkek şapkası.
- bir çeşit eşarp.
- bir çeşit eşya piyangosu
- bir çeşit fasülye.
- bir çeşit fayton
- bir çeşit hafif filika
- bir çeşit ipekli kumaş
- bir çeşit iri tavuk Malay'an Malayalı.
- bir çeşit iskambil oyunu
- bir çeşit iskambil oyunu.
- bir çeşit kaba pamuklu bez. jeans bu bezden yapılan pantolon
- bir çeşit kabartma çizgili kumaş
- bir çeşit kara üzüm
- bir çeşit kokulu reçine
- bir çeşit kredi mektubu. compare notes fikir teati etmek. person of note şöhret sahibi kimse
- bir çeşit kumar otomatı.
- bir çeşit Kuzey Amerika yabani sığırı.
- bir çeşit küçük ekmek
- bir çeşit maden parlatma tozu
- bir çeşit mala
- bir çeşit matbaa harfi. antiqueness antikalık
- bir çeşit meyvalı hamur tatlısı
- bir çeşit palamut.
- bir çeşit sarımsı yumuşak peynir
- bir çeşit sert değirmen taşı.
- bir çeşit sert ve tatlı bira.
- bir çeşit siyah İspanya şarabı.
- bir çeşit su kertenkelesi
- bir çeşit sugeçmez kumaş.
- bir çeşit telli saz banjoist banco çalan kimse.
- bir çeşit top oyunu oynamak
- bir çeşit ucuz fotoğraf makinası.
- bir çeşit ufak tavuk
- bir çeşit volkanik kara taş. trappean volkanik kara taş benzeri.
- bir çeşit yaban ördeği
- bir çeşit yapı kirişi.
- bir çeşit zıpkın
- bir çeşit çayır otu
- bir çeşit şekerleme.
- bir çeşit şekerleme. divinity school ilâhiyat okulu. the Divinity Tanrı.
- bir çiftlikte bulunan hayvanlar
- bir çizginin üstünü tekrar çizmek
- bir çocuğun babası olma
- bir çok dilde yazılmış olan
- bir çok sanat veya fene ait
- bir çok sanat veya feni öğreten okul.
- bir çoğu. the many halk yığınları. many-colored çok renkli
- bir çubukluk tütün
- bir çuval dolusu
- bir çırpıda.
- bir ölçek üzerinde başlangıç noktası
- bir ölçüyü sonradan hatırlayabilmek için kullanllan işaret.
- bir ömür devam eden.
- bir önerme veya tartışmanın nedeni olarak ileri sürmek.
- bir önermede kabul veya reddedilmiş nokta
- bir önermede konu ile yüklemden her biri
- bir örnek
- bir örnek kaynak bulucu
- bir örnek kaynak kimliği
- bir örnek verecek olursak
- bir örneği kopya etmek
- bir öğrenim süresinde okunan derslerden alınan notlann resmi sureti. transcrip'tion kopyasını çıkarma
- bir öIü hakkında yazılan kısa biyografi
- bir üniversite veya yüksek okulda idari görevi olan kimse
- bir ünlü ile başlayan kelimelerden evvel kullanılan belgesiz sıfat
- bir üIke üzerinde birkaç devletin ortak hakimiyeti
- bir şahsa ait kitapların toplamı. circulating library
- bir şahsa veya
- bir şahsın belirli iş sahası
- bir şahsın haksız yere dövülmesi veya bedeni ezaya maruz bırakılması
- bir şahsın yediği yemek miktarı
- bir şairin son eseri
- bir şarkının koro kısmı
- bir şarkının tekrar edilmesi isteği
- bir şarkının tekrar edilmesini istemek. He had an encore Tekrar sahneye çağrıldı.
- bir şehirde
- bir şehre asker yerleştirmek.
