Turkish words: B
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- bilim
- bilim adamı
- bilim dalı
- bilim insanı
- bilim işçisi
- bilim kadını
- bilim kuramı
- bilim kurgu
- bilim merkezi
- bilim teorisi
- bilim ve sanat kavramlarından birini anlatan kelime
- bilimcilik
- bilimsel
- bilimsel ad
- bilimsel amaçlarla ağaç yetiştirilen alan.
- bilimsel araştırma
- bilimsel isim
- bilimsel kurum
- bilimsel olarak
- bilimsel tez
- bilimsel yöntem
- bilimyurdu
- bilimötesi romanlar.
- bilincine varmak
- bilinemezci
- bilinemezcilik
- bilinen
- bilinen duygulara dayanmayan. extrasensory perception altıncı his.
- bilinenin aksine
- bilinenlerden olmayış.
- bilinir
- bilinir.
- bilinmedik
- bilinmek
- bilinmeyen
- bilinmez
- bilinmez ve anlaşılmaz şey
- bilinmezci
- bilinç
- bilinç dışı
- bilinçaltı
- bilinçle
- bilinçlenme
- bilinçli
- bilinçlilik
- bilinçsiz
- bilinçsizce
- bilinçsizlik
- bilir
- bilir bilmez söz söyleyen
- bilirkişi
- bilirkişi raporu
- bilirkişi. expertly ustalıkla
- bilit
- biliyorum
- biliş
- bilişim
- bilişim teknolojisi
- bilişsel
- bilişsel bilim
- bilişsel psikoloji
- bill of exchange
- billahi. vain words boş laf. wordles kelimesiz
- billur
- billur gibi
- billur veya başka bir mineralin kaya içinde bıraktığı iz
- billurdan yapılmış
- billurumsu
- billûr
- bilme
- bilmece
- bilmece ile söylemek.
- bilmece kabilinden
- bilmece çözmek
- bilmeden. unconsciousness bilinçsizlik
- bilmek
- bilmek istiyorum
- bilmeye veya kavramaya ait.
- bilmeyen
- bilmeyerek
- bilmezlikten gelmek
- bilmezlikten gelmek. My arm is affected. Hastalık koluma yayıldı.
- bilmiyorum
- bilmiş
- bilmukabele
- bilye
- bilye.
- bilyonda bir.
- bilâ
- bilâkis
- bilâkis. contrariness inatçılık.
- bin
- bin ile otuz bin megahertz arasında titreşimi olan elektromanyetik dalga.
- bin milyon.
- bin misli. thousandth bininci
- bin rakamı
- bina
- bina edilen şey
- bina etmek
- bina iskelesi
- bina iskeleti
- bina iskeleti.
- bina içinde patinaj alanı
- bina içinde raketle oynanılan bir çeşit top oyunu
- bina veya yapıya ait
- bina yapımında kullanılan kireçli harç
- bina çatısı
- bina, yapı
- binaen
- binaen. make a virtue of necessity lâzım olan şeyi seve seve yapmak
- binaenaleyh
- binaenaleyh.
- binanın irtifaen suret ve şekli
- binanın merdiven kısmı
- binbaşı
- binde
- binde bir
- binde bir.
- bindirim
- bindirme
- bindirmek
- bindiği dalı kesmek. have a lump in one' throat boğazı tıkanmak
- binek arabası
- binek atı
- binek hayvanı
- binek hayvanı veya bisikletten inmek veya indirmek
- biner
- Bingazi
- bingo
- bingo oyunu.
- Bingöl
- binici
- binicilik
- biniciliğe ait
- binilmesi rahat olmak
- bininci
- binip kullanmak veya sürmek
- biniş
- biniş kartı
- biniş.
- biniş: atla gezme
- binme
- binme tarzı
- binmek
- binmiş
- binom dağılımı
- binyıl
- binyılcılık
- biologist
- biology.
