LexiTurk← Dictionary

Turkish words: I

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • iabar etmek
  • iade
  • iade edilir.
  • iade etmek
  • iadeiitibar
  • iadesini isteme
  • iadesini talep etmek
  • iane
  • iane assistant muavin
  • iane verme
  • iane vermek
  • iane vermek.
  • iane vermek. first aid ilk yardım.
  • iaşe
  • ibadet
  • ibadet etmek
  • ibadet tören ve ayinleri. officeholder devlet memuru. office hours çalışma saatleri. police office karakol. post office postane.
  • ibadete ait.
  • ibadethane
  • ibare
  • ibibik
  • ibik
  • ibik gibi şey
  • ibikli
  • ibikli jasana
  • iblis
  • iblis herif
  • iblis. Prince of Peace Hazreti İsa. Prince of Wales İngiltere veliahtı
  • iblisane
  • ibne
  • ibra etmek
  • ibraname
  • ibrani dili
  • ibranilerde bir ağırlık birimi
  • ibranilerde eskiden kullanılan bir sıvı öIçü birimi
  • ibranilere göre.
  • ibranilere veya ibraniceye ait. Hebraically ibraniceye göre
  • ibraz
  • ibraz etmek
  • ibrazında at that oldugu gibi
  • ibre
  • ibret
  • ibret almak. warning bell işaret zili
  • ibret teşkil eden.
  • ibret.
  • ibret. for example örneğin
  • ibrik
  • ibrişim
  • ic gr!rev
  • icabet etmek
  • icabına bakmak
  • icabına göre kullanılabilir
  • icabında başkasının yerini alabilen kimse
  • icabında. take it with a pinch of salt ihti yatla dinlemek.
  • ical karşısındakinin hislerine katılan
  • ical perhize ait. dietetics diyet ihtisası.
  • icap
  • icap etmek
  • icap ettirmek
  • icap. emergency door
  • icar
  • icara vermek
  • icat
  • icat eden kimse
  • icat etmek
  • icat etmek. play one
  • icat etmekle ilgili
  • icat kabiliyeti
  • icat, yenilik
  • icat. in'novator yenilik çıkaran kimse.
  • icaz
  • icazet
  • icazet.
  • icazet. residence permit ikamet tezkeresi.
  • icbar
  • icbar etmek
  • icmal.
  • icmâ
  • icra
  • icra eden. enactment kanunlaştırma
  • icra edilmekte olan
  • icra etmek
  • icra etmek. carry over aktarmak
  • icra olunmayan.
  • icra salâhiyeti olan
  • icra usulü. executioner cellât
  • icraatta
  • icracı
  • icrasını teklif etmek. invitingly davetkar bir şekilde
  • id
  • id .
  • idam
  • idam cezası
  • idam cezası vermeye meyilli.
  • idam etmek
  • idam etmek. put to rights doğrultmak
  • idam gibi cezayı tehir etmek
  • idam hükmünü tatbik eden kimse.
  • idam mangası
  • idam olunmak
  • idam sehpası
  • idama gitmek
  • idama layık
  • idame
  • idame etmek
  • idame etmek. perpetua'tion idame
  • idare
  • idare altındaki.
  • idare eden
  • idare eden kimse
  • idare eden kimse veya alet
  • idare edenler.
  • idare eder
  • idare edilemez.
  • idare etme
  • idare etmek
  • idare etmek.
  • idare etmek. get on one' feet ayağa kalkmak
  • idare etmek. officer of the day o günün komutanı
  • idare etmek. operate on a person birini ameliyat etmek.
  • idare heyeti
  • idare hukuku
  • idare kandili
  • idare kolu. the sticks kereste elde edilen orman
  • idare meclisi
  • idare memuru
  • idare olunamaz
  • idare olunmaz
  • idare usulleri
  • idare yoluna gitmek
  • idare, yönetim
  • idare-i örfî
  • idare.
  • idare. safe-conduct yolculukta emniyet vesikası.
