Turkish words: U
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- utanç verici bir durumda olmak. be a disgrace to someone birinin yüz karası olmak. disgrace ful çok ayıp
- utanç. be in disgrace gözden düşmüş olmak
- Utarit
- uterus
- utku
- utkulu
- UUİ
- uvala
- uvertür
- uyak
- uyan
- uyandırma
- uyandırmak
- uyandırıcı
- uyandırıcı.
- uyanma
- uyanmak
- uyanık
- uyanık bulunmak. guard against önceden tedbir almak.
- uyanık dikkatli
- uyanık kalmak
- uyanık olarak. watchfulness uyanık oluş.
- uyanık olmak
- uyanık ve sadık bir bekçi.
- uyanık.
- uyanık. be awere of farkında olmak
- uyanık. on the contrary aksine
- uyanık. self-conscious mahcup
- uyanık. watchfully tetikte
- uyanıklık
- uyanış
- uyarlama
- uyarlamak
- uyarlanmış
- uyarma
- uyarma.
- uyarmak
- uyartı
- uyartılı salma
- uyarı
- uyarı ateşi
- uyarı atışı
- uyarı işareti
- uyarıcı
- uyarıcı ilâç
- uyarıcı ilâç vermek
- uyarıcı veya muharrik şey
- uyarıcı şey
- uyarıcık
- uyarık duru
- uyarılma
- uyarılmış hâl
- uyarım
- uyarınca
- uydu
- uydurma
- uydurma hikâye
- uydurma.
- uydurmak
- uydurmak.
- uydurmak. gear box
- uydurmak. manufacturer fabrikatör.
- uydurmak. tailor' tack bol teyel. tailor' twist terzilerin kullandıkları sağlam ibrişim. merchant tailor tüccar terzi.
- uydurmasyon
- uyduruk
- uydurulma
- uye
- uygar
- uygar olmayan
- uygar seviyeye çıkarmak
- uygarlaşma
- uygarlaştırıcı. humane letters
- uygarlık
- uygu lama
- uygulama
- uygulama iskeleti
- uygulama programlama arayüzü
- uygulama yazılımı
- uygulama, yürürlüğe koyma
- uygulamak
- uygulamak.cause and effect sebep ve sonuç. for effect gösteriş için. in effect gerçi
- uygulamalı
- uygulamalı bilim
- uygulamalı bilimler
- uygulamalı matematik
- uygulamasını yapmak. sharp practices hileli işler
- uygulamaya koymak
- uygulanabilir
- uygulanabilirlik
- uygulanabilme
- uygulanamaz
- uygulanma kabiliyeti olmayan: özel bir odaya kapatmak
- uygulanmak
- uygulanması mantığa aykırı
- uygulayıcı
- uygulayımbilim
- uygulu durular
- uygun
- uygun bir duruma getirilmiş
- uygun bir duruma getirmek
- uygun bir hale getirmek
- uygun bir şekilde
- uygun bulma
- uygun bulmak
- uygun bulmamak
- uygun cümle veya kelimelerle ifade etmek
- uygun düşmek
- uygun düşmemek
- uygun gelme
- uygun gelmek
- uygun gelmek.
- uygun gelmeyen. ill ad vised ihtiyatsız
- uygun gelmeyiş
- uygun görme
- uygun görme.
- uygun görmemek
- uygun görülmez. inadmissibility kabul olunmazlık.
- uygun kılmak
- uygun nitelikleri olmayan
- uygun olarak
- uygun olarak.
- uygun olma. pertinently alakalı olarak
- uygun olmak
- uygun olmak munasip olmak
- uygun olmak.
- uygun olmak. stand to reason makul olmak
- uygun olmayan
- uygun olmayan.
- uygun oluş.
- uygun surette
- uygun tempoda. keep time tempo tutmak. lose time vakit kaybetmek
- uygun ve yerinde oluş
- uygun yer
- uygun yere koymak.
- uygun zaman
- uygun zamanda
- uygun çift
- uygun şartlarla. set a term to müddet tayin etmek. term' less süresiz
- uygun.
- uygun. reasonableness uygunluk. reasonably makul surette
- uygunca. worthiness değerlilik
- uygunluk
- uygunluk.
- uygunsuz
- uygunsuz olarak. illadapted uymayan
- uygunsuz zamanda.
- uygunsuz. tastelessly tatsızca. tastelessness tatsızlık
- uygunsuz. unworthiness lâyık olmama.
- uygunsuzluk
- uygunsuzluk.
- Uygur
- Uygur Türkçesi
- Uygurca
- Uyguristan
- uyku
- uyku apnesi
- uyku basmış
- uyku getiren
- uyku getirici
- uyku hali
- uyku hapı
- uyku modu
- uyku tulumu
- uyku vakti
- uyku veren
- uyku vermek
- uyku. beauty sleep ilk uyku
- uykucu
- uykucu kimse
- uykuda olan
- uykudaki
- uykulu
- uykuluk
- uykusu gelmiş
- uykusuz
- uykusuz. sleeplessly uykusuz olarak sleeplessness uykusuzluk.
- uykusuz: rahatsız: vesvessli: değişiklik isteyen
- uykusuzluk
- uykuya dalmak.
- uykuya. fall asleep uykuya dalmak. fast asleep derin uykuda. My foot is asleep. Ayağım uyuşmuş.
- uyluk
- uyluk kemiği
- uyluk.
- uyma
- uymacı
- uymacılık
- uymak
- uymak olmak
- uymak. Bak. got.
- uymak. fall into error hataya düşmek
- uymama
- uymamak
- uymamış
- uymayan. disproportionately nispetsizce. disproportionateness nispetsizlik.
- uymaz
- uymazlık
- uyruk
- uyrukluk
- uyruksuz
- uysal
- uysal kimse. ring dove kumru
- uysal. malleabil'ity dövülme kabiliyeti.
- uysal. meekly uysalca . meekness uysallık.
- uysal. peacefully sükunetle
- uysal. pliabil'ity
- uysallaştırmak
- uysallık
- uysallık .
- uysallık.
- uysallık. pliably yumuşak başlılıkla.
- uysallıkla
- uysallıkla.
- uysallıkla. peacefulness sükunet
- uysallıkla. submissiveness boyun eğme
- uysalık.
- uyuklama
- uyuklamak
- uyuklatıcı. sleepylittle town gürültüsüz ve sakin kasaba. sleepily gözlerinden uyku akarak
- uyum
- uyum halinde.
- uyum sağlamak
- uyum. rhythmical mevzun
- uyum: birleşme
- uyuma
- uyumak
- uyumayış
- uyumlamak
- uyumlu
- uyumlu olarak .
- uyumlu titreşim
- uyumluluk
- uyumsuz
- uyumsuz kimse
- uyumsuz titreşim
- uyumsuzluk
- uyumsuzluk.
- uyur gezer bir halde. drowsiness uykulu olma
- uyur görünmek.
- uyurgezer
- uyurgezer kimse.
- uyurgezerlik
- uyurken
- uyutmak
- uyutucu
- uyuyakalmak
- uyuyamazlık. insomniac uykusu zor gelen kimse.
- uyuyan
- Uyuyan Güzel
- uyuyan kimse
- uyuz