- bip
- biplemek
- bipolar bozukluk
- bir
- bir ... daha
- bir a dımda katedilen mesafe
- bir adımda ulaşmak
- bir aile veya kabilenin ilk atası
- bir aile veya ırk kolu
- bir ailenin en küçüğü
- bir alete ait
- bir aletin keskin olan ucu
- bir amaç uğruna ölen veya işkenceye katlanan kimse
- bir an evvel
- bir an evvel.
- bir an için
- bir an için görme
- bir an süren
- bir an önce
- bir an. in the twinkling of an eye göz açıp kapayıncaya kadar.
- bir anda
- bir anlaşmaya ilâve edilen madde
- bir anlık. instantaneously bir anda olarak
- bir ara
- bir arada
- bir arada . simultaneousness aynı zamanda vaki olma
- bir arada var olmak. coexistence bir arada var oluş.
- bir araya
- bir araya biriktirmek
- bir araya gel mek
- bir araya gelerek karar almak
- bir araya gelme
- bir araya gelmek
- bir araya gelmek.
- bir araya getirme
- bir araya getirmek
- bir araya getirmek. rake up the past eski defterleri karıştırmak.
- bir araya getirmek. throw up yukarı atmak
- bir araya sıkışmak
- bir araya sıkışmış insan veya şeyler
- bir araya toplamak
- bir araya toplanmak
- bir arazi ölçü birimi
- bir araziyi çevreleyen çit.
- bir asalağı besleyen hayvan veya bitki
- bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz
- bir atlayışta geçilen mesafe
- bir atışta kullanılan patlayıcı madde miktarı
- bir Avrupalı ile bir Asyalının evlenmesinden doğan çocuk.
- bir avuç
- bir ayağı çukurda . a gone feeling bitkinlik
- bir ayağı çukurda darken the door birisinin evine gitmek
- bir ayağı çukurda olmak
- bir ayıbı örtmek için yapılan gösteriş
- bir azizin kabri
- bir ağaçta dal ile gövdenin birleştiği yer
- bir ağda çıkarılan balıklar
- bir ağızdan
- bir ağızdan. unisonal
- bir aşk ilişkisiyle ilgili
- bir bacağı öne öbürünü arkaya uzatarak yapılan akrobasi hareketi
- bir bahiste konulan paralar arasındaki oran farkı
- bir bahse yol açmak
- bir bahçenin etrafındaki alçak çit.
- bir bakıma
- bir bakışta.
- bir baltaya sap olmayan kimse.
- bir banka tarafmdan diğer bir banka üzerine çekilen poliçe. bankbook banka defteri
- bir bardak dolusu
- bir bardak veya bir fincan dolusu miktar.
- bir bardak. glassy cam gibi
- bir basımevine bağlı olarak çalışan bütün matbaacılar.
- bir bayrağın bölümü.
- bir bayır boyunca sıra sıra setler yapmak. roof terrace evin çatısı üstündeki taraça.
- bir başka memlekette yerleşip ana vatana bağlı bir sömürge kurmak için harekete geçen grup
- bir başka şeyden gelişerek büyüyen şey
- bir başkası hesabına ücret karşılığında çalışan kimse.
- bir başkasının işini görmek
- bir başkasının yerine koyma
- bir başkasının yerini alma. sub'stitutive
- bir başlangıçla açmak.
- bir belge ile tasdik edilmiş
- bir bina veya mülkü ipotek etmek. mortgagee ipotekli alacak sahibi.
- bir binadaki boru tesisatı
- bir binanın kat sahiplerinin ayrı olması hali
- bir binanın temizlik ve tamir işleriyle meşgul olan memur
- bir binanın yatay kesiti
- bir birine dolaşmak
- bir birine karşı kışkırtmak
- bir birine yakın
- bir birini izleme
- bir biriyle değiştirilebilir. interchangeability
- bir birlik meydana getiren parçalardan oluşan
- bir bu bir o.
- bir butünün parçalarını teşkil etmek
- bir buçuk
- bir bölge veya zümreye mahsus
- bir bölgeye mahsus agzı
- bir bütün haline getirmek
- bir bütün olarak düşünmek. structured plânlanmış