Turkish words: A
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- avcarlamak
- avcı
- avcı bıçağı
- avcı kuş
- avcı uçağı
- avcı uçağı.
- avcı. falconry şahin veya doğan ile avlanma
- avcılar kulübü
- avcıların av bekledikleri yer. blind alley çIkmaz sokak
- avcılık
- avcılıkta aynı cins üç hayvandan ibaret takım
- avcılıkta köpeklerin koku peşinden etrafa dağılmaları
- avda avcıları saşırtmak
- avda köpekleri idare eden kimse
- avda öldurülmüş hayvan
- avdet
- avdet etmek
- avene
- Avenue.
- averaj
- Avignon
- avize
- avize ağacı
- avize.
- avlak
- avlak bekçisi
- avlak. hunt down yakalayıncaya kadar peşini bırakmamak. hunt up aramak
- avlak. moor cock orman horozu. moorfowl ormantavuğu. moor hen dişi ormantavuğu
- avlama
- avlamak
- avlamak. bag and baggage pılı pırtıyı toplayarak
- avlanarak yaşayan.
- avlanma
- avlanmak
- avlu
- avluya koymak
- AVM
- avocado pear perse ağacınn meyvası.
- avokado
- Avrasya
- Avrasya çulluğu
- Avrasya. Eurasian Avrupa ile Asya'ya ait
- avrat
- avro
- Avrupa
- Avrupa Alsas Kolektivitesi
- Avrupa arı kuşu
- Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu
- Avrupa Birliği
- Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi
- Avrupa Birliği Komisyonu
- Avrupa Birliği Konseyi
- Avrupa derebeyliğinde işleri kulları tarafından görülen lord veya hükümdar
- Avrupa Devlet ve Hükûmet Başkanları Konseyi
- Avrupa Ekonomik Alanı
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
- Avrupa Komisyonu
- Avrupa Konseyi
- Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu
- Avrupa Merkez Bankası
- Avrupa Parlamentosu
- Avrupa sakası
- Avrupa saksağanı
- Avrupa'ya mahsus küçük doğan
- Avrupa. Europe'an Avrupalı
- Avrupalı
- Avrupalılaşmak
- Avrupamerkezci
- Avrupamerkezcilik
- avucunun içi gibi bilmek
- avucunun içine almak
- avukat
- avukat veya profesör cüppesi
- avukatlık
- avukatlık mesleği
- avundurmak
- avundurmak. be consoled avunmak.
- avunç
- avurt
- avurt ünsüzü
- Avustralya
- Avustralya ak aynağı
- Avustralya içinde çay yapılan teneke çaydanlık.
- Avustralya kaşıkgagası
- Avustralya kaşıkçısı
- Avustralya kuzgunu
- Avustralya nın başkenti.
- Avustralya pelikanı
- Avustralya turnası
- Avustralya yerlilerince silah olarak kullanılan ve ileri doğru fırlatılınca geri gelen eğri bir değnek
- Avustralya'ya mahsus bir hayvan
- Avustralya'ya mahsus bir çeşit yabani köpek
- Avustralya'ya mahsus ufak para
- Avustralya'ya özgü keseli bir hayvan
- Avustralya. Australian Avustralyalı
- Avustralyalı
- Avustronezya
- Avustronezya dili
- Avusturya
- Avusturya Cumhuriyeti
- Avusturya'da Tirol.
- Avusturya'ya ait.
- Avusturya-Macaristan
- Avusturya. AustriaHungary Avusturya-Macaristanimparatorluğu Austrian Avusturyalı
- Avusturyalı
- avutmak
- avutmak. amusement eğlence
- avutulma
- avuç
- avuç dolusu
- avuç ile dokunmak veya okşamak. palm off hile ile kabul ettirmek
- avuç içi
- avuç içinde görülen hayat çizgisi. life preserver insanı denizde boğul- maktan kurtaran cihaz
- avuç içinde saklamak
- avuçlamak
- avuçlamak.
- avçı uçağı
- avı bulup getirme. retriever vurulmuş avı bulup getirmek için özel olarak terbiye edilmiş köpek.