- bir şekilde
- bir şey
- bir şey anladıysam Arap olayım
- bir şey değil
- bir şey elde etmek için yağlamak
- bir şey ifade etmek
- bir şey yapmaktan çekinmek
- bir şey üretilirken onun yanı sıra elde edilen ve ikinci derecede önemli olan bir ürün.
- bir şeyde değişiklik yapmak
- bir şeyde hakkı olan
- bir şeyde muvaffak olmak
- bir şeyden dolayı kızmak
- bir şeyden zevk alabilme ve bu zevki kullanabilme yeteneği.
- bir şeye aldırmaz
- bir şeye destek olmak
- bir şeye dokunmak veya ona yakın olmakla o şey hakkında bilgi edinme.
- bir şeye düşkün kimse.
- bir şeye itibari değerinden fazla olarak verilen fiyat
- bir şeye içerlemek.
- bir şeye kızmış
- bir şeye son vermek. ring in çan sesiyle getirmek. ring off telefonu kapamak. ring out çan sesiyle göndermek
- bir şeye uydurmak
- bir şeye çarpmak
- bir şeyi anlamak
- bir şeyi beğenmez
- bir şeyi blöfle elde etmek
- bir şeyi diğeri ile telâfi etmek. compensate one for -in bedelini birine ödemek.
- bir şeyi güneşe veya ateşe tutmak.
- bir şeyi indirerek kapamak. shut in kapamak
- bir şeyi kaldırmak veya asmak için kullanılan kayış
- bir şeyi serbestçe kullanma hakkı.
- bir şeyi tamamen veya kısmen başka bir şeyin üzerine koymak
- bir şeyi yapma gayreti
- bir şeyi zihninde kuran kimse
- bir şeyi ıslah etmek için yapılan veya ilave olunan şey. improver ıslah eden kimse
- bir şeyi ısıtan işçi
- bir şeyin altıda bir oranındaki kısmı
- bir şeyin ana bölümü
- bir şeyin arasına sıkışıp hareketini durdurmak
- bir şeyin aslına ait
- bir şeyin aslını değiştirmek için karıştırılan şey. lose one' temper hiddetlenmek.
- bir şeyin asIına inmek
- bir şeyin bir yere çarpmasına engel olmak. fend for oneself kendini geçindirmek.
- bir şeyin dayandığı esas.
- bir şeyin delisi olmak
- bir şeyin değerini öIçen kimse
- bir şeyin diğerinin yerini alması
- bir şeyin dolusu
- bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek
- bir şeyin en mükemmel olduğu devir
- bir şeyin en yoğun yeri veya zamanı
- bir şeyin en yüksek noktası
- bir şeyin esasına ait
- bir şeyin etrafını halka gibi saran şey.
- bir şeyin havasına girmek
- bir şeyin ince yeri
- bir şeyin mikroskopla muayene edilen ince dilimi
- bir şeyin olgunluk mertebesi. to the full son haddine kadar
- bir şeyin son ve adi kısmı
- bir şeyin sona ermekte olduğu devre
- bir şeyin tutacak yeri
- bir şeyin usulünü öğrenmek
- bir şeyin vukuunu önceden haber vermek
- bir şeyle kaplamak
- bir şiir veya oyundaki canlı ve güldürücü unsurlar
- bir şiir veya yazı önsözü.
- bira
- bira bardağı
- bira fabrikası
- bira fabrikası.
- bira göbeği
- bira kupası
- bira köpüğü
- bira mayası
- bira yapan kimse
- biracı.
- birader
- biraderlik
- birahane
- birahaneci
- biraz
- biraz daha
- biraz değiştirme
- biraz değiştirmek
- biraz evvel
- biraz salıvermek
- biraz sonra
- biraz önce
- biraz ıslah etmek
- biraz ıslah olmak. ameliora'tion iyileşme
- biraz. mildness nezaket
- biraz. to the last degree son dereceye kadar. university degree yüksekö ğrenim diploması.
- birazcık
- birazdan