Turkish words: D
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- deme ya
- demek
- demek bu kadar
- demek istemek
- demek ki.
- demek ki. What do you have to say for yourself? Söyleyeceğinizi söyleyin Kendinizi savunun.
- demek olan
- demek.
- demet
- demet yapmak
- Demeter
- Demeter Yasası
- demetçik
- demeç
- demeç veya sözün kısaltılmış şekli
- demin
- demir
- demir alet
- demir almak
- demir atma.
- demir atmak
- demir atmış. cast anchor
- demir baş
- demir dikeni
- demir dövmek
- demir gibi
- demir imalâthanesi
- demir kaplı
- demir oksit
- demir para
- demir pası
- Demir Perde
- demir peroksit. yellow crocus pas lâlesi
- demir resmi
- demir sancağı
- demir tavında dövülür
- demir yeri. anchorhold demirin tutması
- demir yolcu
- demir yolu
- demir çubuklardan yapılmış pencere kafesi .
- demir çubuklarla kapatlımış
- demirbaş. Iight fixtures elektrik teçhizatı.
- demirci
- demirci ocağı
- demirci. smithy demirhane
- demirden yapılmış
- demire benzer.
- demirhane
- demirhindi
- demirhindinin meyvası.
- demiri dövüp saç yapmakta kullanılan çekiç. fuller' earth kil
- demiri ocakta kızdrıp işlemek
- Demirkapı
- Demirkazık
- demirkazık. shooting star kayan yıldız
- demirleme
- demirleme harcı.
- demirleme yeri
- demirlemek
- demirlemek.drag the anchor demir taramak. kedge anchor tonaz demiri
- demirlenmiş olma
- demirleyecek yer.
- demirli
- demirmıknatıslık
- demiryolu
- demiryolu arabası
- demiryolu başı
- demiryolu başı ile ona bağlı makas ile istasyon ve depolar
- demiryolu başının bulunduğu istasyon veya şehir
- demiryolu ile taşımak
- demiryolu ile taşımak.
- demiryolu istasyonu
- demiryolu makası
- demiryolu makası üzerinde hattın açık veya kapalı olduğunu gösteren işaret
- demiryolu traversi
- demiryolu veya tramvay raylarına serpilen kumu taşımaya mahsus sandık
- demiryolu üzerine konulup işaret olarak tekerlekler altında patlatılan fişek
- demiryolunda ana hattan ayrılan şube hattı.
- demiryolunun başına ait
- demiryolunun geçtiği arazi
- demirî
- demiurgos
- demiyelinizasyon
- demişken
- demlemek
- demlendirme
- demlendirmek
- demlenme
- demlenmek
- demli içecek
- demlik
- demode
- demode olmuş.
- demode. set the fashion modada öncülük etmek. the latest fashion en son moda.
- demodülasyon
- demodülatör
- demografi
- demografik
- demokrasi
- demokrasi rejimi.
- demokrat
- demokrat kimse. democrat'ic demokrasiye ait
- demokratik
- Demokratik Alman Cumhuriyeti
- Demokratik Doğu Timor Cumhuriyeti
- Demokratik Eylem Partisi
- Demokratik Kongo Cumhuriyeti
- Demokratik Sosyalist Sri Lanka Cumhuriyeti
- demokratik sosyalizm
- demokratikleşme
- demokratikleşmek
- demokratikleştirmek
- demon
- demonim
- demonte etmek.
- demoralize etmek
- den
- den ambarda eşya arasındaki geçit
- den bir geminin doğuya veya batıya doğru kestiği mesafe
- den donanmaya katmak
- den kaçmak
- den palamar gözü
- den su hattının üzerinde iki güvertesi bulunan gemi. doubleedged iki tarafı keskin
- denatürasyon
- dency serbestlik
- dendrokronoloji
- dendroloji
- denek
- denektaşı mihenk.
- denel yanılgı
- deneme
- deneme alanı.
- deneme kabilinden
- deneme niteliğinde
- deneme tahtası
- deneme yanılma
- deneme çalışması
- deneme. be on trial yargılanmak
- deneme. make the supreme sacrifice canını feda etmek. supremely fevkalade
- deneme. tentatively muvakkaten
- denemeci
- denemek
- denemek.
- denemek. chance on
- denemeler
- denenme
- denenmek. He is a trial to his mother. Annesi için bir baş belâsıdır.
- denenmemiş
- denenmemiş. naively safça. naivete saflık
- denenmiş.
- denet işlem
- denetim
- denetim kurulu
- denetim, inceleme
- denetimsel
- denetleme
- denetlemek
- denetlenmek
- denetlenmiş
- denetleyici
- denetçi
- denetçi. supervi'sory denetçiye özgü
- deney
- deney kâğıdı
- deney tüpü
- deney yapmak
- deneycilik
- deneyerek. trial balance muhasebede zimmet ve matlup yekunlarının mukayesesi
- deneyim
- deneyimcilik
- deneyimlemek
- deneyimsel
- deneyimsiz
- deneyimsizlik
- deneysel
- deneysel psikoloji
- deneyüstü
- deneştirme
- denge
- denge aleti
- denge duru denklemi
- denge sağlamak
- denge sağlayan kimse veya şey
- denge ve başarı derecesi
- denge.
- dengede hareket düzeni.
- dengeleme
- dengelemek
- dengeleyici
- dengeli
- dengeli muvazeneli
- dengeli olmak
- dengesini kaybetmiş
- dengesiz
- dengesizlik
- dengeç
- dengi diş
- dengi olmak
- dengiyle karşılamak
- denilebilir
- denilen şey
- denileni yapmak
- denim
- denitrifikasyon
- Deniz
- deniz akıntısı
- deniz alabalığı
- deniz albayı
- deniz altı
- deniz banyosu almak
- deniz binbaşısı. commander in chief başkomutan.
- deniz biyolojisi
- deniz dibi tetkiklerinde kullanılan küre biçiminde dalgıç aleti .
- deniz dibindeki hayvanlar tarayarak yakalama aleti. a tangle of weeds sarmaşık örgüsü
- deniz dibini taramak
- deniz düdükçünü
- deniz eri.
- deniz feneri
- deniz fili
- deniz fili. sea eryngo keçisakalı
- deniz filosu. navy bean küçük kuru fasulye. navy blue lacivert
- deniz gergedanı
- deniz gibi geniş olan herhangi bir şey. sea anchor deniz demiri. sea anemone deniz şakayığı
- deniz güzeli
- deniz haritası
- deniz hukuku
- deniz hıyarı
- deniz inekleri
- deniz iş1erine veya gemilere ait denizsel
- deniz kabuğu
- deniz kaplumbağası
- deniz kartalı
- deniz kazası
- deniz kazasından veya yangından kurtarma ücreti
- deniz kazasından veya yangından kurtarılan mal
- deniz kenarı
- deniz kenarında veya denize yakın
- deniz kulağı
- deniz kurdu
- deniz kuvvetleri
- deniz kuvvetlerine ait
- deniz kırlangıcı
- deniz kıyısı
- deniz kıyısında tahtalardan yapılmış kaldırım.
- deniz kızı
- deniz martısı
- deniz marulu
- deniz mavisi
- deniz mavisi lori
- deniz memelileri