LexiTurk← Dictionary

Turkish words: K

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • Kuzey Kutbu keten kuşu
  • Kuzey Kutbuyla ilgili veya o bölgede bulunan
  • Kuzey Kürtçesi
  • Kuzey Kıbrıs
  • Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti
  • Kuzey Kıbrıslı
  • Kuzey Makedonya
  • Kuzey Makedonya Cumhuriyeti
  • Kuzey Mariana Adaları
  • Kuzey Okyanusu
  • kuzey sumrusu
  • kuzey tarafta. north by east yıldız kerte poyraz. northeast kuzey doğu. northeastern kuzey doğuda olan
  • Kuzey Valiliği
  • Kuzey Yarım Küre
  • kuzey yassıkuyruğu
  • Kuzey Yıldızı
  • kuzey çıvgını
  • Kuzey ülkeleri
  • kuzeybatı
  • Kuzeybatı Bölgesi
  • Kuzeybatı İran dili
  • kuzeybatı kargası
  • kuzeyde meydana gelen veya yaşayan
  • kuzeyden esen veya gelen
  • kuzeydoğu
  • Kuzeydoğu Bölgesi
  • Kuzeydoğu İtalya
  • kuzeye
  • kuzeye ait
  • kuzeye bakan
  • kuzeye doğru
  • kuzeyli
  • kuzgun
  • kuzgun ayağı
  • kuzgun otu
  • kuzguncu
  • kuzguncuk
  • kuzguni
  • kuzguni siyah
  • kuzgunkılıcı
  • kuzin
  • kuzu
  • kuzu dişi
  • kuzu eti
  • kuzu gibi
  • kuzu gibi masum ve zayıf kimse
  • kuzu karın
  • kuzu kuşu
  • kuzu mantarı
  • kuzu otu
  • kuzu pıtrağı
  • kuzu v.b.'nin bütün olarak çevrildiği açık hava toplantısı
  • kuzu ve oğlak gibi hayvan
  • kuzu çevirmek
  • kuzu.
  • kuzucuk. lamblike kuzu gibi
  • kuzugevreği
  • kuzugöbeği
  • kuzukulağı
  • kuzulamak
  • kuzulamak. Lamb of God Hz. lsa. lambkin küçük kuzu
  • kuçük muhabbet çiçeğinden çıkarılan sarı boya.
  • kuğu
  • kuğurmak
  • kuş
  • kuş bakışı
  • kuş barınağı
  • kuş besleyici
  • kuş beyinli
  • kuş bilimci
  • kuş bilimi
  • kuş ekmeği
  • kuş evi
  • kuş gagasının üst veya alt kısm
  • kuş gibi konmak
  • kuş gibi.
  • kuş gribi
  • kuş gözü
  • kuş kafesi
  • kuş kanadı
  • kuş kanadı gibi vurmak
  • kuş kanadının ikinci mafsalındaki tüy
  • kuş kirazı
  • kuş kuyruğu biçiminde parça.
  • kuş otu
  • kuş sever
  • kuş tutmak
  • kuş tüyü
  • kuş tüyü ile kaplamak
  • kuş tüyünün bir kılı
  • kuş uçuşu
  • kuş yavrusunun cıvıltısı
  • kuş yemi
  • kuş yuvası
  • kuş üvezi
  • kuş üzümü
  • kuşak
  • kuşak gibi saran herhangi bir şey
  • kuşak.
  • kuşak. fruit of the loins nesil
  • kuşak. gird up one' loins beline kuşağını sarmak
  • kuşakla sarmak
  • kuşaklı atmaca
  • kuşaklı kiraz kuşu
  • kuşaklı yalıçapkını
  • kuşaktan kuşağa geçen hikâye. good old times eski demler
  • Kuşan
  • kuşatan
  • kuşatma
  • kuşatma esnasında askerin hücuma geçmesi
  • kuşatmak
  • kuşatmak ihata etmek
  • kuşatmak. invest in ileride gelir sağlamak için bir şeye para yatırmak.