- avı cezbedecek hareketler yapmak
- awestruck huşu içinde
- ay
- ay balığı
- ay dede
- ay devri müddetinin dörtte biri
- ay evi
- ay götüm
- ay keki
- ay modülü
- ay modülü. reentry module dünyaya dönüş kapsülü.
- ay takvimi
- ay taşı
- Ay tutulması
- ay yıldız
- ay yılı.
- ay çekirdeği
- ay çöreği
- ay örümceği
- ay ışığı
- ay. a month of Sundays çok uzun zaman. lunar month kameri a.
- aya
- aya ait
- Aya Sofya
- ayak
- ayak altına almak
- ayak altında olmak. by the way sırası gelmişken
- ayak altında çiğnemek
- ayak ayak üstüne atmış.
- ayak basacak sağlam yer
- ayak basacak yer
- ayak basmak
- ayak basmak. sit at one's feet bir kimsenin hayranı olmak
- ayak basılmamış
- ayak basışı
- ayak bağı
- ayak başparmağı
- ayak bileği
- ayak değirmeni
- ayak diremek
- ayak diremek.
- ayak diremek. hold out on one birinden gizlemek. hold over ertelemek
- ayak diremek. into the ground gereğinden fazla
- ayak diremek. put one's best foot forward iyi bir tesir bırakmak
- ayak direyerek. stubbornness inatçılık.
- ayak giyecekleri.
- ayak hastalıklarını tedavi etmek.
- ayak izi
- ayak izi.
- ayak işleri
- ayak kayması
- ayak kemeri
- ayak kısmı
- ayak mantarı
- ayak numarası
- ayak parmakları ile vurmak
- ayak parmağmın ucu
- ayak parmağı
- ayak parmağının ucuna basarak yürumek
- ayak serçe parmağı
- ayak sesi
- ayak sürüyerek yürüme
- ayak tabanı
- ayak taburesi
- ayak takılması
- ayak takımı
- ayak takımı. vulgarly kabaca
- ayak topu
- ayak ucu
- ayak ucunda yürüyen veya danseden
- ayak uydurmak
- ayak ve bacağı sıkıştıran çizme benzeri işkence aleti
- ayak ve hastalıklarının tedavisi
- ayak ve tırnaklarının bakımı
- ayak veya ayakkabı tabanı
- ayak yolu
- ayak yuvarı
- ayakbağı
- ayakkabı
- ayakkabı bağı.
- ayakkabı boyası
- ayakkabı demiri. tap on the shoulder seçmek
- ayakkabı giydirmek
- ayakkabı kutusu
- ayakkabı numarası
- ayakkabı tamircisi
- ayakkabı yüzü
- ayakkabı ökçesi: çorap topuğu
- ayakkabı üzerine giyilen kısa şoson
- ayakkabıcı
- ayakkabıcılık
- ayakkabılar
- ayakkabıya pençe vurmak. sole leather taban köselesi.
- ayakla ezmek
- ayakla işletilen manivela
- ayakla çiğneme
- ayakla çiğneme sesi.
- ayakla çiğneyerek yol yapmak
- ayaklandırmak
- ayaklanma
- ayaklanma.
- ayaklanmak
- ayaklanmak.
- ayaklanmayla ilgili
- ayaklanmış
- ayaklar altında
- ayakları sürüyerek yürümek
- ayaklarına/dizlerine kapanmak
- ayaklarını sürümek
- ayaklı
- ayaklı ansiklopedi
- ayaklı kavanoz veya vazo
- ayaklı kütüphane
- ayaklı kütüphane.
- ayaklı merdiven
- ayaklık
- ayaksız
- ayaksız ve ucu kalkık alçak kızak
- ayakta
- ayakta duran
- ayakta duran erkek
- ayakta duran kadın
- ayakta duran kişi
- ayakta durarak yapılan.
- ayakta durmak
- ayakta kalmak
- ayakta tedavi edilen hasta.
- ayakta uyumak
- ayakta uyuyan kimse.
- ayaktakımı
- ayaktakımı. scum'my köpüklü
- ayaktakımının yaşadığı semt