Turkish words: H
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- haiku
- hail
- hain
- hain kimse
- hain veya cani kimse
- hain.
- hain. disloyally vefasızca
- hain. malevolence kötü niyet. malevolently kötü niyetle.
- Hainan
- haince
- haince hareket hıyanet
- haince. disloyalty vefasızlık
- haince. foulness bozukluk
- haince. sinfulness günahkarlık
- hainlik
- hainlik.
- hair bir kimseyi rahatsız etmek
- Haiti
- Haiti Cumhuriyeti
- Haiti.
- Haitice
- Haitili
- hak
- hak edilmemiş kazanç.
- hak etmek
- hak etmek.
- hak ettiği cezayı veren vesile
- hak iddia etme
- hak intikali
- hak kazandırmak
- hak kazanmak
- hak sahibi
- hak talep etmek
- hak ve adalete uygunluk
- hak verilir.
- hak vermek
- hak.
- hak: imalâtçı tarafından bayi veya perakendeciye tanınan mallarını satma yetkisi
- hakan
- hakaret
- hakaret dolu
- hakaret edici
- hakaret etmek
- hakaret.
- hakaret. sneeringly alay ederek
- hakaretle
- hakaretle dudak bükmek
- Hakasça
- hakem
- hakem atışı
- hakemlik
- hakemlik yapmak
- hakemlik yapmak.
- hakeza
- haki
- hakikat
- hakikat olarak kabul etmek.
- hakikat olmayan
- hakikate uygun görünmek
- hakikaten
- hakikaten. genuineness içtenlik
- hakikatli
- hakikatsiz
- hakikatsiz. untruly doğru olmayarak.
- hakikatsizlik
- hakikatte
- hakikatte title deed tapu senedi. witness a deed tanık olarak senede imza koymak
- hakikatte. for that matter ona gelince
- hakikatte. in health sıhhatte. in honor of şerefine. in hot water sıcak suda
- hakiki
- hakiki hava hızı
- hakiki kılmak
- hakiki kıymet
- hakiki mevcudiyet
- hakiki olmayan
- hakiki sahi
- hakiki.
- hakiki. authentic'ity güvenilir olma
- hakikilik
- hakikilik.
- hakikî
- hakim
- hakim olan felsefi veya siyasi doktrinlere karşı gelen düşünce.
- hakim olma
- hakim olmak
- hakim olmak.
- hakimane
- hakime ait
- hakimiyet
- hakimler
- hakir
- hakir gören
- hakir görmek
- hakir şey
- Hakk'ın rahmetine kavuşmak
- hakka bakılırsa. Declaration of Human Rights İnsan Hakları Beyannamesi. have a good right çok hakkı olmak
- hakkak
- hakkaniyet
- hakkaniyetli
- hakkedilmiş çelik levha ile basılan resim. steel wool bulaşık teli
- hakketmek
- hakketmek. graven image oyma put .
- hakketmek: geçmek. trace back aslını arayıp bulmak. trace out krokisini yapmak
- hakkynda
- hakkâk
- hakkâk kalemi .
- Hakkâri
- hakkı için
- hakkı için. by and by ileride
- hakkı olan kıymeti vermemek.
- hakkı olmadığı yere giren kimse.
- hakkıda hiciv yazmak . lampooner
- hakkında
- hakkında hüküm vermek
- hakkında kötü düşünmek.
- hakkında tekrar düşünmek
- hakkında çok yayın yapılmış.
- hakkında şüphe etmek. mistrustful güvensiz
- hakkında şüpheye düşmek
- hakkında.
- hakkından gelmek
- hakkından gelmek.
- hakkından gelmek. break even kâr ve zararı eşit olmak
- hakkından gelmek. tackling halat takımı.
- hakkını ispat etme. assertory iddia eden.
- hakkını korumak
- hakkını muhafaza etmek.
- hakkını vermek
- hakkını vermek. relieve oneself dışan çıkmak. relievable yardım edilir
- hakkını yemek veya iptal etmek
- hakkını yerine getirmek
- hakkını çiğnemek
- hakkıyla
- hakkıyle
- hakkıyle düşünülürse. It stands to reason. Galiba öyledir. with reason haklı olarak.
- hakları tanınmış iktisadi müesseseler.
- haklarından feragat etmek
- haklı
- haklı göstermek
- haklı olarak
- haklı olarak.
- haklı olarak. justness hak
- haklı çıkarma veya çıkma
- haklı çıkarmak
- haklı çıkarılabilir
- haklı çıkma
- haklılık
- haklısın
- haksız
- haksız hüküm veya işten gelen zarar
- haksız muamele etmek
- haksız olarak.
- haksız talep
- haksız. shabbily kılıksızca
- haksızca
- haksızca istifade etmek. impose on rahatsız etmek
- haksızca. unfairness haksızlık .
- haksızlık
- haksızlık etmek
- haksızlık etmek.
- haksızlık.
- haksızlığa karşı öfke
- haksızlığa maruz kalan kimse.
- haksızlığa uğratmak. make a martyr of mazlum mevkiine koymak.
- haktanır
- hakça mücadele etmek.
- hakîkaten
- hal
- hal ile ifade olunan
- hal personal estate menkul mal. realestate mülk
- hal ve hareket tarzı
- hal ve kıyafetlerin değişmesi
- hal'
- hal.
- hal. frame house ahşap ev. frame of mind düşünüş tarzı
- hala
- hala kızı. mother' brother' son daughter dayı oğlu
- Halacistan
- halaha
- halamın taşakları olsaydı, amcam olurdu
- halaoğlu
- halas
- halat
- halat bedeni.
- halat çekişme oyununda en arkada duran adam
- halat çekme
- halatla tutturmak.
- halatm boşu
- halatın bir kolu
- halatın bir kolunu koparmak
- halatın gevşek ucu
- halayık
- halayık. bonded debt rehinli tahvil
- halayıklık
- Halaç
- Halaçça
- halbuki
- halde
- halden anlama
- halden anlamak
- halden anlayan. largeminded geniş fikirli
- halden hale girmek
- hale
- hale yola koymak
- halecan
- halef
- halef selef olmak
- halefi olmak
- halefler.
- haleluya
- halen
- Halep
- halet
- half a dozen of another ya bu
- halhal
- hali
- hali hazırdaki
- hali vakti yerinde olmak. in blossom baharı açmış
- hali vakti yerinde.
- hali vakti yerinde. hare' foot clover tavşan paçası yonca
- halife
- halifelik
- halihazırda
- halile
- halim selim
- halim selim. placidity skunet
- halinde
- halinde. on the alert tetikte
- halinde. quite an event olağanüstü bir durum. eventful hadiselerle dolu. eventfully olaylarla dolu olarak.
- halinden şikayet etmek
- halinden şikâyet etmek
- halinden şikâyet.
- haline bırakmak
- haline bırakmak. Honesty
- haline bırakmak. let slip kaçırmak
- halis
- halislik
- Halit
- halita
- haliyle
- haliç
- halk
- halk arasında
- halk avcısı. demagogic demagojiye dayanan.
- halk ağzı
- halk bilimi
- halk dansı
- halk edebiyatı
- halk hislerinde büyük galeyan veya heyecan.
- halk masallarında gizlice ev iş1erine yardımcı olan iyi huylu bir peri