Turkish words: A
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- açıklamak
- açıklamalı
- açıklanabilir
- açıklanamaz
- açıklanamaz. inexplicably açıklanamayacak surette.
- açıklanmamak şartıyle. on record kaydedilen
- açıklanmamış
- açıklanmamış.
- açıklanmış
- açıklayıcı
- açıklayıcı deyim
- açıklayıcı yardımcı kitap
- açıklayıcı özne
- açıklaşmak
- açıklaştırma
- açıklık
- açıklık yer
- açıklık.
- açıklık. legibly okunaklı olarak.
- açıkta
- açıkta bekleme maaşı. half pint bir bardaklık öIçü
- açıkta oynayan futbolcu
- açıkta.
- açıkta. aloofness uzaklık
- açıkta. on shore karada. shoreless sahili olmayan
- açıktan açığa olan
- açıktan para
- açıkça
- açıkça belirtilmiş
- açıkça beyan etmek
- açıkça göstermek
- açıkça itaatsizlik etmek
- açıkça ortaya koymak. lay by yığmak
- açıkça söylemekten çekinmek.
- açıkça övmek
- açıkça.
- açıkça. as a man insan gözü ile
- açıkça. bluntness pervasızlık
- açıkça. mincing yapmacık tavırlı
- açıkça. nakedness çıplaklık.
- açıkçı
- açıl susam
- açıl susam açıl
- açılma
- açılma. evolutionary evrimsel
- açılmak
- açılmak.
- açılmak. open up görüşmeye başlamak
- açılmamış.
- açılmayacak surette kapamak
- açılmıs
- açılım
- açılıp gelişmek
- açılıp kapanan masanın eğreti tahtası
- açılıp yayılma
- açılır kapanır bir rasat aleti
- açılır kapanır kanepe.
- açılır kapanır.
- açılır liste
- açılır meyva
- açılış
- açılış fiyatı
- açılış konuşması
- açılış töreni
- açım
- açımlama
- açımlamak
- açımlanım
- açınma
- açınmak
- açınsama
- açınsamak
- açınık
- açınım
- açıortay
- açıp boşaltmak.
- açısal
- açısal dakika
- açısal devinirlik
- açısal frekans
- açısal hız
- açısal ivme
- açısal moleküler geometri
- açısal momentum
- açısal nicem sayısı
- açısal çözünürlük
- açıt
- açıt yanağı.
- açıölçer
- açığa
- açığa alma
- açığa almak
- açığa satış
- açığa vuran. tattletale gray gri beyaz
- açığa vurma
- açığa vurmak
- açığa vurmak.
- açığa vurmak. spit upon yüzüne tükürmek
- açığa vurmama
- açığa vurulmamış
- açığa vurulmamış.
- açığa çıkarma
- açığa çıkarmak
- açış
- ağ
- ağ anahtarı
- ağ geçidi
- ağ gibi karışık şey veya tertip
- ağ gibi sarmak. webfingered el parmaklarının arası perdeli. webtoed ayak parmaklarının arası perdeli
- ağ gözü
- ağ günlüğü
- ağ güvenliği
- ağ hatası. through no fault of kabahati olmadan
- ağ ile tutmak
- ağ ile örtmek
- ağ işletim sistemi
- ağ kat
- ağ kurma
- ağ köprüsü
- ağ memesi
- ağ sermek
- ağ tabaka
- ağ tarafsızlığı
- ağ tarayıcısı
- ağ topolojisi
- ağ veya tuzağa düşürmek
- ağ örgüsü
- ağ örme
- ağ örmek
- ağa
- ağabey
- ağabeyce.
- ağaca çıkarmak
- ağacımsı
- ağacın büyük dalı
- ağacın üzerinde kuşak şeklinde kabuğu soyarak yapılan halka
- ağalık
- ağan
- ağarmak
- ağarmış
- ağartan sey
- ağartma
- ağartmak
- ağartıcı
- ağartıcı madde. discharge pipe akma borusu
- ağaç
- ağaç baskısı
- ağaç damarlarını taklit edercesine boyamak
- ağaç dikip orman haline getirmek
- ağaç fulü
- ağaç fundası
- ağaç gövdesi
- ağaç incir kuşu
- ağaç kabuğu
- ağaç kamışçını
- ağaç kaplama
- ağaç kavunu
- ağaç kesen kimse veya şey
- ağaç kurbağası
- ağaç kurdu
- ağaç köklerinin etrafına toprak yığmak. hill station Hindistan'da yayla. hilly tepelik. hilliness tepelik oluş.
- ağaç kütükleri çok.
- ağaç kütüğü
- ağaç sakızı
- ağaç sansarı
- ağaç serçesi
- ağaç topolojisi
- ağaç ve taşın damarı
- ağaç veya odun cinsinden
- ağaç yaşken eğilir
- ağaç çileği
- ağaç çileği gibi etli ve zarlı kabuksuz tane
- ağaç çivi
- ağaçkakan
- ağaçkakangiller
- ağaçkesen
- ağaçküpesi
- ağaçlamak
- ağaçlandırma
- ağaçlandırmak
- ağaçlandırmak.
- ağaçları rüzgâr etkisiyle devrilmiş koru.
- ağaçların gövdesine işaret koymak suretiyle yol göstermek.blaze away ateş etmeye devam etmek
- ağaçlı
- ağaçlık
- ağaçlık yol
- ağaçlık.
- ağaçlık. wood mouse orman sıçanı
- ağaçsı
- ağaçsıl
- ağaçsız
- ağaçtan düşmüş meyva
- ağaççileği
- ağaççık
- ağda
- ağdalı
- ağdalı olarak.
- ağdalık
- Ağdam
- ağlama
- Ağlama Duvarı
- ağlama nöbeti.
- ağlamak
- ağlamaklı
- ağlamalı
- ağlamayana meme yok
- ağlamsamak
- ağlamsıyarak. whin'y ağlamsık
- ağlanacak
- ağlar gibi yapmak
- ağlasama sesi
- ağlasamak
- ağlatmak
- ağlatı
- ağlatır
- ağlayan
- ağlayan. a crying shame çok yazık.
- ağlayış
- ağlrlık
- ağlıyorsun
- ağma
- ağmak
- ağnamak
- Ağrı
- Ağrı Dağı
- Ağrı Dağı.
- ağrı kesen
- ağrı kesici
- ağrı vermek
- ağrı veya sızıyı dindiren
- ağrı çekmek
- ağrıduymaz. impassively heyecan duymayarak
- ağrılı
- ağrımak
- ağrımak. hurtful zararlı
- ağrısız
- ağrısızlık
- ağrıtmak
- ağsı
- Ağu
- ağustos
- Ağustos ayı.
- ağustos böceği
- ağustosböceği
- ağza alma
- ağzı açık
- ağzı bozuk
- ağzı gevşek
- ağzı ile yakalamak
- ağzı kalabalık