Turkish words: V
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- varsayımsal
- varsıl
- varsıllık
- varta
- varta: madeni eşyayı temizlemeye mahsus asitli karışım
- varyant
- varyasyon
- varyos
- varyosla vurmak. sledgehammer varyos
- varış
- varış.
- Varşova
- Varşova.
- vasabi
- vasat
- vasati
- vasati hesap
- vasati olarak yapmak veya almak
- vasati yekun tutmak.
- vasatisini alrnak
- vasi
- vasi edinilen
- vasif
- vasilik
- vasistas
- vasiyet
- vasiyet etmek
- vasiyet yoluyla bırakılan mülk. devisable vasiyet olunabilir
- vasiyetle bırakmak.
- vasiyetname
- vasiyetname. will power irade. against one' will isteğine karşı. at will istediği vakit
- vasiyetnamede bulunan.
- vasküler
- vasküler sistem
- vaskülit
- vaslta
- vasıf
- vasıflandırma
- vasıflandırmak
- vasıflandırmak.
- vasıflı
- vasıl olma
- vasıl olmak
- vasıl olmak. all along öteden beri
- Vasıt
- vasıta
- vasıta olan.
- vasıta olarak .
- vasıta olma
- vasıta olmak
- vasıta. by all means elbette
- vasıtasıyla
- vasıtasıyla.
- vasıtasız
- vasıtasız kalmak
- vasıtasız olarak
- vat
- vat ölçeği. wat'tage vat ile ifade edilen elektrik gücü miktarı.
- vat. watthour vat saat. watt'-meter vatmetre
- vatan
- vatan haini. traitress. hain kadın.
- vatan hasreti
- vatan veya devlete hıyanet. fly high büyük emeller beslemek
- vatan veya ev hasreti çeken. homesickness sıla hastalığı.
- vatana doğru. homeward bound evine veya memleketine dönmekte olan.
- vatana ihanet
- vatandaslarla ilgili
- vatandaş
- vatandaş. national anthem milli marş veya şarkı. National Assembly Millet Meclisi. national bank milli banka
- vatandaşlık
- vatandaşlık icaplanndan
- vatanperver kimse
- vatanperver. patriot'ically vatanperverane. patriotism vatanperverlik
- vatanperverlik
- vatansever
- vatanseverlik
- vatansız
- vatansızlık
- Vatikan
- Vatikan Devleti
- Vatikan Şehir Devleti
- vatka
- vatman
- vatoz
- vav
- vay
- vay canına
- vaz geçirmek. turn away başka tarafa yöneltmek
- vaz geçirmek. wean'ling sütten yeni kesilmiş yavru.
- vaz geçme
- vaz geçme. remittance para havalesi
- vaz geçmek
- vaz geçmek. turn back geri çevirmek
- vaz'etmek
- vazektomi
- vazelin
- vazgeçen kimse
- vazgeçilmek. fall to yemeğe veya harbe başlamak
- vazgeçirmek
- vazgeçirmek. dissuasion vazgeçirme
- vazgeçme
- vazgeçmek
- vazgeçmeme
- vazgeçmemek
- vazgeçmez
- vazife
- vazife ba- şında
- vazife başında.
- vazife başında. stamp duties pul resmi .
- vazife edinmek
- vazife vermek
- vazifede ihmal veya suiistimal
- vazifede ihmalkâr olan
- vazifelendirmek
- vazifelendirmek.
- vazifeli
- vazifeli olmak
- vazifesi başında bulunmayan
- vazifesi olmadığı yerde araya girmek
- vazifesini yapmaya hazır bulunmak
- vazifesini yapmayan kimse.
- vazifeye ait
- vazifeşinas
- vaziyet
- vaziyet almak
- vaziyet alış
- vaziyet takınmak
- vaziyet vermek
- vaziyet.
- vaziyete ait. attitudinize tavır takınmak
- vazo
- vazo.
- vazopressin
- vazıh
- vazıh oluş
- vaız
- vaız kabilinden. sermonize uzun uzadıya nasihat vermek.
- vaşak
- Vaşington
- vb
- ve
- ve başkaları. back and forth ileri geri. bring forth doğurmak
- ve benzeri
- ve benzeri.
- ve hayatlarının sonuna kadar mutlu yaşadılar
- ve imi
- ve kâletname
- ve saire
- ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar
- ve yine
- veba
- vebal
- vebâ
- vecih
- vecit
- vecit hali
- vecit halinde olma
- vecit haline ait. ecstatically vecit halinde olarak.
- vecit haline koymak
- veciz
- vecize
- vecizeler.
- vect
- veda
- veda etme
- veda etmeden aceleyle gitmek
- veda etmek. take leave of one' senses delirmek.
- veda içkisi. stirrup leather
- veda. by your leave müsaadenizle. on leave izinli. take French leave izinsiz savuşmak
- vedalar
- vedia
- vefa
- vefakar
- vefakâr
- vefalı
- vefalı. loyalist her zaman krala sadık kalan kimse. loyally sadakatle.
- vefasız
- vefasızlık
- vefat
- vefat eden
- vefat etmek
- vefat etmiş
- vefat etmiş. the departed ölmüşler. ölmüş kimse.
- vegan
- veganlık
- veganım
- Vegemite
- vehamet
- vehikül. vehicular taşıtlara ait
- vehim
- vehim. fear of God Allah korkusu. for fear of korkusundan. fearless korkusuz
- vehmetmek
- vejetaryen
- vejetaryenim
- vejetaryenlik
- vejetasyon
- vejeteryenlik
- vekalet
- vekaletname
- vekaletname attorneyship vekâlet
- vekil
- vekil olan
- vekil sunucu
- vekil tayin etmek
- vekil tutan kimse
- vekil.
- vekil. alternately münavebe ile
- vekil. cut off the supplies gerekli ihtiyaç maddelerini kesmek. in short supply kıt
- vekil. free agent başkalarına karşı hesap vermek mecburiyetinde olmayan kimse
- vekilharç
- vekilharçlık
- vekiller heyeti
- vekillik
- vekillik müddeti.
- vekillik yapmak. Fill me in on the situation. Durumu bana izah et. fill out doldurup kabartmak ve şişirmek
- vektör
- vektör uzayı
- vekâlet
- vekâlet eden.
- vekâlet etmek
- vekâlet nev'inden
- vekâlet savaşı
- vekâletname
- veladet
- velayet
- veledrom
- velespit
- velet
- velet.
- velev
- velhasıl
- velhasıl. All aboardl Herkes gemiye ! all in all her şeyi hesaba katarak. at all hiç. in all hepsi
- velhasıl. in short order hemen
- velhasıl. the sum and substance of it hulâsa edersek
- velhasılıkelam
- veli
- veli. guardian angel koruyucu melek .
- veliaht
- veliaht prens
- velilik
- velinimet. benefactress hayır sahibi kadır.
- velocity
- velur
- velut
- velvele
- velvele. shout at bir kimsenin yüzüne karşı bağırmak
- velveleye vermek
- velüt
- ven
- Venedik