  • idare. supervisor müfettiş
  • idareci
  • idareci durumunda olan
  • idareci. board of managers idare heyeti
  • idareciler
  • idarecilik
  • idareli
  • idareli kullanmak
  • idareli kullanmak.
  • idareli sarf etmek
  • idaresi altına alma
  • idaresi altına almak
  • idaresi altında olma.
  • idaresi cemaatin elinde olan. congregationalism her cemaati bağımsız sayan kilise idare sistemi.
  • idaresi güç
  • idaresi güç kimse. off one' nut kaçık
  • idaresi güç. awkwardly acemicesine. awkwardness beceriksizlik
  • idaresini ele almak. take into account hesaba katmak. take into one' head tutturmak. take in tow yedeğe almak
  • idaresiz
  • idaresiz.
  • idareten
  • idareyi elinde tutmak. take pains with çok uğraşmak
  • idari
  • idari bölge
  • idari bölümlere ayırmak
  • idari bölünüş
  • idari teşkilat
  • idari.
  • iddia
  • iddia edilen
  • iddia etmek
  • iddia etmek assert one' rights hakkını öne sürmek. assertive iddiacı. assertively öne sürerek. assertion iddia
  • iddia olunan şey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakın olan merceği veya mercekleri
  • iddiacı
  • iddiacı. reclamation geri isteme
  • iddiacılık
  • iddiadan vaz geçmek
  • iddialı
  • iddianame
  • iddiasız
  • iddiaya girmek
  • iddiaya göre
  • iddiayı ispatlamak. hard as nails iyi idman gör- müş
  • ideal
  • ideal olan şey.
  • ideal yer veya hal
  • ideal örnek
  • idealist
  • idealizm
  • idealizme ait
  • idefiks
  • idempotent
  • ideografi
  • ideogram
  • ideolog
  • ideoloji
  • ideoloji ideolog'ical ideolojik ideol'ogist ideolog.
  • ideolojik
  • idling pulley avara kasnagı idle away time zaman öIdürmek. idleness işsizlik
  • idman
  • idman için yavaş koşma
  • idman yapmak
  • idman yaptırmak
  • idmanla elde edilmiş.
  • idmanla geliştirmek
  • idmansız
  • idol
  • idolleştirmek
  • idrak
  • idrak edilebilen. intelligibly anlaşılır surette. intelligibil'ity anlaşılabilme.
  • idrak edilebilir
  • idrak edilemez
  • idrak edilemez .
  • idrak edilemez oluş. in conceiv'ably tasavvur edilemeyecek şekilde.
  • idrak edilir
  • idrak etme
  • idrak etmek
  • idrak etmek.
  • idrak etmek. discernible fark edilebilir
  • idrak kabilinden. perceptively idrak ederek. perceptivity idrak kabiliyeti
  • idrak olunabilir
  • idrak sahibi
  • idrak veya akıl nuru
  • idrak yolu ile hissedilen şey
  • idraklı
  • idrar
  • idrar kabı
  • idrar kesesi
  • idrar taşı
  • idrar torbası
  • idrar yolu
  • idrar yolu enfeksiyonu
  • idrar çıkarmak
  • idrara ait
  • idrarsal
  • idrâk edilebilir
  • if lâs etmek. go under the name of adıyla tanınmak. go underground gizli teş- kilât kurmak
  • if tira kabilinden havadis yayan. slanderously iftira ederek. slanderousness iftiracılık.
  • ifa
  • ifa etmek
  • ifa etmemek
  • ifa.
  • ifade
  • ifade düzgünlüğü
  • ifade edilmek istenileni benzetme veya kıyas yoluyle anlatan söz veya konuşma
  • ifade edilmemiş
  • ifade edilmiş
  • ifade etmek
  • ifade etmek.
  • ifade etmek. spell out heceleyerek yahut güçlükle okumak
  • ifade etmek. word blindness okuma yitimi
  • ifade olunan şey
  • ifade vermek
  • ifade özgürlüğü
  • ifadeden âciz bir şekilde. inarticulateness meramını anlatamayış.
  • ifadesiz
Page 1 of 16Next →