Turkish words: P
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- para dayandırmak
- para değiştirmek
- para eden şey
- para getirmek
- para havale etmek
- para havalesi göndermek
- para hazinesi
- para iadesi
- para için adi yazı yazmak
- para karşılığında yiyecek içecek temin etmek
- para kaybetmiş durumda. make a hole in büyük bir kısmını sarfetmek. pick holes in kusur bulmak
- para kazanmak
- para kesesi
- para kokmaz
- para konuşur
- para koyma
- para sarfedilen gelir kaynağı
- para temini
- para torbası
- para yardımı.
- para yeme
- para yerine geçen sikke veya kâgıt. by the same token aynı sebeple. in token of belirtisi olarak.
- para çantası
- para çekmecesi
- para çekmek
- para çıkarmak
- para üstü
- para şeklinde nişan.
- para şişkinliği
- para. means of transport nakil vasıtası
- parabol
- paradan ibaret
- paradan ileri gelmiş moneyless parasız.
- paradigma
- paradoks
- paradoksal
- parafe etmek
- parafelemek
- parafin
- parafin tatbik etmek. paraffin paraffin oil ing. gazyağı.
- paraflamak
- paragraf
- paragraf işareti
- Paraguay
- Paraguay Cumhuriyeti
- Paraguay çayı.
- Paraguay.
- Paraguaylı
- paragöz
- parakete hesabı
- parakete savlasında mil taksimatlı işaret
- paralaks
- paralel
- paralel evren
- paralel hale koymak.
- paralel olarak koymak
- paralelkenar
- paralelleştirmek
- paralellik
- paralelogram.
- parallel to paralel olarak. parallel bars barfiks. draw a parallel mukayese etmek
- paralı
- paralı ana yol
- paralı asker
- param yok
- paramedik
- parametre
- paramiliter
- paramparça
- paramparça etmek
- paramparça olma
- paramparça olmak.
- parankima
- paranoid kişilik bozukluğu
- paranoik hasta
- paranoya
- paranoyak
- parantez
- parantez işareti
- paranın bir kısmını vermek.
- paranın yüz tarafı
- paranın üstü
- parapsikoloji
- parasal
- parasempatik sinir sistemi
- parasetamol
- parasını geri vermek. reimbursement ödeme
- parasını ortak bir masrafa veya işe yatırmak. club together bir araya gelmek
- parasını sokakta bulmamak
- parasını vermek
- parasız
- parasız bırakmak. clean up tam temizlemek
- parasız kalmak.
- parasız.
- parasızlık
- paratoner
- paratonerç lightning glance şimşek çakışı gibi bir bakış
- paratüberküloz
- paravan
- paravana
- paraya ait
- paraya kolayca tahvil edilebilir
- paraya çevirme.
- paraya çevirmek
- paraya çevrilme. beyond redemption
- parayla ilgili.
- parayla saadet olmaz
- parayı denize atmak
- parayı silip süpürme
- parayı veren düdüğü çalar
- parazit
- parazitizm
- parazitlik
- parazitoloji
- paraçol
- paraşüt
- paraşüt.
- paraşütle atlama
- paraşütle atlamak
- paraşütçü
- paraşütçü asker
- paraşütü açmadan önce gosteri yapma.
- pardon
- pardon?
- parestezi
- parfe
- parfüm
- parfümcü
- parfümeri
- Paris
- Paris sehri
- Paris'te talebe ve ressamların oturdukları semt.
- Parisli
- Parisli kimse.
- park
- park etmek
- park içine koymak. parking lot araba park yeri. parking meter araba park yerlerinde para toplayan sayaç.
- park yapılmaz
- park yeri
- parka
- parke
- parke taşı
- Parkinson hastalığı
- parkmetre
- parkur
- parlak
- parlak bir şekilde. brightly parlak bir şekilde. brightness parlaklık.
- parlak ibis
- parlak kırmızı
- parlak olmak
- parlak renkli ve eti çok makbul bir cins kertenkele.
- parlak ufak balık.
- parlak ve kaygan
- parlak şahsiyet.
- parlak.
- parlak. glowingly zöverek
- parlak. splendidly fevkalade birşekilde.
- parlaklık
- parlaklık vermek. lusterware sırlı çanak çömlek. lusterless cilâsız
- parlaklık.
- parlaklık: cilâ
- parlaklığını azaltmak. tone up kuvvetlendirmek.
- parlama
- parlamak
- parlamak neşeli ve canlı olmak
- parlamak.
- parlamak. flareup ani öfke
- parlamalı ışılkesim
- parlamenter. parliamen'tary parlamentoya ait. parliamentary procedure parlamento usulleri.
- parlamento
- parlamentoda parti denetçisi
- parlamentonun her günkü çalışmasının yazıldığı defter
- parlar
- parlatma maddesi
- parlatmak
- parlatıcı
- parlayan
- parlayan her şey altın değildir
- parlayan veya parlatan şey
- parlayan şey veya kimse
- parlayıcı
- Parma ili
- parma peyniri
- parmak
- parmak atmak
- parmak boyu
- parmak disk
- parmak gibi
- parmak gibi şey
- parmak izi
- parmak izi almak.
- parmak ucu
- parmak ucunda yürümek
- parmakla dokunma
- parmakla dokunmak
- parmaklama
- parmaklamak
- parmaklan birbirine vurarak organların durumunu muayene usulü
- parmaklarla ince iş yapmak
- parmaklarla masayı tıkırdatmak.
- parmakların arasına alıp oynamak
- parmaklık
- parmaklık gereçleri.
- parmaklık çubuğu
- parmaklıkla çevirmek
- parmaklıklı tırpanla ot biçmek.
- parmaklığln arkasında tutmak
- parmaksız
- parmasan peyniri
- parmağa ait
- parmağın oynak yeri boğum
- parmağın oynak yerleri ile vurmak. knuckle down işe koyulmak. knuckle under teslim olmak
- parmağını bile kıpırdatmamak
- parodi
- parola
- parola.
- pars
- pars zambağı. tiger moth bir çeşit benekli pervane. tigerish kaplan gibi
- parsa
- parsek
- parsel
- parsellemek
- part taym: part time work
- part time student.
- partenogenez
- Partenon.
- parti
- parti disiplin kurulu
- parti entrikaları
- parti kurulu toplantısı yapmak.
- parti programı
- parti programında madde. walk the plank geminin yan tarafından uzanan kalasın üzerinden suya düşüp bozulmak.
- parti vermek
- parti üyesi olmayan kimse. independently bağımsız olarak
- participle past penny pint population.
- particular.
- partikül
- partilemek
- partisip
- partisyon
- partitur
- partizan
- partizan. factional taraftar
- partner
- parya
- parya.
- paryetal kemik
- Pará
- parça
- parça başı iş.