Turkish words: B
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- bir bütünün ayrılmaz bir parçası olan
- bir cemiyetin veya şirketin tutanakları.
- bir cezayı geçici olarak erteleme
- bir cihazın ihtiva ettiği elektrik miktarı
- bir cilt kitap
- bir cins benekli fasulye.
- bir cins diş1i balina
- bir cins kabuklu ufak deniz hayvanı.
- bir cins kalın pamuklu kumaş.
- bir cins Kuzey Amerika kavağı. balm honey kötü kokulu oğulotu.
- bir cins köpek
- bir cins salam.
- bir cins tatlı küçük ekmek.
- bir cins yumuşak ipekli kumaş.
- bir cins çayır otu
- bir cinse mahsus
- bir cismin bir merkez etrafında dönmesi
- bir cismin saçtığı buhar
- bir daha
- bir daha bulmak veya kazanmak
- bir daha dikkatle muayene etmek
- bir daha düşündüm de
- bir daha ele geçmez
- bir daha inceleme
- bir daha söylemek
- bir daha!
- bir daire içinde hareket eden
- bir dakika lütfen
- bir damla
- bir darbeden sakınmak
- bir darbenin hızını kesen herhangi bir şey
- bir darbenin hızını kesmek.
- bir davayı ayrıntılarıyle dinlemeden hüküm vermek.
- bir davayı çözmek.
- bir dağ sırasının ovaya uzanan burnu
- bir dedi-kodu veya şayiayı yaymak
- bir defa
- bir defacık. for reform yenilik taraftarı
- bir defada alman miktar
- bir defada alınan ilâç miktarı
- bir defada darbedilen sikke miktarı
- bir defada içilen miktar
- bir defada kuluçkadan çıkan civcivler.
- bir defada kuluçkaya konulan yumurtalar
- bir defada kuluçkaya yatırılan yumurtalar
- bir defada verilen ilaç veya zehir
- bir defada yağan kar miktarı.
- bir defada yağan yağmur miktarı
- bir defada öğütülecek zahire
- bir delikten bakmak veya çıkmak
- bir denbire düşüş veya dalış
- bir derebeyinin himayesine girip kendini onun hizmetine adayan sadık kişi
- bir derece aşağı
- bir derece. do one's bit kendi payına düşeni yapmak. a good bit hayli
- bir dereceye kadar
- bir dereceye kadar.
- bir deri bir kemik. skeleton at the feast keyif kaçıran herhangi bir sey . skeleton crew çekirdek tayfa
- bir deri bir kemik. skinniness aşırı zayıflık
- bir dernek meydana getirmek.
- bir devir
- bir devir yapmak
- bir devlete ait üIke
- bir devletin başka bir devlete yaptığı bildiri
- bir devre ait veya mahsus
- bir devre içinde dönmek
- bir devreden geçmek
- bir devrin müddeti
- bir dilde bulunan bütün kelimeler
- bir dilim kesmek
- bir dine iman etmiş olanların tümü. faithfully sadakatle
- bir dini gruba yeni girmiş kimse
- bir direğin veya dikili şeyin meyli
- bir diğerine uymaz
- bir diğerinin başarısızlığını zevkle seyretmek
- bir diğerinin hesabma söz söyleyen kimse
- bir doktora ihtiyacım var
- bir dostumuz.
- bir düziye
- bir düziye gitmek
- bir düşmanın kellesinin getirilmesi karşılığında verilen para. head of steam buhar basıncı
- bir el silah atımında yapılan atış
- bir elektrik cihazına verilen cereyan veya voltaj
- bir elektronik beyne verilen bilgi.
- bir elin nesi var iki elin sesi var
- bir elin nesi var, iki elin sesi var
- bir elmanın iki yansı. blackeyed pea
- bir elçilikte elçiden sonra gelen dışişleri memuru
- bir erkek ismi.
- bir erkekle bir dişiden ibaret bir çift
- bir erkeğin karısına verdiği cep harçlığı. pin on mesul tutmak
- bir eser
- bir eserden bir bölüm aktarmak
- bir eserden bir diğerine aktarma
- bir eserin derkenarı.
- bir evde çocuklara ayrılan oda veya daire
- bir eve koymak
- bir evin baş erkek hizmetkârı
- bir federasyona ait
- bir fikirde olmak. think aloud düşündüğünü söylemek. think better of fikrini değiştirmek
- bir fikrin kısaca ifade edilmesi.
- bir fırın dolusu ekmek
- bir galonun sekizde biri
- bir gaye etrafında birleşen parti
- bir gayesi olan aspiringly yüksek emeller peşinde koşarak.
- bir gazetede mesül müdür olmak.
- bir gece içinde
- bir gecede
- bir gecelik.
- bir geceyi kapsayarak
- bir geminin yelkenlerinin vaziyetine göre gittiği yol
- bir geminin yola çıkmadan evvelki boylam ve enlem derecesi.
- bir gezegenin güneş etrafinda döndüğü müddet
- bir gezegenin güneş etrafında dönmesi
- bir gezegenin güneş etrafındaki devir süresi
- bir gezegenin uydusu
- bir grubun dışında olan kimse.
- bir grubun sırlarını ve adetlerini bilen kimse.
- bir grup asker
- bir grup veya sınıfı temsil eden
- bir gökcismi etrafında dönmek veya döndürmek
- bir görevden başka bir göreve gitmek üzere yolda olan asker
- bir göz atış. chain lightning
- bir göz açıp kapama müddeti.
- bir göz açıp yumma süresi
- bir gözeli
- bir gün
- bir gün devam eden
- bir gün. the other day geçen gün. every other day gün aşırı.