  • kuşatılmak
  • kuşağa ait. zon'ingi. bölgelere ayırma. zone system
  • kuşbaşı
  • kuşburnu
  • kuşekmeği
  • kuşkonmaz
  • kuşku
  • kuşku.
  • kuşkucu
  • kuşkuculuk
  • kuşkulanan
  • kuşkulanmak
  • kuşkulu
  • kuşkulu.
  • kuşkusu olan.
  • kuşkusuz
  • kuşlak
  • kuşlamak. bone for an exam imtihan için hazırlanmak. bone up on a subject bir mevzu üzerinde okumak.
  • kuşlar
  • kuşlar kadar özgür
  • kuşlar kralı
  • kuşlar söyledi
  • kuşlarda kanat örtü tüyleri.
  • kuşların gecelediği yer
  • kuşların korunması
  • kuşluk
  • kuşsever
  • kuştüyü
  • kuşun bütün tüyleri
  • kuşyemi
  • kuşçu
  • kuşçuluk
  • kuşçuluk. peregrine falcon alaca doğan
  • kuşüzümü.
  • KYK
  • KYM
  • Kyoto
  • kyruk
  • Kyushu
  • Kyuşu
  • Kyūshū
  • Kâbe
  • Kâbe.
  • Kâbil
  • Kâbil Vilayeti
  • kâbus
  • kâfi
  • kâfi derece
  • kâfi gelmek
  • kâfi gelmemek
  • kâfi miktarda
  • kâfi miktarda.
  • kâfir
  • kâfir veya münkir kimse
  • kâfir. paganism dinsizlik
  • kâfur
  • kâfur ağacı
  • kâgir
  • kâgir. Stone Age taş devri. stone crusher taş kırma makinası
  • kâhin
  • kâhinlik
  • kâhya
  • kâinat
  • kâinatı içine alan
  • kâkul
  • kâkül
  • kâküllü
  • kâmil
  • kânunuevvel
  • kânunuevvel. Decembrist 1825 tarihinde Rusya'da meşrutiyet hükümeti kurmak isteyenlerden biri.
  • kânunusani
  • kâr
  • kâr etmek
  • kâr getirmek
  • kâr hisseleri ertelenmiş
  • kâr payı
  • kârlı
  • kâse
  • kâtip
  • kâğıda dökmek.
  • kâğıda dökmek. pen and ink kalem ve mürekkep
  • kâğıt
  • kâğıt hamuru
  • kâğıt havlu
  • kâğıt helvası
  • kâğıt para
  • kâğıt tabakası
  • kâğıt veya kalem gibi yazı eşyası
  • kâğıt. yapıştırmak.
  • kâğıtlamak
  • kâğıtların uçmasını önlemek için üzerine konan ağırlık.
  • kâğıtçı
  • KöBEK
  • köfte
  • köftün
  • köftün. oil color yağlıboya. oil field petrol sahası. oil lamp yağ lambası
  • köhne
  • köhne.
  • köhneleşmek
  • köhneleştirmek
  • köhnelik
  • kök
  • kök belirtkeni
  • kök birası
  • kök dolu.
  • kök filiz
  • kök gibi
  • kök hücre
  • kök işareti. radically kökünden
  • kök kurdu
  • kök kılı
  • kök salmak
  • kök salmak. down at the heel perişan kılıklı. drag one' heels istemeyerek gitmek veya kabul etmek
  • kök sürmek
  • kök zencefil. race ginger kök zencefil.
  • kökboyası
  • köke benzer
  • köke veya asla ait
  • köken
  • köken bilimi
  • kökenine inmek
  • kökensel
  • köklemek
  • köklendirmek
  • köklenmek
  • kökleşme
  • kökleşmek
  • kökleşmiş
  • kökleştirmek
  • köklü
  • köknar
  • köksap
  • köksel
  • köksüz
  • kökten
  • kökten ayrılarak kendi başına büyüyen fidan
  • kökten filiz sürmek.
← PreviousPage 27 of 34Next →