LexiTurk← Dictionary

Turkish words: D

Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.

  • deniz mili
  • deniz motoru
  • deniz motoru.
  • deniz otobüsü
  • deniz perisi
  • deniz radarı
  • deniz rezenesi
  • deniz saksağanı
  • deniz seferleri ile ilgili. maritime law deniz hukuku. maritime power donanması olan devlet. maritime traffic deniz ticareti.
  • deniz seviyesi
  • deniz seviyesine oranla yükseklik
  • deniz seviyesinin yükselmesi
  • deniz sularının çekilmesi
  • deniz suyu
  • deniz suyuna ait
  • deniz tarağı
  • deniz tavşancılı
  • deniz tekesi
  • deniz teresi
  • deniz tutması
  • deniz tutmasından dolayı kusmak. have other fish to fry daha önemli bir işi olmak. neither fish
  • deniz uçağı
  • deniz ve hava trafiği düzeni için tayin olunmuş yollardan biri.
  • deniz veya nehir suyunun çalkanmasından hasıl olan ses
  • deniz yatağı
  • deniz yol culuğuna çıkmak. half seas over sarhoş. inland sea iç deniz. on the high seas açık denizlerde
  • deniz yolculuğu
  • deniz yolu
  • deniz yosunu
  • deniz yüzeyi ile beraber veya yüzeyin hemen altında bulunan kayalar. reef'y döküntülü
  • deniz yılanı
  • deniz yıldızı veya beş parmak denilen hayvanın parmaklarından her biri
  • deniz çalkantısı
  • deniz çulluğu
  • deniz ördekleri
  • deniz ördeği
  • deniz ürünleri
  • deniz ürünü
  • deniz üssü
  • deniz üzümü
  • deniz. the deep
  • denizaltı
  • denizaltı yer sarsıntısından ileri gelen büyük dalga.
  • denizaltında kullanılmaya elverişli
  • denizaltında olan
  • denizaltında yetişen
  • denizaltında.
  • denizanası
  • denizanası ağacı
  • denizanasının şemsiye şeklinde yüzme uzvu
  • denizaslanı
  • denizatı
  • denizaşırı
  • denizaşırı.
  • denizbilimci
  • denizci
  • denizci düğümü
  • denizci.
  • denizcilerin azıklarını koydukları ufak tahta tekne
  • denizcilik
  • denizcilik.
  • denizciye mahsus
  • denizde
  • denizde sığlık
  • denizden uzak
  • denizden çıkan
  • denize ait
  • denize açılabilir.
  • denize açılmak
  • denize açılmak. put forward ileri sürmek
  • denize balık tohumu ekmek
  • denize dökülen petrol. spill the beans kdili. ağzından baklayı çıkarmak.
  • denize düşen yılana sarılır
  • denize karşı dayanıklı
  • denize uzanan sivri burun
  • denizel
  • denizgülü
  • denizhıyarı
  • denizi hatırlatan
  • denizibiği
  • denizin dibi
  • denizin dibi.
  • denizin meddi
  • denizin slğ sulannda istiridye yetişen yer. oyster catcher istiridye avcısı
  • denizineği
  • denizkedisi
  • denizkestanesi
  • denizkestanesi .
  • denizkulağı
  • denizkızı
  • denizkızı.
  • denizle ilgili
  • denizle ilişiği olan
  • Denizli
  • denizlik.
  • denizmaymunu
  • denizyıldızı
  • denizyıldızı.
  • denizşakayığı
  • denk
  • denk balama
  • denk etmek
  • denk gelmek
  • denk gelmek. befitting uygun.
  • denk sandığı
  • denk yapma
  • denk yüklemek
  • denklem
  • denklemek.
  • denkleştirmek
  • denklik
  • denkserlik
  • denksizlik
  • denktir
  • denlik
  • denmek
  • denominasyon
  • denç borda etmek.
  • denşirik
  • denşirme
  • deodoran.
  • deodorant
  • deoksiribonükleik asit
  • deoksiriboz
  • deontoloji
  • departman
  • Department
  • depo
  • depo etmek
  • depo malları
  • depo. deposit account mevduat hesabı. demand deposits vadesiz mevduat money on deposit bankadaki para
  • depoda saklanan ihtiyat eşya
  • depolama
  • depolama kulübesi
  • depoya koyma veya doldurma
  • depozit
  • depozito
  • depozito etmek tevdi etmek
  • depozito verme
  • deprem
  • deprem bilimi
  • depremölçer
  • depresyon
  • depresyonlu
  • derbeder
  • derbeder kimse
  • derbeder ve serseri kimse
  • Derbent
  • derbentçi
  • derbi
  • Derby
  • derde derman
  • derdini anlatmak
  • derdini dökmek
  • dere
  • dere alabalığı
  • dere düdükçünü
  • dere gibi.
  • dere kuşu
  • dere otu
  • dere pisisi
  • dere, çay
  • dere.
  • derealizasyon
  • derebeyi
  • derebeylik
  • derebeyliğe ait. feudal system Avrupa derebeylik sistemi. feudalism derebeylik feudal'ity derebeylik
  • derece
  • derece almak
  • derece derece
  • derece taksimat
  • derece veya miktar
  • derecelere aynlmak
  • derecelere ayırmak
  • dereceli
  • dereceli sıvı öIçeği
  • derecesine kadar
  • derecik
  • dereotu
  • dereyi görmeden paçaları sıvamak
  • dergah
  • dergi
  • dergi veya gazeteye yazı yazan kimse.
  • dergâh
  • derhal
  • derhal olan
  • derhal yapılan
  • derhal.
  • derhal. And if the bed should catch fire
  • derhal. make short work of hakkından gelmek. run short malzemesi tükenmek
  • derhal. not as yet henüz değil.
  • derhal. send away başka bir yere göndermek
  • derhâl
  • deri
  • deri ile örtülmek
  • deri sırtlı deniz kaplumbağası
  • Derice
  • dericilik
  • deriden yapılmış giysi
  • deriden yapılmış şey
  • derilme
  • derin
  • derin araştırma
  • derin bir şekilde
  • derin deniz
  • derin derin
  • derin derin düşünmek
  • derin derin düşünmek.
  • derin devlet
  • derin düşünme. ruminative derin düşünceye dalmış.
  • derin düşünmek
  • derin sessizlik
  • derin tesir blrakmak
  • derin yer
  • derinde. deep laid schemes enine boyuna düşünülmüş. planlar
  • derinden gelen ses
  • derinlemesine
  • derinleşmek
  • derinleştirmek
  • derinlik
  • derinliği olmayan
  • derinliğinde.
  • derinliğine gitmek: ağır ağır inmek: girmek: etkilemek
  • derinliğini yoklama
  • derinliğini yoklamak
  • derinti
  • derisi dikenliler
  • derisi sıyrılmış
  • derisini veya kabuğunu soymak
  • derisini yüzmek
  • deriye yapışmış kir
  • deriyi işlemek
  • deriyi işleyip kullanılır hale getirmek
  • deriyi pürtüklü hale getirmek. pebbled çakıl döşeli. pebbly çakıllı
  • derişik
  • derişiklik
  • derişim
  • derken
  • derken. just there tam orada. just the same tıpatıp aynı
  • derkenar
  • derleme
  • derleme eser
  • derleme yapıt
  • derlemek
  • derlemek.
  • derleyen
  • derleyerek. eclecticism seçip toplamak eğilimi.
  • derleyici
  • derli topluluk.
  • derman
← PreviousPage 6 of 19Next →