- bir günah işlemiş olmaktan dolayı hissedilen pişmanlığı belirten davranış
- bir günlük menzil.
- bir günlük mesafe
- bir haber veya iş için bir yere gönderilme
- bir haberi yayma
- bir hafta sonra. be off ayrılmak
- bir hak talep etmek.
- bir hal takınmak
- bir halde olmak
- bir hale sokmak
- bir hamlede yiyip yutmak.
- bir harita üzerine konan tamamlayıcı sayfa.
- bir haritada kesişen yatay ve dikey hatlar sistemi
- bir hastalığın seyri. pathologist patolog
- bir hayatın olsun!
- bir hayli
- bir hayli.
- bir hayvan veya bitkinin yetiştiği yer
- bir hecenin uzunluğu
- bir hedefe doğru gitmek
- bir heyet huzurunda yüksek sesle dua etmek. lead off başlamak
- bir hissin etkisi altında olmak
- bir hizada
- bir hizada. in my line kabiliyet veya faaliyet alanımda. main line ana hat
- bir hizmet veya işte kullanmak
- bir hizâda
- bir hücreli
- bir hükumdarın mutlak hâkimiyeti
- bir hükümetin daha kuvvetli bir hükümet tarafından kontrol ve idaresi
- bir hükümetin yıllık geliri
- bir idarenin bütün memurları
- bir iki lokmalık yemek
- bir ilaca alerjin var mı?
- bir ilaca alerjiniz var mı?
- bir ileri bir geri
- bir ileri bir geri. on the hither side of bu tarafında. hithermost bu tarafa en yakın olan. hitherto şimdiye kadar.
- bir ilmin veya bir sanatın esaslarını toplayan küçük kitap
- bir imamın hüküm surduğu memleket
- bir insanı veya cihazı uzay gemisine veya başka bir şeye bağlayan kablo.
- bir insanı ölmeden göğe nakletmek
- bir iskambil oyunu
- bir iskambil oyunu.
- bir ismin önüne konan unvan.
- bir ispanyol kâğıt oyunu.
- bir içim
- bir işe alet edilen fakat önemsenmeyen kimse.
- bir işe atılmak. enlistment kaydetme
- bir işe başlamadan evvel kesin ve ayrıntılı bilgi vermek için yapılan kısa toplantı.
- bir işe giriştikten sonra meydana çıkan engel
- bir işe yaramadığı halde başa dert olan şey. elephant apple fil elması
- bir işe yeni başlandığında katılmak. give ground ricat etmek
- bir işe yeni başlayan kimse
- bir işe yeni başlayan kimse.
- bir işe şahit olmak.
- bir işi bozmak.
- bir işi tam vaktinde yapma hususundaki titizlik.
- bir işi tekrar tekrar yapma
- bir işin başlangıcındaki zorluklar .
- bir işin en zor kısmı. dirtiness pislik.
- bir işin içinde parmağı olmak. have one's hands full fazla meşgul olmak
- bir işin masraflarını karşılamak
- bir işin yabancısı veya acemisi
- bir işten anlayan kimse
- bir işçiye ücret yerine verilen eşya
- bir kabileye veya bir yere mahsus lehçe
- bir kademlik uzunluğun on ikide -biri
- bir kadın adı
- bir kadın ismi.
- bir kadının yatak veya özel oturma odası
- bir kalemde
- bir kamp v.b.'nde bir araya gelmek
- bir kanunu değiştirme
- bir kanunu meclise tasdik ettirerek çıkarmak.
- bir kap dolusu
- bir karara bağlamak
- bir karara varmak
- bir kararda
- bir kararda olmamak
- bir kararda.
- bir kararda. inflexibil'ity eğilmezlik. inflexibly eğilmeyerek.
- bir karışımdaki maddelerden her biri
- bir karşlıaşmada birinci gelen kimse
- bir kasın gayri ihtiyari oynaması
- bir kat
- bir kat daha
- bir kat fazla
- bir kat merdiven
- bir kazadan sağ olarak kurtulan kimse
- bir kelimenin sonuna ek koymak.
- bir kenara
- bir kenara atmak
- bir kenara çekilip ağzını açmamak. freeze one's blood kanını dondurmak
- bir kenara çekilmiş
- bir kenara. go by geçip gitmek. Iay by biriktirmek
- bir kere
- bir kere kızdırılma
- bir kere. all at once birden
- bir kerelik giriş. single file birbiri arkasına dizilen sıra
- bir kesrin pay veya paydası
- bir kez
- bir kez daha
- bir kiliseye mensup olan cemaat. parish clerk kilise katibi
- bir kimse
- bir kimse veya bir şeye karşı aleyhte hareket etmek. discriminately tedbirle
- bir kimse veya zümreye has
- bir kimse.
- bir kimseden kaçınmak
- bir kimseden üstün çıkmak
- bir kimsenin arzusuna bağlı.
- bir kimsenin asıl hüneri ve başlıca sıfatı.
- bir kimsenin bakmakla yükümlü olduğu şahıs.
- bir kimsenin bulunduğu yer
- bir kimsenin dalkavuğu olmak. force one's hand zorla yaptırmak
- bir kimsenin eline bakma
- bir kimsenin fikirlerini kabul edip ona uymak
- bir kimsenin fikrini anlamaya çalışmak
- bir kimsenin geçirdiği tecrübeler
- bir kimsenin geçmişi
- bir kimsenin geçmişteki görgü
- bir kimsenin hakkı
- bir kimsenin hazırladığı bir sürprizle karşılaşmak. take by surprise gafil avlamak
- bir kimsenin işini bitirmek