Turkish words: D
Browse canonical turkish dictionary headwords with Turkish–English translations.
- d E
- d hipervitaminozu
- D-Feda
- da
- da dahi
- da yanmak
- da yanıksız. paper clip raptiye
- dabak
- DAC
- dadanmak
- dadaş
- dadaşlık
- dadı
- Daeş
- Dafni
- Dagon
- daha
- daha akıllı olup galip gelmek.
- daha alçak bir duruma düşmek . degenera'tion yozlaşma
- daha alçak. lower case minüskül
- daha az
- daha az bir şey
- daha ağır gelmek.
- daha aşağı
- daha beter olmak. go to the bad fena yola sapmak
- daha değil
- daha doğrusu
- daha elverişli mevkide olmak. inside out ters yüz. insider içerideki kimse
- daha fazla
- daha fazla parlamak.
- daha fazla.
- daha fena
- daha fena bir şekilde
- daha fena şey
- daha güzel
- daha hasta
- daha ihtiyar
- daha ilerde
- daha ilerde veya kıdemli olan
- daha ileri.
- daha iyi
- daha iyi bir şekilde
- daha iyi duruma getirmek.
- daha iyi duruma sokmak. cila
- daha iyi hale koymak
- daha iyi saymak
- daha iyi şartlar altında bulunmak. droplet damlacık.
- daha iyi şekle sokmak
- daha iyi. preferably tercihen.
- daha iyisi
- daha iyisini yapmak
- daha kuru
- daha kötü
- daha küçük
- daha küçük kimse veya şey
- daha ne hakkında konuştuğunu bile bilmiyorsun
- daha neler
- daha sonra
- daha sıcak olurduk!
- daha uzak
- daha uzakta
- daha uzağa
- daha uzun
- daha uzun olan
- daha uzun ömrü olmak.
- daha yaşlı
- daha yoğun idman yapmaya başlamadan önce vücudu ısıtmak için yavaş yavaş koşma.
- daha yukarıda olarak
- daha yüksek
- daha yüksek bir makama baş vurma
- daha yüksek rütbede olmak
- daha yüksek.higher criticism Kitabı Mukaddes yazılarının tarih
- daha ziyade
- daha ziyade çay koymaya mahsus küçük kutu
- daha çok
- daha çok above all hepsinden ziyade
- daha çok beğenmek
- daha çok: outstay
- daha önce
- daha önce gösterilmiş olan
- daha ötede
- daha üstün
- daha şimdiden
- daha.
- dahası
- dahi
- dahi.
- dahi. itemize ayrıntıları ile yazmak.
- dahil
- dahil etmek
- dahil etmemek
- dahil olmak
- dahilde.
- dahilden verilen ilâç
- dahilen
- dahili
- dahili savaş
- dahili siyaset.foreign policy dış politika
- dahilinde
- dahiline
- dahilî
- dahiyane
- dahme
- daikon
- daim
- daim olmak
- daima
- daima aynı sofrada yemek yiyen kimseler
- daima keyifsiz
- daima yanan. ever changing daima değişen. ever living ölmez
- daima çekişen
- daima ödünç verilip iade edilen para. revolving light döner fener.
- daima.
- daima. if ever şayet
- daimi
- daimi hale getirmek
- daimi irat. in perpetuity ebediyen
- daimi müşteri
- daimi olarak.
- daimi olarak. He will come to no good . 0 adam olmaz. hold good geçerli olmak
- daimi olarak. lastingness devamlılık.
- daimi olmayan
- daimi. habitually alışıldığı şekilde
- daimî
- dair
- daire
- daire çember
- daire çevresi. circumferen'tial daire çevresine ait veya onunla ilgili.
- daire şeklinde
- daire şeklindeki alan
- dairesel
- daireye ait
- daireye ait. departmen'talize şubelendirmek.
- dakhund
- dakik
- dakik olarak
- dakik olarak. rigorousness sertlik
- dakik olma.
- dakik. nice and iyice
- dakik. precision bombing tam isabetli bombardıman.
- dakika
- dakikası da- kikasına yapma. prompt'ly derhal
- dakikası dakikasına. punctual'ity
- dakikayı gösteren kol. minute mark dakika işareti
- dakiklik
- dakiklik.
- dakka
- dakka dukka
- Dakotaca
- daktilo
- daktilo ile yazma
- daktilo makinesi
- daktilo.
- daktiloda yazı yazan kimse.
- daktiloda yazı yazmak
- daktilograf
- daktilografi
- dal
- dal budak salmak. root and branch baştan başa
- dal kemik
- dalak
- dalak otu
- dalalet
- dalalete düşmek
- dalan
- dalan kimse
- dalavere
- dalavere yapmak
- dalavere. target practice atış talimi. the regular practice adet
- dalavereci kimse. plain dealer dürüst adam.
- dalavereci manip'ulator idare eden kimse
- dalavereci.
- dalavereli
- dalay lama
- Dalay Lama.
- dalaş
- dalaşkan
- dalaşmak
- daldırma dal
- daldırma mum
- daldırma. a good layer bol yumurta yumurtlayan tavuk. layer cake arası kremalı kat kat pasta.
- daldırmak
- daldırmak için dal koparmak.
- daldırmak: indirmek: gururunu kırmak
- daldırılmak için koparılan dal
- dalga
- dalga bandı
- dalga boyu
- dalga boyu.
- dalga dalga
- dalga dalga etmek. ondüle yapmak
- dalga dalga.
- dalga dümen
- dalga enerjisi
- dalga evresi
- dalga genliği
- dalga geçmek
- dalga gibi kabaran şey
- dalga itilimi.
- dalga işlevi
- dalga kuvveti
- dalga kuvvetiyle hareket etmek
- dalga mekaniği
- dalga sesi
- dalga uzunluğu
- dalga çukuru
- dalga çıkını
- dalgacı bir şekilde.
- dalgacık
- dalgacılık. woolgatherer dalgın kimse.
- dalgakıran
- dalgakıran.
- dalgalandırmak
- dalgalanma
- dalgalanmak
- dalgalanış
- dalgalar üzerinde "surfing" yapan sporcu.
- dalgalarla yıkanan
- dalgaların kıyıya attığı enkaz ve mallar
- dalgaların sahile attığı süprüntü
- dalgaların sahile getirdigi buz parçacıkları
- dalgaların sahile vurarak kırılması
- dalgaların sağa sola attığı.
- dalgalı
- dalganın yüksek kısmı
- dalgasız
- dalgın
- dalgın. far West uzak Batı
- dalgınlık
- dalgınlık.
- dalgınlık. in contem plation of düşüncesiyle
- dalgıç
- dalgıç kuşu. skin diver
- dalgıçkuşu
- dalgıçlık
- dalkavuk
- dalkavuk. stick like a leech sülük gibi yapışmak.
- dalkavukluk
- dalkavukluk eden. obsequiously dalkavukluk ederek. obsequiousness dalkavukluk.
- dalkavukluk etmek
- dalkavukluk etmek. through thick and thin her güçlüğe katlanarak
- dalkavukluk. soft water tatlı su
- dallama
- dallanma
- dallanma oranı
- dallanmak.
- dallanıp budaklanmak
- Dallas
- dallı
- dalma